İbrahim Genç

Araştırmacı ve metot üzerine -2

25 Mart 2012 Pazar 14:31

İnsanoğlunun var oluşundan bu yana sahip olduğu ‘bilme istemi’ onu; her an bir şeyleri merak eden, sorgulayan ve sorularına cevap bulmak isteyen pratik-pragmatist bir varlık yapmıştır. Bunun tabi sonucu olarak da insanoğlu, kendini doğasal ve toplumsal olgular içinde tanımlayıp bilime, dolaysıyla uygarlığa katkıda bulunmak için aklın en yararlı şekilde nasıl kullanılabileceğini sorgulaya gelmiştir. Bu da insanoğlunu her şeyin ilk nedenini bulmaya sevk etmiştir. İlk başlarda olgular sadece kendisiyle ilgiliyken insanların çoğalması ve uygarlıkların gelişmesiyle olgular, hem çeşitlenmiş hem de bir zincir halinde birbiriyle ilgili hale gelmiştir. Bu sebeple insanoğlu aradığı şeyin kendisi dışındaki etkilerini göz önüne alarak insanlara karşı sorumluluk kazanmış ve araştırma ilkelerini sistematize etmiştir.

Öyle ki günümüzde bir araştırma, kendini kabul ettirmek için evrensel bir takım ölçütlere sahip olmalıdır. Bu evrensel ölçütlerin kavranılması da ancak araştırmacının evrensel ilkelere sahip olmasıyla mümkündür. Böylece araştırmacı kendi arzularının, hayallerinin ve ideallerinin esiri olmaktan kurtulup; sağ duyulu bir akıl yürütmeyle araştırmalarını somut olgularla kanıtlamaya çalışan bir bilim adamı olabilecektir. Çünkü “araştırmacı, yazarın adını doğru almaktan, belgenin doğru olduğunu kanıtlamaya kadar birçok noktayı kanıtlamak zorundadır (2, s 89)”. Bu durumda araştırma,“önemli bir soruya cevap veya bir probleme çözüm amacı ile gözlem, deneyim, genelleme, hipotez kurma ve hipotez doğrulama gibi bilimsel işlemleri içine alan sistematik faaliyet (1)” ise araştırmacı da önce problemi tespit edebilen, önyargıya kapılmadan doğasal ve toplumsal pratiğe şüpheyle bakabilen; ele aldığı problemde neyi kabul ya da ret etmesi gerektiğini eleştirel bir kıyaslamayla kararlaştıran ve salt gerçeğe ulaşmaya çalışan pragmatist bir bilim adamıdır.

Bir araştırmanın değeri, bazen araştırmacının neyi ret ve kabul ettiğine ya da ne gibi bir metot kabul ettiğine göre de şekillenebilmektedir. Bu sebeple araştırmacının sahip olması gereken niteliklerin tespit edilmesi, bir araştırmanın ne gibi niteliklere sahip olması konusunda da bize yardımcı olacağı düşüncesindeyim. Bir araştırmacının sahip olması gereken nitelikleri Jacques Barzun; doğruluk, düzen tutkusu, düzenliliğin mantığı çağrıştırması, dürüstlük, kendini tanıma, düş gücünü kullanma olarak tespit etmektedir. Şimdi ben de bu ilkeleri tek tek ele alarak Jacques Barzun’un bu ilklerle neyi vurgulamak istediğini tespit etmeye çalışacağım:

1) Doğruluk: Doğrulukla vurgulanmak istenenin ‘bilgiyi kesinleştirmek’ ile aynı paralelde olduğunu belirten Jacques Barzun, böylece kusursuzluğa gidilebilineceğini vurguladıktan sonra kusursuz olmanın ilkelerini de “ilk incelediğinizde konuya dikkat etmek ve küçük farkları gözden kaçırmayıp tam tersine onları kaydetmek (2)” olarak belirlemektedir.

2) Düzen tutkusu: Bir araştırmada araştırmacı; hipotezlerle, not alması, gruplandırması ve doğrulaması gereken şeylerle uğraştığından bir karışıklığa saplanmamak için mutlaka araştırmasını bir düzenlilik dahilinde sürdürmelidir. Düzenlilik için de Jacques Barzun dinginlik, sabır ve sebat gibi üç niteliğin bulunması gerektiğini belirtir.

3) Düzenliliğin mantığı çağrıştırması: Jacques Barzun düzenliliğin bedensel, mantığın ise düşünsel olduğunu tespit ettikten sonra burada mantıkla vurgulamak istediğinin, bir felsefecinin genel mantığının dışında “bir kütüphane araştırmasının karışıklığına hazır ve kullanıma uygun çözüm bulma yolu” olduğunu belirtmektedir. Bu da başvuru kitaplarının nasıl sınıflandırılması gerektiğinin ve sonuç çıkarmanın bilinmesini gerektirmektedir.

4) Dürüstlük: Hayatımızın her alanında sahip olunması gereken dürüstlük, araştırmacının araştırmasını kabul ettirmesinde özellikle bir önem  arz etmektedir. Dolaysıyla “doğru bulduğunuzu tam bir tarafsızlıkla kaleme almazsanız, başvurduğunuz kayıtlardan çıkaracağınız ve amacınız olan sonucu kendiniz geçersiz hale getirirsiniz (2, s 42)”. Bu sebeple araştırmacı, kendi amacına ve düşüncesine aykırı gelen bilgilerle karşılaştığında önyargıya kapılmadan, eleştirel bir bakış açısıyla sonuçlara gitmelidir.

5) Kendini tanıma: Jacques Barzun insanların bazen dürüst oldukları halde görüş açılarının dar olmasından dolayı etraflarını iyice göremeyebileceklerini tespit ettikten sonra araştırmacının niçin kendini tanıması gerektiğini “kendisi farkında olmadan sahtecilik yapıp yapmadığından emin olmak, sonra da sonuca ulaşırken hangi ölçüyü kullandığını okuyucuya açık şekilde gösterip önyargının etkisini azaltmak için (2)” şeklinde belirtmektedir. Özellikle günümüzde bilimin; egemenlerin otoritesine hizmet eder hale getirilmesi, herkesin kendisine “Ben kime hizmet ediyorum? Salt hakikati bulmak için bilime mi yoksa kişisel menfaatim gereği şahıslara mı hizmet ediyorum?” sorularını sormasını, dolaysıyla kendini tanımlamasını,   zorunlu kılmaktadır.

6) Düş gücünü kullanma: Düş gücüne fazla bel bağlamanın sakıncalı olabileceğini belirten Jacques Barzun bunun yanında, düş gücünün sonuca ulaşmada sağlayacağı yararın gelenekler ve tembellik yüzünden bastırılabileceğini açıklamaktadır. Sonuç olarak Jacques Barzun gerçek düş gücünün ‘istek ve mantığın ustaca dengelenmesi’ ile ortaya çıkacağını belirtmektedir.

Kaynakça:
(1) Seyit Kemal Karamanlıoğlu, Ansiklopedik Edebiyat Sözlüğü
(2) J.Barzun & Henry F. Graff, Modern Araştırmacı, çeviren: Fatoş Dilber

Bu yazı toplam 7356 defa okunmuştur
16:23
 // Mamoste
Hocam anlattıklarınız çok güzel ama hani anlamak için en az üniversite okumuş olmak gerekli gibi. Bence günümüz dünyasının teorisyenlerden ziyade Grigory Petrov gibi insanlara ihtiyacı var. Hele de Kürt'lerin......
25 Mart 2012 Pazar 16:23