Yüksekova: Korkuyu korkutan şehrin ironisi; 'Vekillerimiz Nerede?'

Bu yazı, geçen hafta yine Yüksekovahaber için kaleme aldığım “Yüksekova: Korku imparatorluğunun hedefindeki şehir” başlıklı yazının devamı olarak ele alınabilir.

ÖZCAN KIRBIYIK YAZDI:

Son günlerde, Türk devlet aklının Kürdistan’ın yerleşim alanlarında yaptığı operasyonlar, sadece ekonomik, sosyolojik ve kültürel boyutlardan oluşmuyor. Bütün bunların yanı sıra, operasyonlarla, Kürt kitlelerinin ruhsal yönden de teslim alınmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. Modern zamanın göbeğinde gerçekleşen ve Kürt kitlelerinin ruh ve akıl sağlığına dönük bu operasyonların en önemli ayaklarını ana akım Türk medyası ve Kürt kitleleri arasında yaygın olan “fısıltı gazetesi” oluşturmaktadır. 

Kürt siyasal hareketi açısından “direniş” ve “kale” denildiğinde sayılan yerleşim yerlerinin başından gelen Yüksekova’da, “fısıltı gazetesi” ve ana akım Türk medyasının yarattığı bilgi kirliliğinin ironik olayların da yaşanmasına neden olduğu gözlemlenmektedir. Bu konuyla ilgi şahit olduğum bir olay kısaca şu şekildedir: Yüksekova’da tanıştığım bir vatandaş vardı, ne zaman nerde karşılaşsak, Hakkari milletvekillerinin şehir dışında olmasından yakınırdı. Çok sonra, aynı vatandaşın, Hakkari milletvekillerini ne zaman bölgede görse, onlara, “sizi boşuna mı seçtik, gidin Ankara’da mecliste sesimizi duyurun!” dediğini öğrendim. 
*** 
Kürt coğrafyasında, olup bitenlerin tam göbeğinde yaşayan kimi insanlarımız, Türk medyasının spekülatif haberlerinin etkisinde kalabiliyor. Peki, Türkiye’nin batısında yaşayıp, Kürt illerinde olup bitenleri sadece yanlı medyadan takip eden Türk kitlelerin durumu nedir? 
Ana akım Türk medyasının, Türk kitleleri üzerinde paranoya derecesinde bazı durumların ortaya çıkmasına neden olduğu aşikardır. Bu konuyla ilgili İsmail Beşikçi, kendisiyle yapılan röportajları içeren "Özgürlüğün Bedeli" adlı kitapta şu katkıda bulunur: “Sömürgeci basın gerçekleri değil, olmasını arzu ettiklerini yazmaktadır. Yine 26 Mayıs tarihli Hürriyet gazetesinde ise PKK adının Türk yönetiminde ne derin ve yaygın korkuların oluşmasına neden olduğunu gösteren bir haber var. “PKK ALARMI” haber kısaca şöyle, Edirne’de bir sokak bekçisi sokakta Hürriyet gazetesinin bir haber bültenini buluyor. Bültende PKK ile ilgili haberler var. Bekçi, bunun PKK bildirisi olduğunu sanıyor ve karakola götürüyor. Birinci şube polis güçlerini alarma geçiriyor. Yoğun bir faaliyet başlıyor. PKK’nin Edirne’de bildiri dağıtması polis güçlerini dehşete düşürüyor. Fakat inceleme sonunda bu yazıların bir PKK bildirisi olmadığı Hürriyet gazetesinin bülteni olduğu anlaşılıyor. Polis rahatlıyor. Herkes derin bir nefes alıyor.” 

Devlet denetimindeki basınının, günümüzde, 90’lı yıllardan çok daha geniş bir alan kapladığı düşünüldüğünde, Türk kitleleri arasında -yukarıda bahsi geçen olaylar gibi- trajikomik durumların yaşanmaya devam ettiği görülecektir. 
*** 
Sonuç olarak; ana akım Türk basınının Milli Güvenlik Kurulu’nda alınan “kararlar gereğince” yayın yaptığını unutmamak lazım. Şu günlerde, Türk basınının temel görevi devletin Kürt kitlelerinin ruh hali üzerinde yürüttüğü savaşın derinleştirilmesine yardımcı olmaktır. 
Ahlaksız bir medyanın, zalim egemenlerin elinde nasıl bir canavara dönüşebileceğini anlamak için, Hitler’in Propaganda Bakanı Paul Joseph Goebbels’in eliyle hayata geçirilmiş Nazi Almanyası pratiklerine bakmakta fayda var. Belki bu şekilde, Türkiye’deki “Havuz Medyası”nın, Goebbels’ten ilham aldığı görülebilecektir. 

Son olarak; günlerce süren Cizre’deki sokağa çıkma yasakları sırasında, Şırnak Milletvekilleri –ki başta Faysal Sarıyıldız olmak üzere- gösterdikleri performans ve devlet şiddetini ifşa etme kabiliyetleri, kamuoyunca dikkatle izlendi. Bu durumun, sokağa çıkma yasakları nedeniyle bölge vekillerinden beklentilerin artmasına neden olduğu pekala söylenebilir. Bilhassa, sokağa çıkma yasağı korkusuyla sindirilmeye çalışılan Yüksekova’da... 
*** 
90’larda köyleri yakılmış, sonra da göçertilmiş insanların Yüksekova’nın demografik yapısında önemli bir yer edindiği bilinmektedir. Yani, devletin yıkıcı ve yakıcı yüzüne yıllar evvel çıplak elleriyle dokunan Yüksekovalılar, bugünlerde, medya ve yayın organları üzerinden korkutulmaya, sindirilmeye çalışılmaktadır.