İrfan Sarı

Ankara’ya sorun ölümü

17 Ekim 2015 Cumartesi 00:01

 

 

 

Ben dağların rüzgarını seviyorum

yalan yok

kurşun gibi üşüyen

adamlar anlayamaz bunu

 

kaç kez anlatmaya çalışsanız da

gül dalına esimden

anlayamazlar

 

sorsan

ekimdir der

duvarda kaldıysa takvim

onuncu gün sayfası paramparça çocuk isimleri dolu

 

ekim sadece bir ay adı değil ama

ekim ölüm kokan

darmadağın

bir dünya içinde kalmış

oldukça eski bir düşmanlık hikayesi

 

sarsıntı

bir bataklığın en çok içine çekilme meselesidir

bu

balçığa gömülüp boğulmaya yarar sadece

 

cenneti arayanlara ulaşınca

gözlerini götürmemelerini söyleyin

bu tarif

daha çok yedinci yaşında ölmüş çocuklara baktıkları içindir

genç kadınların Pazar Pazar

çuval dolusu köleliğe satıldığını gördüklerindendir

 

ölümü canlılar çalar

hayata dair kabristandan bir mezarı kazarak çıkmışız

hatırla

üstümüz başımız yakılmış

bir köy evinde kimimiz

kimimiz bir asit kuyusunda

kimimiz kentlerin en mistik otel odasın da

kimimiz bir dağ başında

kimimiz ana kentlerin en aşina yerin de

devletin çalmış olduğu petrol ile

sömürülmüş alın terimiz

emeğimizle

kimimiz

lime lime edilmiş bombalarla

 

her karşılaşmada namlular

barut

şarapnel

yaşamak bu kadar güzelken ve gençken

kısa çizgilerle

uzun iniltiler duymak isteyen caniler gider ağrına insanın

 

bu denge değil

tuzak

yasak kanatlı ateş püsküren canavarların işi

 

geceleri bile uyandırıyor bu gürültü

bilir misin

cahil sulardan yaratılmış küçük insancıklar uyanmaz

 

ait olduğun düş

kırılmış olur

devlet bültenleri kapalı devre oyunlar içerir

 

ama yaralı bir kuşun göğünü hep maviye boyadı kadınlar

devrim matemler içinde de olsa

yani

serçe kuşu yuvası olur memelerinin arası

kadınların

çünkü onlar aşktan yaratılmış

taştan olanlara inat

 

uyanırdı

bedenlerinden uzuvları kopmuş çocuklar

tanrı tek kelam edemezdi

duası hazır olanlar saklandı

an

kara

ve kan pususu kilit taşlarında

oluk oluk kırmızı

 

dindi

kindarın öfkesi

 

kara tahtaya

fiziği

kimyayı

matematiği

bilenler kalkar ve tebeşirle yazardı

gülerdi ay

güneş çekilirdi keyfine

gökten yağan yıldızlar sarardı etrafını hayatın

sorma ne seyranlar sererdi yerküreye toprak ana

 

tutmazdı yeminler

seven ellerin bir birini tuttuğu kadar

 

o sulh seven eller

paslı zincirleri ölümüne koparırdı

ölümüne

açılan yaralardan durmadan akardı kan

 

ama

korkardı

kirli kokardı fabrika ayarı verilmiş düşman takımı

tertemiz sabahların üstüne

 

ekimdi

ana kentin beton bloklarından topladılar sevdalıları

uzak kilometreli şehirlere doğru

yumruk eller

dik duruşlar

ve sloganlara yazılmıştılar

toprak açılıyordu

ekin ekilecekti yakın baharlara

 

yasak pankartların burcu terazi oldu

kaçak elektrikli şehirlerde de

ama kimse yalnız ölmüyor

kimse yalnız kurşun yemiyor

ve yalnız parçalanmıyor

burçlardan terazi

aylardan ekim

ve biz çokuz 

Bu yazı toplam 4483 defa okunmuştur