Ümit Yazıcıoğlu

Abdullah Öcalan Zehirlendi İddiası

2007-03-12 20:05:00

Bugün bazı önemli gördüğüm hususlara kısaca değinmek istiyorum. Abdullah Öcalan'ın avukatları 01 Mart 2007 tarihinde İtalya'nın başkenti Roma'da müvekkillerinin sağlık durumuna ilişkin bir basın toplantısı yaptılar. Müvekkillerinin saç örnekleri üzerinde Dr. Pascal Kintz tarafından Fransa’da yapılan tıbbi inceleme sonucunda müvekkillerinde tehlikeli oranda stronsiyum ve krom elementine rastlandığını, bunun da uzmanlarca 'kronik zehirlenme' olarak değerlendirildiğini ileri sürdüler.  Ayrıca Türkiye'ye "bağımsız bir tıp heyeti" gönderilmesini istediler ve  Öcalan'ın nefes, cilt sorunları olduğunu belirterek, uyumasını engelleyen ciddi acılarının olduğunu açıkladılar. Acaba iddialar doğrumu?

Adalet Bakanlığıysa bu iddiaları uluslararası ilgiyi yeniden Öcalan'ın üzerine çekme çabası' olarak değerlendirdi ve
Abdullah Öcalan'ın "toksik metalden" zehirlendiği iddialarına "Abdullah Öcalan'ın sağlık muayeneleri düzenli olarak yapılmaktadır. Bugüne kadar ciddi bir sağlık problemi olmamıştır" açıklamasıyla yanıt verdi.

Adalet Bakanlığı yetkililerine göre, ‘Öcalan’ın saç kılının dışarıya çıkarılması mümkün değil’. Bu cümle bence hiç inandırıcı değil, örneğin Abdullah Öcalan kendi saçını önceden kesip, görüşme sırasında masanın üzerinden üfleyerek avukatlarına ulaştırmış olabilir. Kaldı ki, bu konuda avukatlar uygun ortamda bunları nasıl elde ettiklerini delilleriyle açıklayabileceklerini belirttiler. Üstelik bir süre sonra şu an analize konu olan saç telleri ile sonradan alınacak numuneler de karşılaştırılarak doğruluğu tespit edilebilir. Adalet bakanlığı tepki göstereceğine bunu yapmayı, yani örnekleri karşılaştırmayı isteyebilirdi.

Ayrıca gerçek olmayan delilden yola çıkarak böylesi bir adım atmaya kalkışılması Kürt siyasetine de Abdullah Öcalan’ın şahsına da büyük bir darbe vuracağından, avukatların gerçek olmayan delillerden hareketle birşeyler yapmaya kalkışmasının akıl karı olacağını hiç sanmıyorum. Bütün bunlardan dolayı konunun ciddiyetle ele alınması şarttır ve olayın tibbi sonuçlarına bakmak büyük önem arz etmektedir.

Fransız uzman Dr. Kintz bu konuyla ilgili laboratuara gelen kişilerin, saçların Öcalan'a ait olduğunu başta belirtmediklerini, bunu araştırma neticelendikten sonra öğrendiğini ifade etti. Önümüzdeki günlerde daha geniş değerlendirmelerde bulunabileceğini vurgulayan Doktor Kintz, "Ben hiçbir zaman Öcalan'ın zehirlendiğini söylemedim. Toksiklenmeden bahsettim. Ve bahsini ettiğim saçların sahibinin doktor tarafından izlenmesi gerektiğini dile getirdim." şeklinde konuştu.

Peki tıp dilinde Toksiklenme nedir?

TOKSİK, tıp dilinde zehirli, zehirleyici anlamına geliyor.
Ağız yoluyla alındığında veya herhangi bir yolla emildiğinde biyolojik sistemlerde hasar veya ölüm oluşturan maddelere “toksin” veya “zehir”, toksinlerin etkilerini inceleyen bilim dalına da “toksikoloji” denir. “Toksikoloji” terimi Yunanca ok zehiri anlamına gelen “toxikos” ve “toxikon’ ile bilim dalı anlamına gelen “logos” sözcüklerinin birleşmesiyle oluşmuştur.

Adli toksikoloji de özellikle ölüm veya ciddi yaralanmayla sonuçlanan vakaların tıbbi yönüyle meşgul olur. Örneğin Kazaen veya kasti olarak tarım ilaçları ile zehirlenme vakalarında, olay yerinden elde edilen bulguların analizlerini yapar.
Zehirlenmelerin medikolegal yönüyle ilgilenir, dokudaki kalıntılar ve ölüm arasında ilişki kurarak zehirlenme etkeninin tanımını yapar ve miktarını ölçer.

Zehir, doğasında zararlı olan bir kimyasal madde iken, toksik maddelerin zararlı olabilmesi için dozajın önemi büyüktür. Her şey toksiktir, önemli olan dozajıdır. Özellikle solunum, yeme, içme, direkt ilişki sonucunda vücuda giren krom, cilt hastalıkları, burun kanamaları, bronşit, kronik öksürük, mide rahatsızlıkları, ülser, solunum yolları sorunları, savunma sisteminin zayıflaması, karaciğer ve böbreklerde zayiat, genetik bozukluk, akciğer kanseri ve ölüme sebebiyet veriyor.

Konuyla ilgilisi olduğu için Abdullah Öcalan’ın, avukatlarıyla yaptığı görüşmede kendisi sağlık sorunlarını dile getirdiğinde, onun vermiş olduğu bilgiler, kendisinin sağlık durumuna ilişkin son bir yıldır artan şikayetleriyle de örtüşüyor. Çünkü Abdullah Öcalan kendisinin uyku sorunu olduğunu, boğazındaki o akıntının her zamanki gibi boğazını yaktığını, dilinde damağında yanma olduğunu, vücudunda kaşıntı olduğunu, kafasının arka kısmında kaşıntı olduğunu, sürekli kaşıntısı olduğunu dile getiriyor. Ayrıca kendisinin diz ve diz altında kaşıntı ve deride beyaz, pul pul dökülme olduğunu kamuya açıklıyor. Kendi kollarında da kaşıntı ve derisinde dökülme olduğunu belirtiyor. Bunun yanında kendisinin bir kulağında da vıızzzzzzz gibi bir çınlama olduğunu anlatıyor.

Son gelişmelere paralel olarak İmralı Adası'na Adalet Bakanlığı'nın gönderdiği bir sağlık heyeti geldiğini, heyette bir profesör ile iki doktorun olduğunu fakat toksikologun olmadığını, kendisinden heyetin kan, idrar ve saç örneği aldığını, bulunduğu ortamdan, duvardan  numunelerin alınmadığını belirtiyor. Tutuklu bulunduğu odanın duvarlarının muhakkak incelenmesi gerektiğini vurguluyor.

Eğer Öcalan’la ilgili onun avukatlarının iddiaları ve tıbbi teşhisi doğru ise ki, veriler bunu işaret etmekte, ister istemez bağımsız doktorlardan ve toksikologlardan oluşan bir heyetin Öcalan’ın bulunduğu İmralı cezaevinden numuneler alarak bu numuneleri incelemeleri ve sonucunu kamuya belirtmelerinin doğru olacağına inanıyorum. Aksi takdirde bazılarının Abdullah Öcalan’ın  öldürülmesinden endişelendiği kanısı doğacak ve  bütün göstergeler onun İmralı’da öldürüleceği yolunda olacak. Bu durumda Türkiye’yi ister istemez bir kaos ortamına sürükleyecektir. İşte bu tehlikenin önlenmesi gerekir.

Bu yazı toplam 14376 defa okunmuştur
“Zehir mi verildi?”
 // ROJDA PERTEKLI
Hocam 8. Mart 2007 tarihinde Aysel Tuğluk un, Selim Sadak ve Sırrı Sakık ile birlikte düzenlediği basın toplantısında Hükümet ve Adalet Bakanlığı yetkililerine, Öcalan’a “stronsiyum ve krom elementlerinin” verilip verilmediğini sordu. Tuğluk şunları söyledi: “Adalet Bakanlığı’nın açıklamaları kaygıları gidermekten uzaktır. Devletin sorumluluğu altında bulunan Abdullah Öcalan’ın ulusal ve uluslararası hukuk ve sözleşmeler gereği de yaşam ve can güvenliğinden devlet sorumludur. Açıklanan sonuçlar doğruysa devletin sorumluluğu altında bilinçli ve planlı bir cinayet işleniyor demektir. Öcalan’a kimyasal ve radyoaktif bir saldırı var ise- ki bilimsel verilerin böylesi bir sonuç verdiği blirtiliyor,- bunun sonuçlarının hiç kimsenin hesap edemeyeceği kadar ağır olacağını, sorumluluğumuz gereği belirtme ihtiyacı duyuyoruz. Kaygımız ve endişemiz, bu coğrafyada geri dönülemez tahbiratların ve yaraların yaşanabileceğidir.” ...
Bırakalım bunları sayın hocam
 // Mustafa Kemal Karagülle
Öcalan!ın zehirlenmesi yalanı eskidi artık, bu konuda yazmaya çizmeye gerek yoktur. Kendi devletimize ve doktorumuza inanmalıyız. Ayrıca Türkiyede Türk Kürt ayrımına şiddetle karşı çıkıyorum. Bu ülkede yaşayan ve TC kimliği olanlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Kürt olduğu içim ayrımcılığa tabi olan bir kişi gösterin bana, aksine birsürü milletvekili kürt kökenlidir. Bırakalım bunları birlik olalım. Ayrıca Öcalan şu anda öyle iyi şartlarda cezasını çekiyor ki, o şartlarla ömrü uzayacaktır eminim. Mustafa Kemal Karagülle....
realist olalım
 // cenk
realist olalım we kardeşligimizin tek yolu öcalandan gecer bunu kabul ettiginiz zaman kimse bizi bolemez yok öcalana icerde bir şey olursa bizim bu ülkenin bütünlügü icin sıkacak tek kurşunumuz werecek tek canımız yoktur artık din ezan bayrak naraları bizim ilgi alanımıza girmiyoo...tek cözüm demoktratik anayasal güwence altına alınmış kürt realitesidir?...