1. YAZARLAR

  2. İskender Kahraman

  3. Arap Baharında Kürtler
İskender Kahraman

İskender Kahraman

Yazarın Tüm Yazıları >

Arap Baharında Kürtler

A+A-

Ayaklanma 2010’da Tunusla başladı. Libyay’ı, Mısır’ı, Fas’ı ezip geçti, Lüblan ve Ürdün patladı patlayacak. Yemen ve Suriye ile devam ediyor. Yakında olmazsa da sıra İran’a gelecek. Fakat Türkiye için birşey söylemek henüz erken.

Çok yakında Libyalıların yeni gelen çoğulcu diktatörlerden çekeceği olacak ve onlar Kadafi’leri çok arayacak. Çünkü gelenler gideni arattınca başta Mısırlılar olmak üzere Libya ve diğerleri bu devrimi yaptıklarına şimdiden pişman oldular.

Şimdilik de olsa Arap olmayan ülkelerin de (Türkiye, İran ve İsrail) kendilerini bu devrimin dışında hissederek geçici bir sevinç yaşaması aldatmacadan ibaret. 

Yani, İran’ın Suriye rejimini desteklemesi ya da Türkiye’nin, Kürtlerin içte ve dışta özgürleşmesine mani olması sıranın kendilerine gelmeyeceği anlamına gelmez.

İran’ın Türkiye’yi Batı’nın taşeronluğunu yapmakla suçlaması da İran’ı temize çıkartmadığı gibi Türkiye’nin de Suriye ve İran’ı ‘bölgeyi istikrarsızlaştırmakla’ suçlaması Türkiye’yi temize çıkartmaz.

İran kendi içinde de PJAK ile ateşkes yapmaktan başka hiçbir adım atmadı. Türk Hükümeti ise, Kürt Sorunu’nun küreselleşmesine engel olmak için de olsa başta belki birkaç adım atmaya niyetlendi. Fakat daha sonra bu adımlar oyalama taktiklerine dönüştü.

Sonra ne mi oldu? Kürtleri açılımlarla, Oslo süreçleriyle, yeni anayasa paketleriyle oyalayarak, KCK bahanesiyle pasifize etmeye çalışarak, dağdakileri de topyekun yok etme planlarına başvurunca PKK 2010 sonbaharında ateşkesi bozdu. Kürt-Türk kutuplaşması da aldı başını gitti.

Türk Hükümeti diğer Kürtler konusunda da tutarlı davranmadı. Zaten Türkiye, kendi içindeki Kürt sorununu çözme gayreti gösterebilseydi şu an korkuyla sınırının ötesindeki Kürtlerin özgürleşmesini engellemeye kalkışmazdı.

Gerçi Türk medyası hala Suriye’deki Kürt bölgesiyle ilgili olarak Türkiye için bir felaket tablosu çiziyor ve kamuoyuna akıl almaz bir korku pompalıyor.

Türkiye’nin, medyanın kopardığı panik ve korku havasına kapılarak Suriye’ye bir askeri müdahaleden bahsetmesi,  tampon bölgeden söz etmesi ve o orayı terörizmin kaynağı olarak algılaması, Suriye’deki Kürtleri de epey zaman önce tedirgin etmişti doğrusu.

Dolayısıyla, Kürtlerin de eli armut toplamıyor ya! Onlar da başta savunma birliklerini oluşturmak üzere birçok alanda önlem almıştı.

Arap Baharı Kürt baharına Dönüşünce

Şimdi, iktidardaki Şii azınlıktan daha kalabalık olan Kürtlerin; bırakın ikinci sınıf vatandaş olmayı, önemli bir bölümünün vatandaşlık haklarından bile yoksun olduğunu biliyoruz.

Kürtlerin, Arap baharı boyunca muhalefet hareketine katılmadılar, yeterince destek vermediler gibi suçlamalara da maruz kaldığını duyuyoruz.

Fakat, en azından Suriyeli Kürtlerin rejime karşı 60 yıldır mücadele ettiklerini unutmamak gerekir.

Bilindiği gibi 1916 da imzalanan Sykes-Picot anlaşması gereği Kürdistan’ın Suriye parçası Fransızlara bırakılmıştı. 1944 yılında da Suriye Arap Cumhuriyeti kurulduktan sonra Kürtler tamamen reddedilmeye başlanmıştı.

Sürmekte olan Suriye devriminin de Hasaka’da başladığını hatırlatmakta fayda vardır. Ondan önce Kamışlı’daki 2004 isyanı da çok sert bir şekilde bastırılmıştı. Sadece Kamışlı’da değil, şimdiye kadar İdlib’de, Halep’te ve birçok yerde çok sayıda Kürt öldürüldü ya da tutuklandı.

Dolayısıyla Kürtler,  ‘O uzun dönem boyunca kimse bize yardım etmedi’ diye düşünmelerine rağmen isyanın başlamasıyla muhalefete etkili bir şekilde katıldı. Halen de mücadele ediyorlar.

Ama yine de Müslüman Kardeşler’in etkisinden birçok kesimin olduğu gibi tedirgin olan Kürtlerin Arap baharı boyunca biraz pasif kaldıklarını söyleyebiliriz

Başta, Kürtler, Suriye Ulusal Konseyi’nin gibi grupların kendilerini temsil ettiğine inanmıyor. Muhalefet içindeki radikal gruplar da Kürtleri dışlıyorlar. Ayrıca, Arap muhaliflerinin ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’ isminde ısrar etmeleri de Kürtlerin Suriye muhalif hareketi içine entegre olmalarına engel oldu.

Yani, biraz pasif kalmak faydalı oldu denilebilir. En azından Kürtler gerçekçi ve akıllıca davranıp silaha ve şiddete yönelmeyerek isyan boyunca rejimin şiddetini kendi bölgelerine çekmediler. Böylece, Araplardan ve diğerlerinden gelecek milliyetçi tepkiyi ve ülke bölünüyor tepkisini de önlediler.

Öte yandan Türk medyasının sunduğu gibi orada PKK’nin denetiminde bir yapı oluşmuyor. Kürtler, yaşanan iktidar boşluğunda, Suriye Ulusal Konseyi, Özgür Suriye Ordusu veya Türkiye’nin bu boşluğu doldurup Kürt bölgesinde kontrolü ele geçirmesine karşı birkaç adım attı hepsi o kadar.

Şimdi Kürtler ne Yapmalı?

Başta, Suriye Kürtleri, Irak Kürtlerini örnek alabilir. Hatırlanacağı gibi Irak’taki YNK ve KDP ideolojik olarak birbirine zıt güçlerdi. Hatta azılı düşman olarak yıllarca birbirleriyle savaşıp düzünelerce adam öldürdüler.

Ama bu iki güç Saddam devrilince tüm çelişkilerine rağmen stratejik işbirliğine gittiler. Ve bu davranış onlara altın tepside tarihi bir fırsat sundu ve bu günkü ekonomik ve politik olarak istikrarlı olan Federal Kürdistan oluştu.

Suriye’deki Kürt partileri de birleşmiş durumda. Bu anlamda Barzani’nin ya da Karayılan’ın Suriye’deki Kürtleri (PYD ve 15 Suriyeli Kürt örgütü) bir çatı altında toplayarak Hewler Anlaşması’nı imzalatması bir başarıdır. Ama birleşmek yeterli değildir elbette.

Birleşmenin tam olması ya da ideolojik bir birliğin olması da beklenemez. Fakat, stratejik bir birlik kaçınılmazdır. Çünkü bir araya gelmek, birkaç kentin idaresini almak, okullar açmak bir ülkenin kurulması için yeterli olmayabilir.

Komşu ülkeler, ülke içindeki unsurlar bu beraberliği bozmak için ekonomik, siyasi ve askeri olarak ellerinden geleni yapacaklar. Yüksek Kürt Konseyi üyesi Mahmut Vali Ebu Candi’nin suikastla öldürülmesi tesadüf değildir.

Türkiye ile Suriye’nin karşılıklı zıtlaşıp top atışları yapması ve oradaki silahlı grupların Kürtlerle çatışmaya girmesi de buna kanıttır.

Esad’ın, isyanın başladığı ilk zamanlarda Kürtlerin bu isyana katılmasının tehlikelerini sezerek, Kürtlerin kalbini kazanma çabasıyla 200 bin Suriyeli Kürt’e ilk kez Suriye vatandaşlığını verip sessizce Kürt bölgesinden çekilmesi de hayra alamet değil.

Zaten bu durum sonsuza dek böyle sürmeyecektir. Baas rejimi her an geri dönebilir. Özgür Suriye ordusu, kurulacak yeni hükümet ya da başka odaklar da geri gelebilir.

Ayrıca Suriyeli bazı Kürt gruplar PYD’nin PKK’nin Suriye’deki kolu olduğunu ve PYD’ nin Suriye’den çok Türkiye’deki Kürtlerle ilgili gelişmelerle ilgilendiğini ve PKK’nin aktiviteleriyle fazlaca meşgul olduğunu düşünüyor.

PKK’nin Suriye’deki devrime etkisi yadsınamaz ama Suriye’deki devrimi PKK’nin Türkiye’ye karşı verdiği mücadeleden ayırmak gerekir. Suriyeli Kürtler, Suriye Kürtleri üzerinde daha çok yoğunlaşmalı ve Türkiye’deki sürecin çok farklı olduğunun farkına varmalıdır.

Yararlanılan kaynaklar

  1. Middle East Online. ميدل ايست اونلاين
  2. Cham Press. Arabic & English Private News agency. Damascus/Syria
  3. Kurd Net-Kurdistan News, News about Kurds and Kurdistan
  4. PUKmedia مەکتەبی راگەیاندنی یەکێتیی نیشتمانیی کوردستان

Bu yazı toplam 12436 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum