İrfan Sarı

301 olursun

27 Nisan 2008 Pazar

“Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir…”

 

Ne zaman gökyüzüne güneş açsa anlarız yeni bir gün ile iş gücü başlar. Yeni bir gün yeni umutlara götürür. Umutlar beslendiği yerden dirilir yeni güne.

 

Umutla ülkede gelişen dipsiz gündemlerin bitmesini bekledik her gün.

 

CHP"nin veya MHP"nin vatanperverlik nutuklarından kendi kitlelerinin dahi gına olduğu o ipsiz sapsız gündemlerden sıyrılmak istedik umutla.

 

Misak-ı milli sınırları dâhilindeki nutukların artık bu cadı kazanında yeri kalmamıştı çünkü.

 

Artık insanlar karanlıktan sıyrılıp her gün sofralarına gelen bayat yemeklerden haberdardı. “Kürt kardeşlerimizle bir sorunumuz yok” derken dahi Kürt kardeşlerinin kalbine kurşunu ateşliyorlardı, kollarını kırabiliyorlardı ve gözlerini patlatabiliyorlardı.

Ama ama

 

Kürt kardeşleri cumhurbaşkanı bile olabiliyordu.

 

Hatta üniversitelerde araştırma bilim dalı profesörü olmak işten bile değildi. Mesela bir matematik araştırması yaparken “x” “w” “q” harflerini bile kullanabilirdi.

 

Ben kürdüm demek yerine profesör olmak ya da cumhurbaşkanı olmak daha iyi değil miydi?

 

Hatta misak-i milli sınırları içinde özgür basın mensubu olmak ve halka özgür neşriyatçılık yapmak sonuna kadar özgürdü. Mesela herhangi bir mankenin vücut ölçülerini taşıyabilirdi topluma ya da bir barda boğazı kesilen yoksul bir kızın hikâyesini yazabilirdi. Namus cinayetlerini taşıyabilirdi mesela…

 

Cinnet geçiren babaların dramlarını anlatabilirdi.

 

Ama polis ve asker insanları toplumsal reflekslerde öldürürken, döverken kadınları, kırarken çocukların kollarını, patlatırken gözlerini yazmamalıydı. Gazetecilik neşr etmek değildir derin acıları.

 

Derin acılardan söz ederken “halkı kin ve nefrete sürüklemek fiili oluşur, provoke eder.” halk doğrulardan sapar, devlete karşı kaygıları oluşur.

 

Bölücülük olurdu derin acıları dile getirmek…

 

Gazetecilik alkışlamaktı asker adımlarıyla yürürken ordu mensuplarını. Haber spikerleri gibi kahramanca sözcükler türetmekti onlara dair. Zafer sloganları atmaktı…

 

Panzer altında ezilen vatandaşın, panzere karşı oluşturduğu fiilin “devlet malına zarar vermek”  olduğunu saatlerce haber programlarında tartışmaktı yetmiş milyona karşı.

 

Başına cop yerken, makinesi kırılırken, küfür edilirken Allaha şükür etmekti gazetecilik. Çünkü devletin dövdüğü yerde gül biterdi, kan gül rengini taşımıyormuydu? Susarak, kırılan makinenin yerine yenisi gelirdi icabında. Küfür dediğin neydi ki: ahhh onur.

 

Ekmek kadar mübarek olan yaşamın abluka altındayken dahi deklanşöre gülerek basmaktı gazetecilik.

 

Acısını hafif his ettiğinde konuşmaktı, derin acı karşısında dili yutmaktı gazetecilik.

 

Yoksa “Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar” kapsamında 301 olursun.

Bu yazı toplam 6451 defa okunmuştur
tavsiye
 // ersin
her zamanki gibi irfan abi yine taşı gediğine koydu. Söylenecek pek fazla bir şey kalmadı zannımca.... İrfan abi yazılarını bir kitapta toplasan kanaatime göre güzel olur. saygılarımla...
29 Nisan 2008 Salı 13:59
ellerinize sağlık
 // zeynep yazgan
yazdığınız her şeyde çok haklısınz türk medyası bizim sorunlarmıza hep bi perde çekerek yansıtıyor oysaki o perdenin ardında ne gizli kalmış yaşamlar,sorunlar var..ii günler...
28 Nisan 2008 Pazartesi 17:31
YARINA BAKMAK
 // ahmet önal
egemen sistemin üyeleri ve ya yaşatmak isteyen kişiler yaşamları buyunca yanlış bir yol ayırımına girmişlerdir. Kürt sorunu deyince türkiyedeki türk asıllı vatandaşların aklına sadece vahşibarbar insanla yine ne istiyor hissi canlanmıştır kafalarında. oysa bilmiyorlardı bnizlerin tarihin bütün safhalarında hep barışın elçileri olduk. şimdide gelmişiz 301 takılıp kalmışız. ama 30'i yadırgamıyorum bazen çünkü kendi gerçekleriyle yüzleşmeyen bir devlet var karşımızda bu uğurda nice vatan evlatları gitti. cahillikmi desek buna vurdumduymazlık mı? desek bilemiyorum ama hayata bizler(kürtler) bu şartlar altında kürt olmakla 1-0 yenik başladık. neden bundan ötesini yapamıyoruz neden yaşamın hep kıyısında kalıyoruz. Kürt vatandaşlarımıza sesleniyorum. ben şuna inanmıyorum bir tek kürdün dahi kötü emeller doğrultusunda çalışma gayreti olduğuna. bundan sonra yapacağımız tek bir şey var türk kardeşlerimizle elele verip bu ülkeyi güzel yarınlara götürmek daha nice umutlara taşımak ve hiç bir ananın gözlerine yaş dökmesine enle olmak için çalışmalıyız. bizler okumak için yola çıktık okumak için direneceğiz halkımız için geleceğimiz için çocuklarımıza güzel yarınlar bırakmak için çalışacağız. daha nice mutlu yarınlara saygılar............
28 Nisan 2008 Pazartesi 13:34