İbrahim Genç

Apaçiler ve Kürtler

03 Şubat 2013 Pazar 16:35

Otuz yılı aşkın süredir devam eden savaş geride ölüm, korku ve bıkkınlık bırakırken önyargılardan dolayı barış sadece düşlerde görülen bir hayaldi. Herkes kendi sınırlarına çekilmiş, birbirilerine hayatı zehir etmenin planlarını kuruyordu. Kim kimi nerede yakalarsa orada öldürmeliydi, acımak yoktu. Acıma duygusuna kapılan ya da karşısındakiyle empati kuran her kim olursa ona hemen “yılan, hain” yaftası yapıştırılıyordu. Bütün bu olumsuz havaya rağmen sadece bir defa kırılan önyargı, kapının barışa açılmasına neden olacaktı. Bunda elbette diğer Amerikalı beyazlardan farklı bir ruha sahip olan Tom jeffords’ın etkisi büyüktü. Çünkü Jeffords, yerlilerle empati kuruyor ve eşitlik temelinde bir barışın olabileceğine inanıyordu. Ama nerden nasıl başlanacağına bir türlü karar veremiyordu.

Tam da bu süreçte Jeffords, yaralı bir Apaçi gencinin hayatını kurtarır. Jeffords’ın genç Apaçiyle geçirdiği birkaç gün, bazı önyargıların kırılmasına neden olacaktı. Genç Apaçi evine dönmesi gerektiğini söyleyip “Saz çadırda annem ağlıyordur” dediğinde Jeffords derin düşüncelere dalar. Yıllarca kendisine vahşi diye anlatılan bu insanların anneleri de ağlar mıydı? Bu esnada Jeffords kendi kendine “Bu Apaçi bana ‘Annem ağlıyordur’ dedi. Bir Apaçi kadınının diğer kadınlar gibi oğulları için ağlayacağı hiç aklıma gelmezdi. Bizlere hep ‘Apaçiler vahşi hayvanlardır’ denmişti” der. Bu sözler, birbirini tanımaya bile müsaade edilmeyen iki halkın birbiriyle sadece savaştırıldığını anlatan bir itiraftı. Apaçiler daha sonra Jeffords’ı yakalayıp genç Apaçiyi iyileştirdiği için serbest bıraktığında Jeffords o gün iki şey öğreniyordu: Apaçi kadınları oğulları için ağlıyordu, Apaçi erkeklerinin bir adalet duygusu vardı.

Bu yakınlaşmadan sonra kırılan önyargıyla birlikte kasabaya dönen Jeffords artık savaşı sorgulayacaktı. Meselenin vatan-millet-bayrak edebiyatı olmadığını anlayacak ve kendisine orduda yeni görevler teklif edildiğinde bunu reddedecekti. Amaçlarının bu topraklara medeniyet, yol, elektrik getirmek olduğunu dile getiren albaya çıkışarak Apaçilerin kendi topraklarında özgürce yaşamak istediklerini ve buna hakları olduğunu söyleyecekti. Bundan sonrası için Jeffords’ın tek işi Apaçi dili ve kültürünü öğrenmeye çalışmak ve bir barışın yaratılıp yaratılmayacağına dair düşünmek olacaktı. Kasabanın olumsuz yaklaşımına rağmen risk alarak Apaçilerin reisi Cochise ile görüşmeye karar verir. Cochise ile görüştükten sonra karşılıklı bir güven sorunu yaşansa da konuştukça birbirilerini anlamaya başlarlar. Özellikle Jeffords’ın Apaçi dili ve kültürünü öğrenmeye çalışmasının yanında Apaçilere olan saygısı, Cochise’in ona güven duymasını sağlar. Böylece ilk adım olarak Cochise, istihbarat taşımayan mektup ve postaların sorunsuz geçeceğine dair güvence verir.

Başlayan bu yeni süreçle birlikte ABD başkanı tarafından Apaçilerle adil bir barış yapmak için tam yetkilendirilen General Howard devreye girer ve Jeffords’a, Cochise’le görüşmek istediğini dile getirir. Jeffords bu politika değişikliğini garipser ve tam güven duymasa da General “Okuduğum İncil kardeşliği nasihat ediyor” der. Jeffords, General’e adil barıştan ne anladıklarını sorar. General bunun açıklamasını Jeffords’a bıraktığında Jeffords adil barışı şöyle açıklar: “Eşitlik. Apaçiler özgür bir halk. Kendi topraklarında özgür kalmaya hakları var.” Bunun üzerine ABD başkanı adına Apaçilerle masaya oturur General Howard ve böylece üç aylık bir ateşkes süreci başlar. Cochise, başta Geronimo olmak üzere bazı kabilelerin buna karşı çıkmasına rağmen “Üç ay boyunca barışı deneyeceğim” der.

Barış süreci yolunda giderken hem Apaçiler hem de beyazlar tarafından provokasyonlar olur. Buna rağmen taraflar barıştan vazgeçmezler. Bu süreçte Jeffords da bir Apaçi kızla evlenmiştir. Her şey yolunda giderken Cochise, Jeffords ve eşi beyazlar tarafından pusuya düşürülür. Bu pusuda Jeffords yaralanır, eşi Sonseeahray ise ölür. Yaşadığı acı üzerine Jeffords, barışın bir yalan olduğunu ve beyazların barış istemediğini haykırır. Bunun üzerine Cochise, barışın asla kolay gelmeyeceğini ve bunu da ordunun yapmadığını dile getirerek “Barışın yalan haline getirilmesine izin vermeyeceğim” der. Olay yerine General Howard ve diğer beyazlar da gelir. General Howard “Senin kaybın halkımızı barış isteğiyle bir araya getirdi” der. Günler sonra Jeffords da kayıpsız ve ödünsüz bir barışın gelmeyeceğini anlayarak “Sonseeahray’ın barışı mühürlediğini anladım” diyecektir.

Bugün Türkiye’de tam da 1950 yapımı “Broken Arrow (Kırık Ok)” filminde anlatılanlara benzer bir süreç işliyor. Paris’te derin güçlerce katledilen Kürt kadınlarının da barış etrafında herkesi bir araya getirdiğini herkes dile getiriyordu. Öyle ki Sakine Cansız ve arkadaşlarının cenazesinde yüz binlerce insan bir araya gelip acılarını yüreklerine akıtarak barış dediler. Bu mesajın Türk halkı tarafından doğru okunması gerekiyordu. Fakat medya Diyarbakır’daki yüz binlerce Kürt’ün barış çığlığını canlı olarak vermedi. Böylece Türk halkı, Diyarbakır’dan verilen mesajı yine alamadı. Geçen yıllarda adından tam emin olamadığın bir gazeteci-yazar “Kürtler medyanın objektifine girmeyi başaramıyor” derken o günlerde Ciwan Haco’nun Batman konserinde yüz binlerce insanın toplandığı haberleri geliyordu. Bir milyon Kürt de sokağa dökülse Türk medyası ısrarla objektifini başka yöne çeviriyor. Bundan sonra artık barışı zorlaması gereken kesim Türklerdir. Eğer Türk ve Kürt halkı önyargısız bir şekilde birbirilerini anlamaya çalışırsa ve medyanın provokasyonlarına kulak asmazsa bir barışı yaratmak kolay olacaktır. 

Bu yazı toplam 13178 defa okunmuştur
çevre katliamı
 // ömercan
08.02.2013 aracım için park yeri bulamayınca hastanenin arka tarafına park ettim aractan çıkarken gözüme takılan arka taraftaki eriyen karların dikkatimi çekmesi sonucu yakına gittim. ve hastanenin logarından matorlarla borulardan hastane dışındaki araziler ve tarlalara bu pis sulurın verildiğini gördüm hemde bunlar herhangi bi önlem yada arıtmadan geçmeden yapılıyor. bunu gidip resmedip haber yapmanızı rica ediyorum.

vatandaş......
08 Şubat 2013 Cuma 20:20
apaçi
 // kasım
aman sn Başkanım uzak dur bu apaçilerden hakkariyi rezil ettiler Diyarbakıra bulaştırma...
04 Şubat 2013 Pazartesi 14:31
zaten herseyi yapanlar baskalari
 // haydar
zamaninda bir hakkariliyle tanismistim konu asiretlerden gecince bizim asiretin ismi apaci demisti :d bazilarina bakarsan yapilan hersey baskalarinin eliyle yapiliyor turklerin hicbir sucu yok hicbirsey yapmamis olsalar dahi ses cikarmayarak bile suclu konumdalar her gun kurd cocuklari olurken sanki siradan birseymis gibi hayatlarina devam edip ahiret namaz niyaz dan bahsederler tabi kurde gelince hemen araya din somurusu girer bunu sunlar onlar bunlar yapiyor peki sen nerdeydin sen kendin uygulamadigin bir kitabi neden baskasina kible olarak gosteriyorsunki...
04 Şubat 2013 Pazartesi 13:47