İrfan Sarı

Aç bir öykü

19 Ağustos 2008 Salı

Ne zaman dağların arasındaki yaşamdan bahsedilirse, insanın kollarından bileğine kadar bağlanışı, yani çaresizliği gelir akla. Akıl su gibi akılgan ve berrak tavaf eder insanı. Koordinatları kırılmış yaşamların çaresizliğinde büyür insan…

 

İlle de ilie insan!

 

İşte bu dağ köylerinde okullarda olur bazen ve bazen de öğretmenler.
Köy okullarında okumak öykülerin vazgeçilmez kaynağıdır. Her idealist öğretmenin dağ çiçekleriyle anıları ve çocukların “ma ben” demelerinin kurşun kadar gri ve ağır sözcüklerinin altında kalma zorluğu vardır. Sonra çok uzun zamanlar kara tahtalara çizilen ilk “A” harfinin bir ucundan diğer ucuna uzanan heyecanın, merakın ve emeğin buruk ama şevkli anısı mutlak yatar her öğretmenin yüreğinde.

Elbette şefkat dağların arasında en ihtiyaç duyulan ama hep şiddetten sonra saman alevi gibi parlayan ve sönen bir olgudur. Bazen bir annenin, bazen bir babanın ve olursa eğer köyde bir öğretmenin yüreğinden düşük de olsa çıkar ortaya.

Üç sınıfın öğrencilerini tek derslikte eğitmek bura öğretmeninin işiydi.

Dağların arasında çocuklar üç sınıf tek derslikte, bir önlüğü üç kardeş de giyer hüküm gibi.

 

Defter ağabeyden kardeşe ilk hediyedir.

Anneler şehre giderse dünya sevinir yerine… Babalar ayaklarını vermiştir mayın hainliğine veya gözleri seken kurşunun körlüğünde kararmıştır, şarapnel çolak koymuştur çok zaman.

Böyle başlar bir günün güneş altındaki hızı…

Kavuran güneş işlemesin diye poşisini sarmıştı başına Herdem, yol patikaydı, mayın yatmıştı pusuya. Bir bağırış! Bir patlama ve kopan bacak… Devlet hala protez takacak! Devlet maaş verecek! Herdem çocuk okutacak.

 

Doktor, Mühendis, Avukat…

Tabiatın en zengin yerinden toprağa düşen parçalanmış damarlı kopuk bacak nasıl yeşerecekti… Elbette kan düştümü toprağa, hırs ve öfke kızgın akrep gibi sokardı kendini. Dağların arasından öfke yükselince gökyüzü çaresiz teslim olur, bulut bulut ağıtlar yakılırdı.

Ama Herdem kanın düştüğü toprakları sevgiyle yıkadı.

Zift karası karatahtada oğlunun okul heyecanını kurşun gibi sıktı öfkeye. Avuç kadar toprakta yetiştirdiği tütünü sattı. Oğlunu okuttu… Oğlu doktor olacaktı. Yemin billâh kopan bacağını bir gün bu topraklarda geri alacaktı öfkeden. Şehir onun topal ayağına kaç gün kaç gecelik yoldu. Ama inancı tamdı ve hiçbir eksik ayak tam ayaktan geri kalmamalıydı. Geceleyin palan yaptı çuvaldıza şapkasını kın etti. Gündüz tütünün damarlarına su verdi kış boyunca kar küreği yonttu. Durmadı, durmamalıydı kanın öcü ancak böyle alınırdı.

Köyün bütün kabaklarının çekirdeklerini topladı, güneşin işveli bakışlarında tuz verdi. Güneş, tuz ve ter çekirdek çıtlatmayı, öyküler dolusu kabuk yığmayı öğretti. Her çekirdek çıtlayışta kalbi yerinden dakikalarca deprendi. Ellerini baba şefkatiyle kalbine soktu ve öğüt verdi. “Senin daha yapacak işin var.”

Şehrin kara sancılı toprak damlı evlerinde rutubet yapmasın diye kendi elleriyle bir somya, Somyanın üzerine koyunyününden beş parmak yatak ve anne gibi saran bir yorgan dikti. Tek ayağına kocaman gövdesini bindirdi, beynine umutlarını.

Topal Herdem"in, kara kuru akıl yüklü oğlu tıbbiyeli oldu başkentte.

Kimsesi yoktu, devlet onu çoktan ayağıyla birlikte unuttu.

Ama oğlunu hiç hesaba katmadı.

Oğlu başkentte bir otelin tek gözlü odasında tıbbiyeli dersler öğrendi. Kitabından, dersinden ve hasretinden başka hiçbir şeyi yoktu. Sözü vardı, babasının kopan bacağını yerine dikmek için, bütün dünyayı baştanbaşa dolaşacak, bütün kitapları okuyacaktı.

Zemheri ayları gelip ocaklarına boran estirende yollar kapandı, basık evler karın altında kaldı. Babanın nefesi karı deldi, çığlığı rüzgârları. Oğul kalbiyle dinledi babayı, kitabın, ekmeğin ve yatağın parasını kelepir tezgâhlarda buldu.

Baba oğul mektupları birikti.

Kardelenler pembe sevgisiyle delince karı, mektuplar ağlaşacaktı. Umutsuzluk kalbin kırılmayan umudunda yok olacaktı.

Kardelenler açınca en nihayetinde… Herdem, kopan bacağı, hasret çeken ciğerinin yarasıyla oğluna tabut dolusu hüzünle kavuştu.

Acı, hüzün, hırs ve verilmiş sevgi sözü… Dağların kalbine düşen kan ve ölümün cevabı oldu.

Mektep bitmiş ve yurdun kopan bütün bacaklarına, bütün kollarına kör olan bütün gözlerine çare olmuştu. Herdem, kabrinin protez tanışını çok hissetmişti göğsünün üzerindeki onca toprağa rağmen…

Bu yazı toplam 14544 defa okunmuştur
yüreğine sağlık
 // garson
keké yüreğine sağlık. nice topal herdemlerin tıbbiyeli oğullarına nice aydınlıklara. gece yürüyüşlerinin aydınlık olması dileği ile....
22 Ağustos 2008 Cuma 11:13
mükemmel
 // deniz
abim harikasın yine saygılarımla.......
21 Ağustos 2008 Perşembe 11:45
ey dost
 // yükselyüksel
devam et devam et realist yazılara siyasi yazılar senin neyine...senin gerçek dostun.gercek yazılardır...
20 Ağustos 2008 Çarşamba 16:53