Ümit Yazıcıoğlu

Abdullah Öcalan'ın açıklamaları

19 Ekim 2009 Pazartesi 15:06

Bu sene  toplumsal barışa ulaşma zemininin güçlendiği ve Kürt sorununun çözümü konusunda önemli bir sürece girmiş bulunmaktayız. Değişim zordur ve sancılıdır. Fakat Cumhuriyet tarihinde ilk kez asker, hükümet ve istihbarat birimleri bir fikir olup Kürt meselesinin hem dağda ve hem de ovada demokrasiyle nihai çözümüne kararvermiş bir durumdalar.

Bu bağlamda İmralı’da avukatlarıyla 14. Ekim 2009 tarihinde görüşen  PKK lideri Öcalan da yaptığı son açıklamalarında, ülkeye barış guruplarının gönderilmesini istedi.

Öcalan'ın avukatlarının yaptıkları açıklama kısaca şöyle:

”Demokratik siyasette ciddi bir tıkanma yaşanmaktadır. Bu durum beraberinde hukuki, sosyal, kültürel ve askeri alanları da tıkamaktadır. Kürt Sorunu’na ilişkin yaşanan tıkanmışlığı aşmak; çözümün, demokratik siyasetin önünü açmak gerekiyor. Bunun için önerim; daha önce gelen Barış Grupları benzeri, Avrupa’dan ve yine içinde Mahmur’dan halkımızın da bulunduğu Güney’den (Kürdistan Federe Bölgesini kastediyor) olmak üzere iki grubun; Kürtlerin bu ülkede nasıl yaşayacaklarını, birlikte yaşayabilmenin zorunlu prensiplerini ortaya koymak, Kürtlerin hak ve özgürlüklerine ilişkin temel isteklerini tartışmak üzere Türkiye’deki tüm çevrelere giderek iki halkın birlikte yürümesi için olmazsa olmaz niteliğindeki temel taleplerini dile getirmelidirler.”

Dolayısıyla Kürt açılımında ilk fiili adım, Mahmur Kampı ve Kandil Dağı ile başlıyor. Kandil'den gelecek barış grubu ile Mahmur Mülteci Kampı'ndan gelecek yaklaşık 50 kişilik bir heyet bugün ülkeye giriş yapıyor. Bu barış gurubunun içerisinde iki tanede çoçuk var. Bu arada 21 Ekim 2009 Çarşamba günü de PKK'nin Avrupa kanadından bir barış grupu Türkiye'ye giriş yaparak yetkili makamlara ülkeye barış elçisi olarak geldiklerini bildirecekler.

Tutuklanabilirler. Kendilerine yine de tekrar hatırlatmakta yarar vardır. Barış ilke olarak iktidar ve devlet üstünlükleriyle sağlanan bir olgu değildir. İktidar ve devlet ne adla olursa olsun üstünlüğünü demokratik güçlerle paylaşmayınca barış gündeme girmez. Barış demokrasi ile devletin koşullu uzlaşmasıdır.

Hepimizin tarihi iyi irdelemesi gerekir. Öcalan bu nedenle olsa gerek ülkedeki ulusalcılara yine 11.10.2009 günkü açıklamaranda sesleniyor, diyorki; “Bunlar neyi anlamıyorlar? Ben '92'den beri devletle, orduyla dolaylı, dolaysız görüştüm. Onlara şunu söylüyorum; Alparslan Silvan'a gelip o zamanki Mervani beyliğiyle görüşüp 15 bin Kürt savaşçısını alıp öyle Bizansla savaşmadı mı? Anadoluya Türklerin girişini bu sağlamadı mı? O zaman sen Kürtleri nasıl inkâr ediyorsun. Yavuz Selim, İdris-i Bitlisi'yle görüşüp Kürtlerle anlaşıp, ondan sonra seferlere çıktı. İdris-i Bitlisi'ye o dönem bölgede Kürtlerin on'u aşkın Beylikleri vardı. Kendinize bir beylerbeyi seçin. İstanbul'da ben, Kürdistan'da O olsun, dedi. Kürtler o dönem kendi aralarında kavga ediyorlardı. Bir beylerbeyi seçemediler, Yavuz onlara bir beylerbeyi atadı. Boş bir kâğıt gönderdi. Ne istiyorsanız yazın, kabulümdür, dedi. Bu ittifakla Mercidabık, Ridaniye, Çaldıran savaşlarını kazandı mı, kazandı. İmparatorluk iki kat büyüdü mü, büyüdü. Hazine üç kat doldu mu, doldu. Peki sen, şimdi Kürtleri nasıl bu topraklarda yok sayıyorsun. Sen onlar olmadan böyle bir imparatorluk kurabilir miydin? Mustafa Kemal, Erzurum kongresini yaptı. Birçok Kürt beyine, mirine kardeşlik mektupları yazdı. Mir Dengir Fırat'ın dedesi olmasaydı, Sivas Kongresi'ni basıp Mustafa Kemal'i tutuklamayacaklar mıydı? Sen şimdi Kürtlerin haklarını bu cumhuriyette nasıl inkar edebilirsin, nasıl bunları tanımazsın! Tarih budur, tarihin doğrusu budur. Hatta ordudan bazıları bunu sivillerden ....daha iyi biliyor,” diyor.

Kürt sorununun şiddetten arındırılması ve Kürd halkına karşı uygulanan şiddetin de devlet tarafından kabul edilmesi, gerekiyor. Tarafsız bir düşünür olarak, bu gerçekleri daha doğrusu istemleri redetmek mümkün değil. Dolayısıyla şimdi belirtmemiz ve açıkca vurgulamamız gerekir ki eğer PKK "Kürt halkı için çalışıyorum" diyorsa, silahları bırakmalıdır. Diğer taraftan , kendi hesabına düşen hatalarını, elbette ki kabul etmeli, geçmişiyle yüzleşmeli, aynı şeyi de devletten Kürtlerin vatandaş olarak beklemeye hakkı var.
Takriben üç yıldır halı gibi işlenen diplomasi olumlu meyvelerini vermeye başladı. Eğer her şey düzgün yürürse, PKK'liler ülkede emniyet güçlerine bugün barış elçisi sıfatıyla görüşecekler. Bu barış guruplarının içinde yer alan insanların önemli bir bölümü 1999’dan sonra PKK'ye katıldığı ve ülkemizde herhangi bir suça bulaşmadığı için, ister istemez TCK'nın bazı maddelerinden yararlanacaklar. Bu insanlarımızın hukuki ve siyasi, işlemleri yapıldıktan sonra, son bir yılda gelen bazı vatandaşlarımız gibi kendileri elerini kollarını sallayarak evlerine gidebilecekler. Bu duruma itiraz edeniniz var mı?.

Aynı zamanda bilmemiz gerekir ki PKK marjinalize edilmedi; ama diplomasiyle ikna edildi, barış istiyor ve bu isteğinde de ciddi.  İtiraz edeniniz var mı?  Bu olumlu gelişmeler halklarımızın kardeşçe yaşaması için atılan ilk adımlar, inşallah sonuç çok iyi olur. Bu arada belirtmekte yarar gördüğüm, diğer bir nokta ise, Dünyada etno-kültürel talepleri bastırılan bütün halklarda şiddet, her zaman uyandırılmayı bekleyen bir potansiyel olarak hazır durur. Zamanı geldiğinde ve koşullar da uygunsa harekete geçer. PKK de Kürd halkının bu etno-kültürel taleplerini silahla harekete geçirmiş bir örgüttür. Bu realiteyi gözardı etmek, mümkün değil. Ama şimdi barış istiyor, onların uzatmış oldukları bu zeytin dalını redetmekte doğru değildir.

Tabiidir ki silahların bırakılması içinde Hükümetin gerekli siyasi ve hukuki açılımları yapması gerekir. Zaten bu Kürt sorunu, yakın, orta ve uzun zamanlı bir projenin uygulanmasıyla çözüleçek. Demokratik açılımdan eninde sonunda örtülü veya açık bır af çıkacağı anlaşılıyor. Dağdakiler ancak bu açılımlar yapıldıktan sonra rahatça ülkeye gelebilirler.

Kürd politikacı Abdullah Öcalan kendisinin sunduğu barış projesine, “Türkiye’nin tüm aydınlarının, sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, barıştan yana olan tüm kesimlerin” de destek vermesini talep ediyor.

Takdir sizlern.

Bu yazı toplam 9678 defa okunmuştur
İmralı’dan sızan bilgiler II.
 // Mehmet KAHRAMAN
Yemek mönüsü, genelde ‘haşlama et’, ‘kadınbudu köfte’, ‘barbunya pilaki’, ‘kıymalı kuru fasulye’, ‘patlıcan musakka’, ‘pirinç pilavı’, ‘yoğurt’, ‘komposto’, ‘hoşaf’ ve ‘meyveden’ oluşuyor.
Öğleden sonrasının büyük bir bölümü ‘kitap’ okuyarak, ‘radyo’ dinleyerek, ‘anılarını’ yazarak geçiren Apo, saat 16.00’yı gösterdiğinde yeniden havalandırmaya çıkıyor.
Saat 18.00’de akşam yemeğini yiyen Apo, gece saat 22.00’de uykuya dalıyor.
Sık sık ‘doktor’ kontrolünden geçen Apo, 15 günde bir de ‘kardiyolog’, ‘psikolog’ ve ‘dâhiliyeciden’ oluşan heyetin karşısına çıkarılıyor.
Daha ne istiyorsunuz?...
19 Kasım 2009 Perşembe 22:08
İmralı’dan sızan bilgiler I.
 // Mehmet KAHRAMAN
Her sabah saat 06.00’da uyanan Apo, duşunu alıp, sinek kaydı tıraşını olduktan sonra, ‘peynir’, ‘zeytin’, ‘tereyağı’, ‘bal’, ‘börek’, ‘domates’, ‘salatalık’, ‘çay’ ve ‘sütten’ oluşan, bir tek ‘kuş sütünün’ eksik olduğu kahvaltısına oturuyor.
Kahvaltıdan sonra, avukatları tarafından haftalık olarak İmralı’ya gönderilen ve herhangi bir ‘sınırlama’ ve ‘yasaklama’ getirilmeyen günlük gazeteleri okuyan Öcalan, saat 10.00’da, bir saat süreliğine havalandırmaya çıkıyor.
Havalandırma sırasında düzenli olarak ‘kültürfizik’ hareketleri yapan ve bu hareketleri odasında da sürdüren Apo, saat 12.00’de öğle yemeğine koyuluyor....
19 Kasım 2009 Perşembe 22:06
Söylediğimiz,
 // Onur Öymen
Bizim öteden beri söylediğimiz, PKK'nın silah bırakması halinde bir genel affın düşünüleceğidir. Defalarca belirttik. Genel affın koşulu, PKK'nın silah bırakmasıdır. Silah bıraktıkları takdirde devlet, gayet tabi ki silah bırakanlara şefkat gösterecektir....
16 Kasım 2009 Pazartesi 18:57