İbrahim Genç

Ana dilinde susmanın bedeli

14 Haziran 2012 Perşembe 13:28

Türkiye’de yaşayan halkların varlıklarına ve acılarına devlet kurumları saygı göstermeliyken bir bakıyorsunuz ki Türk Tarih Kurumu’ndan biri Ermeni halkının acılarını küçümseyebiliyor, hatta Ermenilere tehdit ve hakaret de edebiliyor. Aynı şekilde bir önceki Türk Dil Kurumu başkanı da Kürtçenin bir dil olduğunu söyleyemeye dili varmayabiliyor. Vaziyet buyken Kürt Dil Bayramı çeşitli etkinliklerle Kürtler tarafından bu yıl da coşkuyla kutlandı. Ki her yıl 15 Mayıs’ta kutlanan Kürt Dil Bayramı, son yıllarda birkaç güne yayılan etkinliklerle halka ulaşmaya çalışıyor. Biz de şimdi Kürtçenin kökü ve yapısı üzerinde durmaya gerek durmadan insanın ana dilinde susmaya mahkum edilmesini etkili biçimde örnekleyen bir öyküyü anlatalım.

Andras Tamas, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Rusya’da 56 yıl akıl hastanesinde tutuklu bulunan bir Macar’dır. İlk başlarda deli muamelesi görüyor. Hakkında savaş tutuklusu olduğunu gösteren belge dışında bir şey bilinmiyor. Tamas, Almanca ve Rusça bilmediği için etrafıyla iletişime geçemiyor. Hastane de onun dilini anlamadığı için onun için pek bir şey yapamıyor. Bu dilsizlik durumu, anlaşılmama zamanla Tamas’ın durumunu ağırlaştırıyor. Tamas köşeye büzülüyor ve susuyor. Ta ki bir zaman sonra Tamas başka bir hastaneye nakledilip de orada Slovakyalı bir doktorun onun Macarca konuştuğunu anımsamasına kadar…

Bunun üzerine Macarca bilen birileri getiriliyor. Tamas da etrafında Macarca bilen birileri olunca buna ilgi gösteriyor. Başlangıçta zorlansa da sonra hızlı açılıyor ve geçmişini anımsıyor. Tamas geçmişe dair mekanları anımsıyor. Böylece Tamas toparlanıyor, canlanıyor. Öyle ki çıkmadığı yatağından bahçeye çıkıyor, hep ayaklarına bakan adam ufka, çevreye bakmaya başlıyor. Ayakkabılarının ve elbiselerinin değiştirilmesine izin veriyor. Bu olayı aktaran H. Bülent Kahraman’ın “Bir insanın anadilinde konuşamamasının nasıl bir sürgün ve acı olduğunu, anadilinde susmanın onun aklını nasıl başından aldığını hangi yazar, şair bundan daha somut biçimde anlatabilirdi? Dilin, bilincin tamamı olduğunu hangi örnek bundan daha iyi gösterebilirdi? Anadilinde yaşanan karanlığın yarattığı tepkinin ve öfkenin sadece küfür etmekle aşılabileceğini kim daha iyi tanımlayabilir? Anadiline dönmenin hayata dönmek, yeniden doğmak olduğu başka türlü nasıl kanıtlanabilirdi? (Radikal, 1 Eylül 2000).” sözleri durumu etkili bir şekilde anlatmaktadır.

TÜRKİYE’NİN SUSKUNLARI

Ülkemize baktığımda ise hâlâ anadilde eğitim sorunu yaşanıyor. Kendi etnik unsuru için her türlü imkanı seferber eden devlet anlayışı, bunun dışında kalan dilleri uzunca yıllar asimile etmek istedi. Bu asimilasyon devresi her ne kadar baskı-imha argümanlarını terk etmişse de dolaylı olarak farklı araçlarla diller üzerindeki asimilasyon devam ediyor. Ana dilleri Kürtçe, Arapça vs. olan çocuklar okula başladıklarında farklı bir dille eğitim almaya mecbur bırakılıyor. Öyle ki çocukların ana dilleriyle eğitim alması için çaba sarf etmek yerine bugün devlet, çocukların daha erken yaşlarda okula başlamasını sağlamak ve çocukların ana dillerinin zihinlerinde oluşmasına bile müsaade etmemek amacındadır.

Oysa ana dilleri Kürtçe olan çocuklar okula başladıklarında tamamen yabancı oldukları bir dille karşılaşıyorlar. Bunun üzerine çocuklar kendi içlerine kapanıyor, uzun süre konuşamıyorlar. Ana diliyle eğitim alan bir çocuk okuma yazmayı 5-6 altı ayda öğrenirken ana dillerinden farklı bir dille eğitim alanlarda bu süre uzamaktadır. Bunun yanında eğitim sürecine tutunamayıp okuldan uzaklaşanlar da olabilmektir. Bu konuda DİSA yayınları tarafından hazırlanan Dil Yarası adlı çalışmanın bir bölümünde verilen mülakatlarda bazı sınıf öğretmenlerinin ifadeleri ilgi çekicidir. Bir öğretmeninin ifadesiyle; farklı bir dille eğitim alan çocuğun içine kapandığı ve utangaçlaştığı dile getiriliyor. Öğretmenin ifadesiyle çocuk kendi ana dilinin dünyasına geçtiğinde ise tamamen bu içe kapanıklığı üzerinden atıyor. Mülakatta bu durum “Biz bu çocukları okul koridorlarında teneffüste okul bahçelerinde gözlemlediğimiz zaman bu sefer tam tersi kendine bir özgüven, daha rahat, oyun oynarken kendi ana dilleriyle oyun oynuyorlar. Ve daha bir gözlerinin ışığı parlıyor ama sınıfta bir etkinlik yaptığımız zaman, dil değişince o atılgan o kendine güvenen çocuk gitmiş daha farklı böyle silik, pısırık bir çocuk yerini almış.” sözleriyle ifade ediyor.

Ana dilinde konuşmanın yasaklanmasının ve hor görülmesinin sonucu olarak yine boşaltılmış köylerinden metropollere sürgün edilen Kürtler de içine kapandı. Büyük kentlerin kendi dillerine yadırgayan tutumu üzerine ilk defa köylerinden çıkan insanlar kamusal alana çıkamadılar. İş isteyemediler, dertlerini anlatamadılar, tutunamadılar. Birçoğu kendini anlatamamanın yarattığı etkiyle suça karıştı. Ana dilinde suskunlaşmak kimi yerde isyan oluyordu kimi yerde bir tepki. Hapishanelerde çocuklarını ziyaret eden anneler de sustu, çocuklarına baka baka… Çocuklarına kendi ana dilleriyle “Nasılsın oğlum?” diyemediler, horlandılar, azarlandılar. Susmanın meyvesi, birkaç damla gözyaşı oluyordu bir anne için; oğlu içinse isyandan çakan birkaç kıvılcım.

Sonuç olarak vurgulamak gerekir ki hiçbir halkın ana diliyle eğitim alma hakkı engellenemez. Türkiye’de bu hakkın hâlâ engelleniyor olmasından dolayı asimilasyonun devam ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Ülkemizde diğer diller üzerindeki asimilasyonun bitmesi için öncelikle tüm diller anayasal güvenceye kavuşturulmalı. UNESCO verilerine göre risk grubunda olan Türkiye dilleri için ayrı bir çalışma yapılmalı ve maddi destek sağlanmalıdır. Türkiye, ana dilde eğitimi salık veren uluslar arası antlaşmalara çekincesiz taraf olmalı ve çift ya da çokdilli eğitim modelleri üzerinde durmalıdır. Türkiye’nin duygusal bütünleşmesi için herkesin kendi kültürünü yaşatacağı bir ortamın oluşması için bunlar temel insan haklarıdır.

Bu yazı toplam 5156 defa okunmuştur
gerçekçi olun ama imkansızı da istemeyin
 // doğanslx
yazınız baştan sona güzel bir türkçeyle yazılmış ve eminim ki çok da güzel türkçe konuşuyorsunuz ama size türkmüsün diye sorulduğundada ; hayır der ve göğsünüzü gere gere ben kürdüm dersiniz. yaşınız 30-40 arasında muhtemelen ve baskının en büyüğünü gördünüz ama hala sn. yazar , sizin tabirinizle asimile olmamışsınız, hayret. kimsenin çocukların ana dilini öğrenmesine birşey dediği yok ancak niyet iyi olmayınca talep de bir okadar gerçek dışı oluyor.eğitim ve öğretim hayatının hepsini başka resmi dilin dışında bir dille tamamlayan birinin bu ülkenin ortak değerlerine katkısı ne derece olur, öğrendiği bu dili nerede hangi alanda kullanır. size tek söyleyebileceğim ; gerçekçi olun artık. bölgenin bir an önce huzura kavuşması adına....
15 Haziran 2012 Cuma 08:56
HAMD OLSUN
 // mamusta
YÜCE RABBİMİZ:her mahlukat kendi dili ile bana dua edecektir ..kuş cıvıltısı
ile ağaç yaprağının hışırtısı ile bir insanda anasında öğrendiği dil ile ya da istediği dilde dua ederse bundan ne çıkar...kaldı ki bugün insanın ırkını ve dilini inkar etmek ALLAH ı inkar etmektir(haşa yarrabi)..inkarcı zihniyet her iki cihanda da iflah olmaz......
15 Haziran 2012 Cuma 08:20
01:17
 // öyle bir yerdeyimki
tek kelimeyle harita analiz etmişsiniz olayı kaleminize sağlık. ilk ve orta öğretimi memlekette okudum ve her alanda sınıfın en aktif öğrencileri arasında yer alıyordum yalnız universiteyi batida okudum üniversitede okul hayatımın en kötü günlerini yaşadım içime kapandım sustum hep. çünkü ıstanbul şivesini bilmeyen ve türkçeyi iyi kullanmayanların konuştuğu şive hep alay konusu edilirdi. bu durumu sadece ben değil arkadaşlarımın çoğu yaşamış....
15 Haziran 2012 Cuma 01:17