İbrahim Genç

‘Arap baharı’ndan ‘Kürt yazı’na

26 Temmuz 2012 Perşembe 23:27

ABD askeri gücünün Aralık 2010 ortalarında Irak’tan çekilmeye başlamasından hemen sonra Tunus’ta bir genç kendini yakacaktı. Bu olaydan sonra meydanlar dolacaktı ve bunun sonucunda ilk önce Tunus’ta, sonrasında da Mısır’da yönetimler değişecekti. Bu iki ülkede  yönetimin sorunsuz değişimi “Arap baharının meyveleri” olarak görülecekti ve Libya’da karışıklıklar başlayacaktı. Uzun süren iç çatışmalar ve NATO birliklerinin desteği ile Kaddafi’nin de kırk yıllık diktatörlüğüne son verilecekti. Belliydi ki başlangıcı sonucu zorlayan bir “Arap baharı” vardı. Aynı zamanda sistematik olarak işleyen bir süreç vardı. Bunu sorgulayanların kimi için “Bir halkın diktatörlerden kurtulup özgür olmasının adı” idi Arap baharı; kimi içinse Irak’ta işi biten ABD’nin öncülük ettiği Büyük Ortadoğu Projesi(BOP)’nin kılıfıydı Arap baharı.

Bu tartışmalar sürüp giderken Ortadoğu’da iç çatışmalar başlamış ve hissedilir değişimler olmaya başlamıştı. Öyle ki kendini Arap baharının uzağında gören Beşşar Esad da Mart 2011 ortalarında kendini malum duruma getiren sürecin içinde bulacaktı. Bununla birlikte başta Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan olmak üzere birçok ülke Esad’a karşı duracak ve Suriye içinde büyüyen muhalefetin açık destekçileri olacaktı. Öyle ki Türkiye, Suriye meselesini kendi “iç meselesi” görecek kadar ileri gidip Suriye’ye bir dış müdahalenin en istekli ülkesi olacaktı. Bu sebeple de Suriyeli sığınmacılar büyük bir özenle kabul edilip Türkiye’ye yerleştirilecek, Hatay’da muhalif savaşçılara eğitim ve barınma olanakları sağlanacak ve hatta kamuoyuna da yansıdığı gibi silah ve istihbarat yardımı yapılacaktı. Açıkçası Türkiye’nin Suriye’ye ilgisinin ve müdahale arzusunun, ABD’den bile daha fazla olması dikkat çekiciydi.

Belki de Türkiye, Irak savaşı sırasında 1 Mart tezkeresi krizinden dolayı Irak’ın yeniden şekillenmesinde aktif olamamanın acısını unutmamıştı. Bunun sonucunda da hiç hazzetmediği bir “Federal Kürdistan”ın burnunun dibinde kurulmasına tanık olmuştu. Bugün Türkiye’nin sürdürdüğü söz konusu Suriye politikasının esas nedeni bu “Kürt sendromu” olabilir mi? Göstergelere baktığımızda, Türkiye’nin Suriye politikasının “Irak” tecrübesiyle yakından ilişkili olduğunu kanıtlar niteliktedir. Çünkü Türkiye, farklı ülkelerin sınırları dahilinde tarihi “Kürdistan”ın parçalarının önce özerkleşerek, sonra bağımsızlaşarak ve en sonda da birleşerek bir devlet olmasından müthiş derecede korkuyor. Bu sebeple de Türkiye, hemen hemen her platformda Kürtlerin yaşadığı ülkelerin koşulsuz toprak bütünlüğünden yana tavır alıyor. Irak konusunda da bu tavır hâlâ sürüyor, bir hazımsızlık kendini gösteriyor. Öyle ki “Irak Kürdistan Federe Bölgesi” ifadesi yerine ısrarla “Kuzey Irak” terimi kullanılmakta, ikili resmî görüşmelerde Kürt bayrağı açıklama yapılan yere konulmamaktadır.

SURİYE VE KÜRTLER

Suriye’de bir yılı aşkın süredir devam eden karışıklık, birkaç gün önce Şam’da Ulusal Güvenlik binasına düzenlenen saldırı sonucu üst düzey bakanların öldürülmesiyle keskin bir viraja girdi. Bu virajda en keskin ve somut tavrı gösterenler Suriye Kürtleri olsa da bunun görmezden gelindiğini görüyoruz. Oysa Suriye’de Kürtlerin belirleyici muhalif kesim olacağı uzmanlar tarafından dile getiriliyor. Tabii gerek Esad’a karşı örgütlenen Suriye Ulusal Konseyi’nin resmi tavrı ve gerekse başta Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelerin desteğiyle yapılan toplantılarda Kürtler ya tanınmıyor ya da umursanmıyor. Bunun sonucunda gerek muhaliflerin İstanbul’daki toplantısında olsun, gerekse Kahire’deki toplantısında olsun, Suriye Kürtleri kendilerini bir ulus olarak tanımayan toplantıları terk etmeyi seçtiler, seçiyorlar.

Oysa Suriye’de Kürtler, ulusal anlamda Araplardan sonra ikinci büyük kesimdir. Suriye Kürtleri Hatay’ın doğusundan Irak sınırına kadarki bölgede; Afrin, Kamışlo, Haseki, Kobani, Halep, Amuda Derik vs. gibi yerlerde yaşamaktadırlar. Bunun yanında geçmişte Şam, Hama ve Humus’a yerleşen hatırı sayılır bir Kürt nüfusundan bahsedilmektedir. Bugün Suriye’deki genel Kürt nüfusunun 2-3 milyon olduğu dile getirilmekte ve bunun diğer ulusal kesimlere oranının %14-15 olduğu dile getirilmektedir. Buna rağmen geçmişten bu yana Suriye Kürtlerinin yok sayıldığını, asimilasyona uğratıldığını görmekteyiz. Buna karşın Kürtlerin Suriye topraklarındaki mücadelesi; ulus olarak tanınmak üzerinden şekillenmiştir. Öyle ki daha Fransız mandası altında olduğu dönemde (1920-46) Kürtlerin özerklik taleplerinin o dönemin Türkiye ve Irak hükümetlerinin “Özerk Kürt Bölgesi”ne karşı olmalarından dolayı reddediliyor.

Sonraki dönemlerde de Kürtler ve Kürtçe üzerindeki baskı farklı yönetimler tarafından sürdürülüyor. 1957’de Suriye’de kurulan ilk Kürt partisi olan Kürt Demokratik Partisi’nin talepleri reddedilip kapatılıyor. Suriye’nin Mısır’dan koptuğu dönemde (1961) Kürtlerin bulunduğu El Cezira bölgesinde Kürt nüfusu sayımı yapılırken 120 bin Kürt sayımdaki hesaptan düşürülüyor ve “yabancı” sayılıyor. Bunun sonucunda bu insanlara kimlik kartı verilmiyor ve eğitim, mülk edinme gibi haklardan yoksun bırakılıyor. Kürt bölgelerinin Araplaştırılması amacıyla başlatılan “Arap Kuşağı” projesiyle Kürtlerin asimile edilmesi ve yerinden göçertilmesi siyaseti izlenmeye başlanıyor. Bu projeyi Baas rejimi, Türkiye sınırı boyunca Kürtlerin yaşadığı bölgede gerçekleştiriyor ve Kürtleri topraksızlaştırma amacı güdüyor. Ayrıca Suriye’deki Baas rejiminin Irak’taki Baas rejimine Kürtleri bastırmak noktasında destek verdiği de dile getiriliyor.

Her ne kadar 1976’da Hafız Esad “Arap Kuşağı” projesinden vazgeçildiğini belirtse de sonuçları itibariyle Kürt bölgesi üzerindeki tahribat düzeltilmemişti. Aynı şekilde Beşşar Esad’ın iktidara geldiği 2000 yılında da reformist, hoşgörülü bir imaj oluşmuştu; öyle ki Beşşar Esad, Kürt bölgelerine gidip Kürt partileriyle görüşmeler yapmıştı. Buna mukabil 2003’te Esad’ın Türkiye’yle üst düzey ilişkiler geliştirmesi, Irak işgali sonrası artan Arap milliyetçiliği Esad’ın da tavrında değişikliklere neden olduğu dile getiriliyor. Ki daha 2004’te Kürt şehri olan Kamışlo’da bir futbol maçında Arapların Saddam Hüseyin posterleri açmasına Kürtlerin Barzani’yi destekleyen sloganlar atması üzerine olaylar çıkmış ve onlarca kişi ölmüştü.

Bugün gelinen süreçte farklı dinsel ve dilsel grupları barındıran Suriye’de Esad rejimi, BM Güvenlik Kurulu’nda Çin ve Rusya’nın vetolarıyla hâlâ ayakta durmaktadır. Esad rejiminin Suriye’sinde çatışmalar devam ederken Kürt bölgesinde farklı gelişmeler yaşanıyor. Arap baharına ta başından beri temkinli yaklaşan Kürtler, Suriye’de uzun süre taraf olmaktan çekindiler. Esad ailesinin tarihsel arka planda yaptıkları ve Suriyeli muhaliflerin Kürtleri ulus olarak tanımayan tavrı, Kürtleri üçüncü bir ayrı seçenek durumunda kalmaya zorladı. Bu süreçte Suriye Kürtleri, adım adım öz savunma birliklerini geliştirmeye çalıştılar. Bununla da Hür Suriye Ordusu’nun Kürt bölgesine girmesini engellediler. Çünkü Kürtler, muhaliflerin Kürt bölgesine girmesiyle Esad güçlerinin burayı da çatışma alanı haline getireceğinden korkuyorlardı. Bu korkunun bir diğer nedeni de Hür Suriye Ordusu’nun içinde farklı fraksiyonların oluşması ve farklı adlar altında, hırsızlık, talan işlerine girmesiydi.

Sonuç itibariyle parçalanması öngörülen Suriye’de sistemlerini kuran tek kesim Kürtlerdir. Bunun hazırlığını çok önceden yapan Kürt bölgesindeki çeşitli partiler de temmuz başında Barzani öncülüğünde birleştiler. Bu birleşmenin sonucunda Suriye Kürtleri, Arap baharını “Kürt yazı”na çevirmeye çalışıyorlar. Bunu yaparken de iç çatışmaları Kürt bölgesine taşımadan gerçekleştirmeyi amaçlıyorlar. Suriye Kürtlerinin bu özerkleşme süreci her ne kadar şimdilik görmezden gelinse de ileriki süreçte Türkiye’nin politikasında ciddi kırılmalara neden olacaktır. Çünkü gelen haberlere bakılırsa Kürtler Kobani ve Afrin başta olmak üzere bazı Kürt şehirlerinde yönetimi ele geçirmiş durumdalar. Çatışmaların Kürt şehirlerine yaklaşmasıyla diğer şehirlerin de bu şekilde yönetimi devralacağı dile getiriliyor. Bu noktada Türkiye, “Kürt yazı”nın Türkiye’ye sıçramaması için nasıl bir politika izleyecek merak konusu.  Türkiye ya komşu Kürtlerin özerkleşmesini savunup karşılıklı çıkar ekseninde yaşamayı savunup Türkiye Kürtlerinin de ülke bütünlüğü içinde özerkleşmesini sağlayacak ya da yanı başındaki Kürdistan özerkleşmesi yüzünden kırılgan ve başka ülkelere tavizler veren politikalar üretecektir.

Bu yazı toplam 9968 defa okunmuştur
OSMAN
 // pala
RÜYA GÖRÜYORSUNuz. Kürtler her hakka sahip oldular....
02 Ağustos 2012 Perşembe 11:31
birlik veya ayrılık...
 // dragut
Suriyeli sünni arap ve türkmenler, esad'dan kurtulmak için cansiperane mücadele ediyor.
Esad, kürtlerin yaşadığı bölgeleri kendi elleriyle kürtlere teslim etti. Kürtler bir savaş vermiş, mücadele vermiş de kendi bölgelerini kurtarmış değiller, esad'ın hediyesi...
Yarın öbürgün hür suriye ordusu yönetimi ele alacak. Öyle veya böyle esad mutlaka gidecek.
Korkarım ki, o zaman araplar ile kürtler arasında korkunç bir iç hesaplaşma başlamasın....
29 Temmuz 2012 Pazar 16:57
İBRAHİM GENÇ in suriye analizlerine içten katılıyorum
 // TAHİR OREMAR
Doğrusu yazarımızın konuyla ilgili analizleri şeffaf ve yerinde tespitlerdir.iyi analiz etmiş konuyu,katılmamak elde değil.``pala osman``gibi şahıslar da yorum dahi yapması bilmezler, ne dediğini bilmeden işi fırsatçılığa kaymıştır...
28 Temmuz 2012 Cumartesi 14:26