İbrahim Genç

Araştırmacı ve Metot üzerine -3

30 Mart 2012 Cuma 18:28

Araştırmacının niteliklerini belirtikten sonra bir araştırmacının hakikati bulmak için nasıl bir yol izlemesi gerektiği ve nelere dikkat etmesi gerektiği üzerinde artık görüşebiliriz. İnsanoğlunun merak, sorgulama ve anlama dürtüsü insanoğlunu hakikati bulmaya sevk ederken aynı zamanda insanoğlunun hakikate erişmesi için ne gibi bir yol izlemesi gerektiği problemini ortaya çıkarmıştır. İlk insanlar çoğu zaman aradıklarına tesadüflerle ulaşırken her şey, empirik ve genel-geçer idi. Buna karşın insanoğlu, uygarlıklar kurdukça ve doğasal-toplumsal olguları tanımlamaya giriştikçe bilim ve bilimin ilkeleri ortaya çıkmıştır. Descartes’in ‘onunla yavaş yavaş bilgimi artırdım’ dediği metot, günümüzde her bilimin kendi metodunu kurması şeklinde bir sistematiğe oturtulmuştur. Özellikle herkesin karakter yapısına, beğeni ve arzularına göre bir metot tespit etmek mümkün olmadığından bilimsel araştırmalarda takip edilen metodun evrensel düşünüşe sahip olması ve evrensel ilkeler taşıması bir çalışmanın kabul edilebilirliliğini güçlendirecektir.

Hakikati aramada metodun zorunlu olduğuna inanan ve bir şeyi metotsuz aramaktansa hiç aranmaması gerektiğine inanan Descartes “ben metottan şaşmaz ve kolay kurallar kastediyorum, öyle ki onların dediğini tamamıyla yerine getiren kimseler, hiçbir zaman doğruyu yanış yerine almayacak ve boş emeklerle kendilerini yormaksızın, azar azar ilimlerini artırarak, bilebildikleri bütün şeylerin doğru bilgisine ulaşacaklardır” (3, s. 22) diyerek bize aynı zamanda metodun kesinlik, kolaylık, verimlilik ve bilgelik gibi özellikler taşıdığını duyurmaktadır. İşte tam da bu noktada ilkelerin çok olması yerine, var olan ilkeleri tam bir disiplin içinde uygulamanın daha çok faydalı olacağını savunan Descartes; gerçeğe ulaşmanın yolunu uzunca sorguladıktan sonra tespit ettiği metot ilkelerinin tam olarak uygulanmasının kendisine yeteceğini belirtmektedir. Şimdi ben de Descartes’in tespit ettiği ilkeleri belirtmek ve üzerinde düşünmek istiyorum:

a) “Doğruluğunu apaçık bilmediğim hiçbir şeyi doğru olarak kabul etmemek, yani acele hüküm vermekten ve peşin hükümlere saplanmaktan dikkatle çekinerek, verdiğim hükümlerde ancak kendilerinden şüphe edilmeyecek derecede açık ve seçik olarak kavradığım şeyleri barındırmaktı.’’ (4, s. 23). Aklını kullanmanın büyüklüğüne inanan Descartes, burada peşin hükümler derken özellikle bireyin çocukluğundan itibaren beraberinde getirdiği kabullerden bahsetmektedir. Günümüzde bilimdışı kabullerin geçersizliğinden dolayı uygarlık tarihine katkıda bulunmak ancak, kişinin tabularını yıkmasıyla ve karşıt fikirlere düşünerek cevap vermesi ve sorgulamasıyla mümkündür. Descartes peşin hükümlere saplanmanın sakıncalarından bahsettikten sonra kişinin ancak ‘metotlu şüphe’ ile peşin hükümlere saplanmaktan kurtulabileceğini vurgulamıştır. Bu kuralda ikinci bir husus acele hüküm vermenin sakıncalarıdır. Descartes kesin bilgiye ulaşmadan acele hüküm vermenin nedenlerini de kişinin zekasına fazla güvenmesine, emekten kaçınmasına, bilgisizliğini açığa vurmaktan utanmasına ve aşırı aceleliğe bağlamaktadır.

b) “İnceleyeceğim güçlükten her birini, mümkün olduğu ve daha iyi çözümlemek gerektiği kadar, bölümlere ayırmaktı’’ (4).

c) “En basit ve bilinmesi en kolay şeylerden başlamak,… Düşüncelerimi bir sıraya göre yürütmek” (4). İkinci madde ve üçüncü madde birbiriyle bağlantılı olarak çalışan maddelerdir. Bölümlere ayırmakla araştırmacı, hem zaman kaybetmeyecek hem de basitten karmaşıklığa doğru ilerleyerek bir sıra takip edecektir. Bunun yanı sıra Descartes “Aklın İdaresi İçin Kurallar” kitabında; en kolay ve en basitten başlanmasını, ilk ele aldığı şeyde bir kuşku kalmadıktan sonra ancak diğerine geçilmesini öğütleyecektir. Aynı zamanda ele aldığımız zorluğu bölümlere ayırarak, gereksiz unsurları ayıklamış oluruz. Bu da bize verimli çalışma olanağı sağlayacağı gibi zaman yitimine de engel olacaktır. Basitten karmaşıklığa doğru basamak basamak ilerleyenler “…düşüncelerini, aynı defada birçok şeyler üzerinde dağıtmayarak, daima tamamıyla basit ve en kolay şeyleri gözden geçirmeye alışan kimseler de keskin görüşlü olurlar.’’ (3, s. 51).

d) “Hiçbir şeyi unutup ihmal etmediğimden emin olmak için, her tarafa birçok sayışlar ve tekrarlar yapmaktı’’ (4). Bilgi karışıklığına engel olmak için düzenli bir şekilde not alma ve hatırlatmalar bırakmak faydalıdır. Descartes de ilmin tamamlanması için “tetkikini gaye edindiğimiz bütün şeyleri ve ayrı ayrı her birini düşüncenin sürekli ve kesiksiz bir hareketi ile gözden geçirmek ve onları yeter, düzenli ve düzenli bir sayışta toplamak’’ (3, s. 37) gerektiğini vurgulamıştır. Buradan da sayışın kesiksiz, sürekli, yeterli ve sıralı olması gerektiği çıkarılmalıdır.

Descartes oluşturduğu bu metodun kendisine aklını kullandığından emin olma ve zihninin ele aldığı konuları daha açık ve seçik bir şekilde kavrama olanağı tanıdığını belirtiyor. Ülkemizde ise bilimin kendini diyalektik bir şekilde ifade edebileceği özgür bir ortamın olmaması ve bilim adamlarının devletçe yeterince desteklenmemesi beyin göçüne neden olmaktadır. Aynı zamanda bilim üretilmediğinden dil de kısırlaşmakta ve alıntılara mahkumiyet ortaya çıkmaktadır. Tam da bu tehlikeler göz önünde bulundurularak Türkiye gençliği kendini sorgulamalıdır.‘Ayînesi iştir kişinin lafa bakılmaz’ diyebileceğimiz gibi sembolik unsurları kutsallaştıracağımıza ve meydanlarda değişim için haykıracağımıza kitap okuyalım ve bilim üretelim. Bilim üretenin kendini kabul ettirebildiği 21. yüzyılda ancak bu  şekilde  ayakta durabiliriz. Bu noktadan hareketle Erdal Atabek’in ‘Ata Bugün Bize Ne Öğretiyor’ başlığıyla bize duyurduğu “her zaman gerçeği ara, gerçeği bul, gerçekle yüz yüze gelmekten korkma,özgürlüğün,bunu ne ölçüde yapabildiğine bağlıdır. Özgür düşün, özgür duygularla donan, kendini dünyanın uygar geleceğiyle böyle bütünleştir” (Cumhuriyet,11 Kasım 2005) öğüdünü ne kadar anlıyoruz. Artık kendimize sorabiliriz: Atatürk Türkiye’sinde ne kadar sorgulayabiliyoruz tabularımızı, ne kadar açığız karşıt fikirlere, Descartes gibi aklımızı doğru kullandığımızdan ne kadar eminiz?

Kaynakça:
(3) Descartes, Aklın İdaresi İçin Kurallar, çeviren: Mehmet Karasan
(4) Descartes, Metot Üzerine Konuşma, çeviren: Mehmet Karasan

Bu yazı toplam 5611 defa okunmuştur
metodoloji önerirken metodolojinin canına okumak
 // mesut
Metot üzerine yazmışsınız. iyi, güzel. peki ama metot üzerine yazmak yazıyı bizzat yazan kişinin ne kadar metodik yazdığına bakması gerekmez mi? mesela yazınızın başında 'hakikat'a ulaşmak gibi bir şeyden bahs etmişsiniz. nedir hakikat? bundan ne kastettiğinizi söylemeniz gerekmiyor mu? sonra kimin hakikatı ve ölçüsü ne olan hakikat? Tanımlamadığınız, son derece müphem olan bir şeye ulaşmak için istediğiniz araştırma metodunu kullanın sizi hiç bir yere götürmeyecek. Bilemiyorum belki de 'hakikat' değil de 'gerçek' demek istediniz. Çünkü kastınız sosyal bilimler ise o, zaten 'hakikat'in değil 'gerçek'in peşindedir. Amacınız 'gerçek'e ulaşmak için metodoloji önermekse 'hakikat' kavramını kullanarak zaten en büyük metodolojik hat...
31 Mart 2012 Cumartesi 00:50