İbrahim Genç

Av mevsimi

21 Nisan 2011 Perşembe 23:37

Keklik kuşlarının güzel sesi yankılanıyor yurdumun geniş ovalarında. Desen desen gölgeleri var şimdi toprağın sırtında keklik kuşlarının. Tüylerinin yumuşaklığında rüzgarlar şarkı söylüyor dört bir yönden. Ve bıldırcın kuşları… Ürken bakışlarından dökülen telaş… Tüylerinin altında saklanan üşümeler… Tedirginlik… Çünkü her an  dokunulabilir bir tetiğe ve ansızın bir mermiye hedef olabilir. Ya da çok ince ve kurnazca düşünülmüş bir tuzağa düşebilir.

Ki zaten av “çeşitli yöntemlere başvurarak yaban hayvanlarını vurma, öldürme yakalama eylemi” değil miydi? Yine avcı da “avlanan, avlanmayı bir alışkanlık haline getiren kişi” değil miydi? İşte bu yüzden yeryüzü, av ve avcının savaşımında avcının türlü oyunlarına ve amaçlarına şahitlik ediyor. Çünkü avcı ya güçlü olmakla ya da kurnaz olmakla avını kolayca avlayabiliyor. Zavallı av, aslında ihtiyaç duyduğu şey az birazcık akıl-düşünme; ama gel gör ki doğanın kanunu bu, herkeste aynı düzeyde onur olmayabileceği gibi bazılarında hiç akıl da olmayabilir.

Doğanın kanunlarına göre şimdi av mevsimi kapanmış olabilir ama insanlık için her an “av mevsimi” yaşanıyor. İnsanlık, gücü ve kurnazlığı nispetinde kendi çıkarı için bir savaşımın içinde. Kazanan daha fazlasını istiyor; bir hırstır almış başını gidiyor. Kimi sadece kendini düşünüyor. Diğer tarafta insanların dillerinin yasaklanmasına hatta öldürülmesine ses çıkarmıyor. Bu bencillik duygusunun kaynağını nerede bulacağız? Hadi bulduk diyelim, nasıl yok edeceğiz ey insanlık?

Bugün av, mecazi anlamıyla “kendisinden yararlanmak, çıkar sağlamak amacıyla tuzağa düşürülmeye çalışılan kişi”. Avcı ise “büyük bir istek ve ısrarla bir şeyin peşinden koşan, onu elde etmeye çalışan kişi”. Yeryüzü de mekan… Zamansa tüm zamanlar… Bu bir av mevsimidir ve başlamıştır ve ne zaman biteceği kestirilemiyor. Gücü olan, güçsüzü bertaraf etti, ediyor ve edecek. Kurnaz olan, iyi niyetli olanları kandırdı, kandırıyor ve kandıracak. Av mevsimidir, dört bir yandan savunma yapmak gerek. Av mevsimidir, bu seferlik daha dikkatli olunmalı.

Benim av mevsimi dediğime bugün “seçim süreci” diyorlar. Varsın desinler, yapılanın kendisi bir av-avcı ikilemi olduktan sonra…

Ama bu av mevsimidir. Bu mevsim en yırtıcı şekilde Mezopotamya’da, Kürt diye bilinen halkın topraklarında hüküm sürüyor. Önümüzdeki bu iki ayda ise av mevsiminin daha çetin geçeceği öngörülüyor.

Av mevsimidir; benim Başbakanım uluslar arası toplantılarda asimilasyonun insanlık suçu olduğunu söylüyor. Kendi kimliğinden olanlara, ana dillerini korumalarını tembih ediyor; Gelin görün ki kendi topraklarında Kürtler bunları isteyince buna karşı çıkıyor.

Av mevsimidir; benim Başbakanım ve ekibi bir zamanlar dillerini ve türkülerini yasakladıkları ve hatta sürgüne mahkum ettikleri Kürt sanatçı ve aydınlarının peşine düşmüşler. Kol kola girmeler ve objektiflere yayılan –hangi maksatla olduğu bilinmeyen- gülücükler… Dedik ya, av mevsimi bu; kim bilir avcı ne tür bir kurnazlığa başvurdu ya da neler vaat etti.

Bugüne kadar Kürtler, her türlü baskı ve şiddetle yola getirilmek ve avlanmak istendi ama Kürtler buna direndiler. Yani av için gerekli olan “güç” koşulunu Kürtler devre dışı bıraktılar. Şimdi sırada av için gerekli olan bir şey kaldı: kurnazlık. Bugün ülkemizde özellikle AKP tarafından bu politika canla başla sürdürülüyor. Bu politika sonucunda tuzağa düşen Kürtler var muhakkak. Ki bunlar sadece tuzağa düşmekle kalmayıp Kürtler için sembolik anlamı derin olan keklik kuşları gibi diğer Kürtleri de bu tuzağa çağırıyor. Kürtler buna direndikçe de “kötü Kürt” oluveriyorlar birden.

Ama şu bir gerçek ki Kürtler son aylardaki tutumlarıyla iktidarın bütün kurnazlıklarını bozmaya başladı. Gerek sivil itaatsizlik eylemleri ve gerekse sivil Cuma gibi duruşlar, sistemi fazlasıyla tedirgin ediyor. Aynı şekilde seçim sürecinde BDP’nin Kürtlerin her kesiminden bağımsız aday göstermesi de oyunu bozan ve Kürtleri birleştiren durumlardır.

Bu yazı toplam 4772 defa okunmuştur