İrfan Sarı

Aşkına vuruşulan topraklar

19 Ağustos 2013 Pazartesi 10:36

Neresinden bakarsanız bakın çok eski bir sevdadır bu topraklar için vuruşmak.

Âdem, dünyaya yeni adım basmış, onun için yaratılmış olan bakir dünyada bir o yana bir yana gezer dururmuş.

Tanrı! Sınamak ister.

Azrail’e emir eyler, "Git ve Adem ile karşılaş, de ki; ne işin var burada, benim topraklarımda ne dolaşırsın yabancı?"

Her şeyden habersiz Âdem, hala o mistik dünyanın doğasının büyüsünde gezip dolaşırmış. Azrail, tesadüfmüş gibi birden belirir. İlk sözü o söyler. "Yabancı ne dolaşıyorsun benim topraklarım da"

Âdem, neye uğradığını anlamaz, birden az önce gezindiği güzellikler bir bir geçti gözlerinin önünden. Bencilliği tuttu. Sahiplenme güdüsü onu ateşlendirdi. Karşısında duran cüsseli adama bakıp durdu, söyleyecek bir sözü olmalıydı…

Ve söylendi; "Asıl senin ne işin var benim topraklarımda, bu toprakların sahibi benim, çek git geldiğin yere."

Söz dalaşı başlamıştı ve geriye dönülmez bir atışmaya giriştiler.

Bir Azrail… Bir Âdem…

Derken.

Âdem, Karşısındaki cüsseli yabancıyla baş edemeyeceğini anlayınca bir anlaşma önerdi.

Ve ilk sınır taşı o gün orada konuldu.

Göz kararı tespit ettikleri, noktaya bir sınır taşı koydular. Bundan sonra o toprakların yarısı birinin, diğer yarısı sınır taşından mesafeyle diğerinin olacaktı.

Anlaşmanın sevinciyle, ilk tokalaşma o gün oldu ve ayrıldılar. Her biri kendi topraklarının derinliklerine dalmak üzere adım atmaya daha yeni başlamışken, Âdem, az önce kaybettiği topraklarının acısına dayanamayıp kafasını kurcalayan bencilliğe yenildi ve durdu.

Sırtları birbirine dönüktü; Âdem döndü ve seslendi. "Yabancı!"

Azrail de döndü ve karşılık verdi "Buyur"

Adem, "Ben vazgeçtim, bana hile yaptın, güzel olan tarafı sen aldın, topraklarımızı değiştirelim, senin sınırların benim, benim sınırlarım senin olsun" dedi. 

Azrail direndi.

Ve kavga başladı, aslında Adem’de güçlüydü, cüsseliydi ama ne yapsa, ne etse Azrail’le baş edemedi.

Bir ara Azrail onu bacağından tuttu ve sırt üstü yere bıraktı, üstüne kapandı. Adem, kıpırdayamıyordu. Sırtı yerde ve öylesine kilitlenmiş haldeyken, gözü sınır taşına takıldı, ayağının dibindeydi. Çaktırmadan sınır taşına var gücüyle itti. Sınır taşı birkaç metre öte gidince, pes çekti Âdem.

Sonra kavgadan vazgeçip tekrar yollarına devam ettiler.

Âdem, yeni kazandığı birkaç metrenin muzafferiyetiyle gururla yürürken, öte yandan Azrail her şeyin farkında kendine verilen görevlerin yenisine başlamıştı..

Evet, asıl konumuza dönecek olursak, Kürtlerin tarih boyunca hile yapmadan, emek vererek yaşadığı Kürdistan topraklarında, tarih bilimciler bilir ki; hayli hile yapılmış.

En son Lozan da dört kara parçaya ayrılırken Kürdistan, ayak oyunlarıyla, birinin sınır taşı diğerinin sınır taşına galip gelmiş.

Bir parça küçük, diğeri daha normal, bir diğeri ona benzer, biri de büyük kalmış.

Doğal olarak üzerinde kalan canlılar ve insanlarda kara parçaları ölçüsünde olmuşlar.

Aileler bölünmüş, kardeşler ayrı düşmüş, aşiretler parçalara ayrılmış velhasıl ne varsa bölük pörçük.

Şimdilerde Rojova parçasında Kürdistan’ın, kendi topraklarında yaşamak isteyen Kürtler, başka başka topraklardan gelenler ile çatışıp topraklarına sahip çıkmaya çalışıyor.

Böylesine, anlaşılmaz ve böylesine pazarlıkçı duran güçler, Kürtlerin öz topraklarında durup durmayacağı hususunu Tanrı gibi sınamak derdinde.

Kürtler ise çok açık bir dille, kendi topraklarında, yenilseler dahi, öldürülseler bile ayrılmayacaklarını ve kimseye sınır taşıyla parça vermeyeceklerini ifade ediyorlar.

Açık bir dille söylemek gerekirse, topraklarında yıllarca kimliksiz bile yaşadılar ama terk etmediler, bundan sonra da terk etmeyecekleri yönünde vuruşuyorlar.

Açlığa, ağır silahlara, onca lejyonere karşı duracağa da benziyor.

Şimdi ayak oyunlarında olanlar bu inancı ve aşkı görüp, geri adım atmalılar. Yoksa Kürtlerin kaba tabirle, bir tekme ile bırakacağı birkaç metre toprağı bile kalmamış. Onlar, onlarla aynı topraklarda yaşamış kadim halklarla birlikte kavgasız yaşamak istiyorlar.

Bu yazı toplam 4714 defa okunmuştur
16:51
 // Serhat
İşgalci güçler Hz ademe benzetilmiş...
22 Ağustos 2013 Perşembe 16:51
KORKAK TANIKLAR
 // Abdulhakim Şengel
Bu yazı üzerine buda paylaşılmaya değer

Ne demişti Eflatun:

“İktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyacı bulunmayanlara verilmelidir.”

Yeryüzünde bu şekilde hüküm süren bir iktidar var mı acaba?

Tarihin her döneminde iktidarların küçük menfaatler için oluk oluk kan akıttığını hepimiz biliyoruz ve bugün dahi buna şahit oluyoruz. Belkide bunu görmemek için kör, duymamak için sağır olmak lazım.

İşte bunun en iyi örneği apaçık bir şekilde yanıbaşımızda duruyor, evet bütün bir Ortadoğu coğrafyasında yaşananları görmüyorsak gerçekten körüz demek, aksi taktirde başka bir ihtimlı kabul etmek zorundayız, zannımca o ihtimalı kolay kolay kimse kabul etmeyecektir.

Yeri geldiğinde, sırf gücü eli...
20 Ağustos 2013 Salı 20:34
20:02
 // mazlum
taş yuvarlanır düz yerde durur
Eski bir kürt atasözü...
19 Ağustos 2013 Pazartesi 20:02