Özgür Amed

Ağlama Bülent, bu parti yıkılır...

10 Kasım 2013 Pazar 13:12

Sabahın saat altısı. Telefon zır zır çalıyor. Durmak bilmiyor mal mirat.

Zar zor gözlerimi açtım. Teli bulup ekrana baktım. Arayan Bülent Arınç…

Hemen sessiz tuşuna basarak sesi kestim ve yatmaya devam etme kararı aldım. Allah aşkına sabah sabah ne konuşacağım Arınç ile…

Tekrar aradı… Resmen uykum kaçtı! Telefonu elime aldım, o da ne!

Ekranda iki damla gözyaşı. Hüzünlü aramalara dayanamayan telefon da kafayı yiyip ağlamaya başlamış. Mecburi açtım. Ben daha “alo” demeden o söze girdi...

"Gelmesine az kaldı… Beni mahvedecek. Nolur kurtar beni, ne yapayım, bir şeyler söyle" dedi.

FBI tarzı ile “La oxlım soruna te çi ye?” diyecektim ki, Erdoğan’ı kastettiğini anladım. Şuan yurtdışı programında ve Arınç, o yokken ilk defa ona karşı gelerek(!) sert açıklamalar yapmıştı. AKP’nin resmi sitesi sözlerini sansürlemişti. Ağlaması, tedirginliği, korkusu derin idi.

Telefonda hala ağlıyor. “Hevalê Bülent ağlama” dedim. Sen iyi polissin, onun göz bebeğisin. Sana bir şey yapmaz diyerek telkin etmeye çalıştım.  

"Hayır, hayır anlamıyorsun! Beni dövecek bu sefer, Suat Kılıç’a attığı tokatları görmüştüm."

Baktım beni dinlemiyor, ben de sinirlendim. “Ee inşallah döver! Hem sabahın köründe beni ara hem de söylediklerimi takma. Bak benim uykumun özgül bir ağırlığı var. Futbol sadece futbol değildir. Benim uykumda öyle. Kendimi bildim bileli uykuya emek veriyorum. Yaptığın medeniyet dışıdır”…

Sustu! Özür diledi. Son defa hıçkırdı!

"Mağdurum. Hakkım yeniyor" dedi.

Cebım çıxaydî Arınç! Kapitalizmi pazar ekonomisi, patronun çalışanın emeğine tecavüzüne emek piyasasının esnekliği, işkenceye yasadışı baskı, emperyalizme küreselleşme, resmi dil ve kadın haklarına azınlık, askeri diktatörlüğüne süreç, sansür politikalarına demokrasi ve ihanetlerine de realizm diyen Arınç birden mağdur olmuştu!

Ben de gazı verdim… “Çok doğru diyorsun! Erdoğan aslında seni hiç takmıyor, sevmiyor. Halk arkanda olacaktır! Sana yapılan bu haksızlığa dur diyeceğiz. Taksim Tüneli baştan sona yürüyeceğiz. Amed’te dev protestolar yapacağız.”

Biraz moral buldu. “Halk beni seviyor değil mi? Beni destekler değil mi?” dedi.

"Bu da sorudur! Öyle sevix öyle sevix ki. Hatta sana bakınca keyfimiz gelî. İşte buna aşk diyoruz… Yaw Bülent sen delirdin mi kuzum? Ne desteği! Erdoğan milletin anasına sövüp, yatağına kadar girip en akıl almaz işler yaptığında hangisinde milletin yanında durdun da şimdi kalkmış destek bekliyorsun! Kürt varlığı gerçek deyip hepsini zindana atarken xoştî? Millete kaplumbağa, kendine balıksın!  Bide utanmadan mağdurum diyorsun!”

Ağladı… Hunharca ağladı!

Onu telkin etmek yine bana kaldı. “Canısı, Erdoğan’a çıkışındaki ince cemaat gülünü sevdiğim insan! Geçer bunlar. Bak en ufak bir sözde nasıl da içerlendin. Suç senin! Şimdiye kadar bir kez olsun karşı gelmedeniz bu adama. Bir kere olsun yanlışa dur deme cesaretiniz olsaydı bugün dırdır etmezdin. İnşallah partiniz tarumar olur, iç ayrılıklar sarpa sarar. Çürümenin dibini görürsünüz.  Hali hazırda iç-dış siyaset iflas etmiş, bırak su akıp yolunu bulsun be Bülent’çim. Hem yemiyax birbirimizi, senin bu siyasi manevraların bir taraftan da Erdoğan’ı yüceltip, tek adamlığını kutsama ritüelleridir.”

Bir süre sessiz kaldı! "Alo" dedim. “Sesim geliyor mu?”…

Sessizlik biraz daha devam etti. “Biliyor musun Özgür! Kürtçe medeniyet dilidir ha” dedi.

Vay vay! Kulağıma inanamadım. Şeyini şey ettiğim şey diye söze girdim…

"Biliyor musun Bülent! Ağlamak sana çok yakışıyor. Medeniyet üstü duygusal terminatörsün"

"Ama ama. Beni Silivri’ye atabilirler" diyecek oldu sözünü kestim!

Yeter Bülent!

"Daha fazla katlanamayacağım sana, işlerim var. Sen de git toplum mühendisliğine devam et. İmzaların gecikmesin" diyerek yüzüne kapadım telefonu.

Tekrar aramasın diye telefonu kökten kapadım. Tek resmi görevi güncel gelişmelere göre bazen akımı yükseltmek bazen de gerilimi artırmak veya azaltmak olan Bülent’in karnesi Roboski, Reyhanlı, Gezi, KCK ve diğer bilimum meselelerde zaten başarılarla dolu. 1997’de Chiapas’ta Acteal Köyü’nün kilisesinde dua ederken neredeyse tamamı çocuk ve kadın kırk beş kişiyi köylüyü arkadan makineli tüfekle tarayan yarı askeri örgütün adı “Adalet” idi… Bunu bilmek Arınç’ın işine gelmez tabi…

Neyse, ben biraz daha yatam.

Bu yazı toplam 12959 defa okunmuştur
20:47
 // xxx
Yine guldurdun beni...
16 Kasım 2013 Cumartesi 20:47
01:26
 // veysi kurt
abi mizahla bir cpk gerçeği su yüzüne çıkarıyorsun harikasın başarılar.....abim...
13 Kasım 2013 Çarşamba 01:26
00:17
 // Amedli t
wey bala mıne Arınc....
13 Kasım 2013 Çarşamba 00:17