İbrahim Genç

AKP'nin Kürtçe öğretmenleriyle imtihanı

17 Eylül 2013 Salı 12:21

Kürtçe öğretmenlerinin macerası Haziran 2012’de Başbakan Erdoğan’ın okullarda Kürtçenin seçmeli olarak öğrenilebileceğini söylemesiyle başladı. Kısa süre içinde bu dersi verecek Kürtçe öğretmenlerini yetiştirmek üzere YÖK ve MEB’ten alınan onay doğrultusunda Artuklu Üniversitesi “atanma” ve “Formasyon” vaatlerinin içinde yer aldığı bir ilan verdi. Tabii bu süreçte önce kesin kayıtları yapılan 250 kişinin kayıtları iptal edildi, sonra formasyon verilmedi ve "atanma" sözü unutuldu. Bütün bunlara rağmen mezun olan Kürtçe öğretmen adayları kendilerine verilen sözlerin tutulmasını bekliyorlar. Kürtçe öğretmenleri, barış sürecinin en somut sonucu olduklarını dile getirip kendilerine verilen atama ve formasyon sözünün tutulmasını istiyorlar. Bölgede edinilen izlenime göre süreç boyunca Hükümet yetkililerinin anadilde eğitimle ilgili olumsuz açıklamaları umutsuzluk ve kaygıyı büyütüyor.Kürtçe öğretmenleriyle ilgili en son Haziran 2013’te Milli Eğitim Bakanı; Prof. Dr. Kadri Yıldırım, BDP Milletvekili İdris Baluken ve AKP Milletvekili Galip Ensarioğlu ile görüşmesinde Kürtçe öğretmen adaylarının bu yıl “sözleşmeli” atanacağı ve seneye de kesin çözümün bulunacağı sözü vermişti. Ağustos 2013 ayı içinde Sayın Baluken’le görüştüğümde MEB’in bu konuda çalışma yapmadığı haberini almıştık. Sonraki süreçte Oral Çalışlar’la görüştüğümde o da Bakan’ın sözünü tutacağını söylediğini belirtmişti. Kürdoloji enstitüsü müdürü Prof. Dr. Kadri Yıldırım da Ankara’dan yetkililerin Kürtçe öğretmenlerini “sözleşmeli” atayacağı sözünü verdiklerini bana söyledi. Nihayet birkaç gün önce de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bir programda Kürtçe öğretmenlerinin atanacağını dile getirdi. Maalesef ki bunca açıklamalara rağmen Kürtçe öğretmenleri temkinli davranmakta ve güven sorunu yaşamaktalar.

Milli Eğitim Bakanlığının atama yapılacak bölümler içinde Kürtçeye yer vermemesinin kendilerini incittiğini dile getiren ilk Kürtçe öğretmen adaylarından Nursel Yiğit “Anadilim Arapça olmasına rağmen Kürtçe öğretmeni olmaya karar verdim. Kürtçe öğretmeni olabilmek için üniversitenin Kürt sınavını geçmek gerekiyordu. Bunun için aylarca kursa gittim ve kazandım. Bunları yaparken de evliydim ve iki çocuğum vardı. Her hafta sonu eşimi ve çocuklarımı bırakıp Mardin’e geliyordum. Ben ve arkadaşlarım çok sıkıntı çektik. Bize atanacağımız sözü verilmişti. Ama atama yapılacak branşların arasında Kürtçe öğretmenliği var ne de durumuzla ilgili devletin yaptığı resmi bir açıklama. Yine umutluyum.” şeklinde duygularını dile getiriyor.

Bunun yanında Kürtçe öğretmenlerinin büyük mağduriyet yaşadığını dile getiren Muhsin Eren: “Artuklu Üniversitesi, devletten aldığı şifahi sözler üzerine bizi alırken atanacağımızı ve formasyonun da verileceğini söyledi. Ama verilen hiçbir söz tutulmadı. Resmen kandırıldık. Oysa Kürtçe öğretmeni olabilmek 1700 TL aylıkla çalıştığım kurumdan ayrılmıştım. Şimdi işsizim. Adalet talep ediyorum. Hükümet nasıl ki din derslerine bir çırpıda kadro açabiliyorsa Kürtçeye de açsın. Böyle bir adım, ülkeyi rahatlatacaktır.” diyor ve kendileriyle ilgili belirsizlikten dolayı herhangi bir işte de çalışamadığını belirtiyor.

Kürtçe öğretmeni olabilmek için hem ekonomik hem de psikolojik olarak büyük sıkıntılar yaşadığını dile getiren Süheyla Güler “Biz bu bölümü okuduğumuz için pişman değiliz. Sonuçta anadilimizi bir de Artuklu Üniversitesi gibi bir üniversitede belgelendirerek ögrendik, Türkiye’de bir ilke imza attık; ama bu süreçte devletin bize oynadığı oyun sadece Kürdoloji mezunlarına değil, Kürt halkına oynanan bir oyundur. Sonuçta Artuklu Üniversitesi kendi başına açmadı bu bölümü. YÖK ve MEB’in isteği ve sözleri üzerine açıldı ve bu kadar insan Kürtçe öğretmeni olabilmek için emek verdi. Orada okuyan 500 kişinin hepsi belli bir yaşın üzerinde ve çoğu gerçekten oraya iş kaygısıyla başvurdu. Şu an 500 kişinin 500’ünün ayrı bir mağduriyet öyküsü var. Bu sebeple Milli Eğitim Bakanı’nın Kürtçe öğretmenlerini atamak için verdiği sözü tutması gerekiyor” sözleriyle duygularını ifade ediyor.

Kürtçe öğretmen adaylarından Mahmut Halhallı ise bu süreçte karşılaştıkları tanıklıkları şöyle aktarıyor: “İnsanlar Kürtçe öğretmeni olacakları düşüncesiyle inanılmaz sıkıntılara katlandılar. Eşinden boşanma noktasına gelen ve eğer atanmazsa çocuğu elinden alınma durumu olan insanlar var. Kadın sınıf arkadaşlarımızdan biri derslere hamile haliyle geldi. Çocuğu olunca da eşi ve çocuğuyla uzaktan derslere gelip gidiyordu. Kürtçe öğretmeni olarak atanma umuduyla bekleyip belirsizlikten dolayı şimdi birçok arkadaş dershane veya başka bir kurumla anlaşma imzalayamıyorlar. Biz Kürtçe öğretmenleri, barış sürecinin ilk somut adımıyız. Devlet, kendi projesi kapsamında yetiştirdiği bu öğretmenleri bile mağdur ederse diğer konularda hiç inandırıcı olamaz.”

Kürtçe öğretmen adaylarından Mesut Çiftçi ise “Son öğretmen atamalarına bakın. Türkçe öğretmenliğine binlerce kadro açılmış. Neden? Çünkü dil önemli bir şey. Bunun yanında bir de Kürtçe öğretmenliği olsaydı ne olurdu? Naom Chomsky kişisel kimliği dil ile özdeşleştirir. Bu yüzden devletin dilimize bakışı, kişiliğimize olan bakışıdır. Barış, devletin Kürtçeye bakışı ve Kürtçe öğretmenlerine muamelesiyle şekillenir.” tespitini yapıyor.

Kürtçe öğretmenlerine ve Kürtçe dersine karşı bazı velilerin olumsuz bakmasını eleştiren Kürtçe öğretmen adayı Aynur Ilı da “Biz yıllarca yasaklanan, yok edilmeye çalışılan bir dilin öğretmeni olacağız. Bu da bize bazı sorumluluklar veriyor. Öğrenciler de bu dilin tadına Kürtçe öğretmenleriyle varacaklar. Eğer atanırsam öğrencilerimde dil ve kültür bilinci uyandırmak istiyorum. Çünkü bugün çevremize baktığımızda çocuklar artık anadillerinin dışında Türkçe konuşuyorlar. Türkçe de konuşulabilir ama insanlar öncelikle anadillerini konuşup geliştirmeli. Bütün bu hayallerimizin gerçekleşmesi için öncelikle Milli Eğitim Bakanlığının bize vermiş olduğu sözleri tutması gerekiyor.” diyor.

Kürtçe Öğretmen adayları daha önce yaptıkları yazılı bir açıklama ile kesinlikle ücretli öğretmen olarak çalışmayacaklarını dile getirirken iki temel noktanın altını çiziyorlar: 1- MEB, verilen “atanma” sözü doğrultusunda bu yıl için sözleşmeli olsa da seneye sorunu kalıcı olarak çözsün. 2- YÖK, verilen “formasyon” sözüne sadık kalarak 234 formasyonsuz Kürtçe öğretmen adayına formasyonu vermek için Artuklu Üniversitesine bu yetkiyi versin.

Kürtçe öğretmenlerinin mağduriyetlerinin nasıl giderileceği bu hafta sonunda öğrencilerin Kürtçe dersini seçmesine bağlı olarak netleşecek. Şu ana kadar Ortaokulların 5 ve 6. sınıflarında 160 binin üzerinde çocuk Kürtçe dersini seçti. 20 Eylül’e kadar da Kürtçe dersleri seçilebilecek. Bölgede derslerin seçiminde en çok dersin seçilmemesi yönünde bir yönlendirmeden şikayet ediliyor. Bazı okul müdürleri “okulumda yeterli derslik yok” derken bazıları “zaten dersin öğretmeni yok” diyor ve dersin seçilmesinde gönülsüz davranıyor. Bütün bunlara rağmen Kürtçe dersinin seçilmesi için en büyük görev öğrenci velilerine düşüyor.

Bu yazı toplam 12478 defa okunmuştur
İroni 3
 // Garip Dost
Kürd toplumu ve bireyleri hakları konusunda gerçekleri gören bir politika üretmek zorunda değiller mi? Bakınız şu hiç bu arkadaşlarımızın dikkatini çekmiyor mu?Van ve Muş'taki üniversite Kürtçe eğitimi için arapça alfabesi ile eğitim yapma kararını almış.İlginç değil mi? Peki bu arkadaşlar eğer dilimiz ile ilgili kaygıdan dolayı bu yola baş vurduk diyorlarsa,buna ne derler.Bu politikaya meşruluk kazandıran tutumları hangi kaygıyı taşıyor olabilir? Evet devlet bu arkadaşlara kadro vermeyecektir.Çünkü bu dili resmen tanımak istememekte ve anayasal statüya kavuşmasına yanaşmamaktadır.Adeta Sümeroloji gibi ANTİK bir dil muamelesi yapmaktadır.Bununla arkadaşlarımız hangi hizmeti yapacaklarını düşünmek istemezler mi?YÖK yarın yok derse?...
22 Eylül 2013 Pazar 02:13
İroni 2
 // Garip Dost
Devlet bu adımları ile Kürdlere yönelik kimlik inkarını farklı bir yöntemle sürdürmek istiyor.Başbakan anadil ile eğitimi ülkeyi böler diye ifade ediyorsa,bu politika ile Kürdlerin dil probleminin çözülmek istenmediği açık değil mi.Devlet kapısında medet uman bu arkadaşlarımız bu gerçeği görmek istemediler ve toplumsal hiçbir duyarlılık ve sorumluluğa uymayan ucuz ve kişisel bir tutum sergilediler.Kürd toplumunun hepsi işsiz sayılır.Eğer böyle yaklaşacaksak,hepimiz bütün gerçeklerimizden kaçarak mı bir çıkış bulacağız.O zaman bu toplum adına,dili ve kültürü adına nasıl bir duyarlılığa sahip olduğumuzu söyleyebiliriz.Kendimize soracak hiç soru yok mu? Kendi adına,ailesi,aşireti adına böyle tutum alacaksak,nasıl dilimiz için bunu yaptık deriz...
22 Eylül 2013 Pazar 01:59
İroni
 // Garip Dost
Dil toplumsal bir ihtiyaç ve problem.Toplumun kültürü,geleneği,hafızası ve tarihi.Kimliğimizin temel unsuru.Devlet ise Kürdleri bunlardan mahrum bırakmak için her yolu deniyor.Eğer bu arkadaşlarımızın iş problemi varsa,bunu bu tablo karşısında bu yola baş vurarak gidermeleri ETİK bir problem içermiyor mu? Bu arkadaşların çoğu büyük bedel ve emeklerle ortaya çıkmış Kurdi-Der gibi kurumlarda kendilerine verilen EMEĞİ hiçe sayarak mal bulmuş mağribi gibi devlete koştular.Bir kısmı da kendi emeklerini yok sayarak.Kendisinin emeğine bu şekilde bakan insanlara devlet ancak böyle yaklaşır.Bence bu bir fırsattır.Bu arkadaşlarımız bu vesileyle bir ÖZELEŞTİRİ yapsalar hayırlı olur.Çünkü Akp'nin bu adımlarının amacı bellidir.Buna tenezzül edilmemeli....
22 Eylül 2013 Pazar 01:48