Yüksekdağ: Barış güvercinlerinin katledilmediği bir Türkiye istiyoruz

Partisinin kadın grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Yüksekdağ, ölümünün 9. yılında Hrant Dink’i andı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, partisinin kadın grup toplantısında konuştu.

Yüksekdağ’ın konuşmasında satırbaşlıkları şu şekilde:

Hrant Dink

“Bugün 19 Ocak, sevgili Hrantımızın aramızdan koparılmasının üzerinden 9 yıl geçti. Bu karanlık içinde ışık olmaya çalışan halklarımız yürüyüşünü sürdürdü. Hrant’ı katleden sadece tetikçilerin derdest edildiği 9 yıl boyunca, sorumlular bilinçli olarak gizlendi, azmettirenler, yönlendirenler, talimat verenler korundu, kollandı.

“Neden böyle oldu. Hrant’ı katleden sadece bir tetikçi değil, o tetikçiyi koordine eden bir avuç kişi değil, devlet mekanizmasının ta kendisiydi. Devlet işlediği bütün suçlarda olduğu gibi Hrant’ın katledilmesi suçunun bilinçli ve kasıtlı olarak üzerini örtme çabası gösterdi. AKP’nin iktidarda olduğu süre boyunca hiçbir katliam davasından sonuç elde edilemedi, tıpkı AKP öncesinde olduğu gibi.

“Hrant’ı katledip hesap vermeyenler, aydınlara, yazarlara, devrimcilere, halklara dönük yeni katliamlara imza attı. Tahir Elçi de bunlardan birisiydi. O günlerden beri barış güvercinleri tedirgin. O günden bu yana barış güvercinleri tedirgin de olsa barış demekten vazgeçmedi, vazgeçmeyecek.

“Bizler sevgili Hrant’ımızın katledilmesinin yıldönümünde tedirgin barış güvercinlerinin, alıcı kuşlarca katledilmediği bir Türkiye istiyoruz. Tedirgin barış güvercinleri, alıcı kuşların önüne atılıyorsa, o kuşlar kan dökme hareketini bu kadar sınırsızca yaşama geçiriyorlarsa, halkımızın barışı özlediği güne ulaşmak mümkün olamayacaktır. İşte o nedenle Türkiye’nin bütün halkları, Lazıyla, Pomağıyla, Arabıyla, Türküyle, Kürdüyde… Alıcı kuşlardan korkup kanat çırpmaktan vazgeçmeyeceğiz.

‘İktidar barıştan hazetmiyor’

“Hrant’ı katleden anlayış, ne yazık ki katliam ve infaz düzenini yönetme kriteri haline getirdi. 7 Haziran seçimlerinden bu yana, Türkiye’de barışın uyandığı güzel süreçten sonra büyük bir çatışma ve şiddet ortamının hazırlayıcısı ve tetikçisi oldu siyasi iktidar. Çünkü barıştan hazetmiyor, birilerinin ısrarla konuşmasından hazetmiyor. Karşısında suskun bir toplum, biat etmiş bir halk ve kendi söylediklerinin -yazılı olsun veya olmasın- bir yasa haline getirildiği bir Türkiye dizayn etmeye başladılar. 8 ay boyuna böyle bir rejim tesis etmek için her tarafı kan deryasına çevirdiler.

“Bu kan siyaseti nedeniyle aramızdan ayrılan nice kardeşlerimiz oldu. Seve, Fatma ve Pakize. İktidarın uyguladığı zulüm politikaları boyunca katledilen 81 kadının sadece üçüdür. 81 kadını şiddet ve savaş politikalarıyla aramızdan aldılar. Ama bizler, bu kadınların yaşama direncini sahiplendik, sahipleneceğiz.

“Sevenin, Pakize’nin, Fatma’nın iradesini, oradaki kadın direnişini sahiplenmeye devam edeceğiz. Kadınların direnişi oldukça, darbe ve zulüm karşısında korkmama iradesi olduğu müddetçe bizler yarına ulaşabiliriz, aydınlığa ulaşabiliriz. Sevelerin şahsında, Türkiye’nin aydınlığı için, kadın özgürlüğü için mücadele veren, barış ve demokrasi için direnen bütün kadın şehitlerimiz önünde saygıyla eğiliyorum.

‘Kadın bir bütün olarak insanlığımızdır’

“Çocuklarımızın katledildiği, kadınların hedeflendiği, katledildiği, zulüm iktidarı ayakta duramaz. Tekrarlıyoruz, kadın yaşamdır. Kadın bir bütün olarak insanlığımızdır. Kadın insanlığın kadim değerlerinin üretildiği, toplumsal yaşamın var edildiği yaşam ağacının köküdür, suyudur. Nasıl hiçbir savaş, diktatör, bomba yaşamı yok edemediyse, bugün kadındaki yaşamı da yok edemeyecekler. Biz kadınlar yaşamın içinde tuttuğu yeri biliyoruz. Bu güçten korktuklarını çok iyi biliyoruz. Onların korkularından doğan zulümlerine rağmen, kadınların bütün kaygılarına rağmen, yeniden kendini doğurabilecek işte bu güçten korkuyorlar.

“Onuru, kültürü, bedeni için direnen kadınlar, bütün kadın kurtuluş hareketinin onurudur. Kadınlar ne kadar direnirlerse, başarıya o kadar yakınlaşacaklardır. İşte kadın grubumuzdan kadınlara çağrımızdır, kadının barıştan, adaletten ve yaşamdan oluşan özü için, özyönetim direnişinde yer alan kadınların sesini duyun, bu sesi çoğaltın, bütünleşin.

“Özyönetim direnişi, kadının evini, ilçesini, kentini yönetme ve erkek egemen iktidara müdahale etme mücadelesidir. Katı merkeziyetçi erkek egemen iktidara, kadını yaşamın en ufak noktasında eşit görmeyen anlayışına karşı, kadının eşitliği mahallelerde, sokaklarda kurularak başlayacak.

“Yaşamın en küçük hücresinde kadının eşitliğini inşa edeceğiz. Özyönetim mücadelesi o nedenle kadın özgürlük mücadelesidir, kadın eşitliği mücadelesidir. Bu mücadeleye sahip çıktığımız, gücümüzü birleştirdiğimiz oranda kadınların kurtuluşunu ve özgürlüğünü sağlayabiliriz.

’81 kadın katledildi’

“Geride bıraktığımız zaman içinde büyük bir ölüm siyasetiyle, abluka, sıkıyönetim ve sokağa çıkma siyasetiyle bu gücü düşürmeye, çöktürmeye çalıştılar. Onlar çöktürme planı yaptıkça bu halk yeniden ayağa kalkıyor. Şimdi ahlakın sınırlarını zorlayıp yıkıp geçip yeni planlar yapıyorlar. Ama kadınlar ve halklarımız bu planları yerle bir edecek.

“Bu sürece içinde 81 kadın katledildi. Kadınların cenazeleri sokak ortasında bırakıldı. Taybet ananın cenazesi bir hafta alınamadı. Sur’un sokağa çıkma yasağı olmayan bölümünde, Melek Alpaydın kahvaltı yaparken katledildi. Bir kadının savaşın hedefi haline gelebilmesi için evinin içinde olması gerekmiyor. Sadece evin içinde olan Melek kardeşimiz değildi, İstanbul’da, Antalya’da herhangi bir kadın bunların hedefidir. Bütün kadınlar bunları görmeli ve bu gerçeğe dayanarak itiraz etme gücü sergilemeli.

“Kadınlar bu savaşın boyutlarını, Evlatlarını çatışmada kaybederek ödüyor, evine giren ekmeğin azalmasıyla ödüyor. Kadınlar bu savaşın sonuçlarını, Sur’un dışında, evinin duvarlarının içinde tank mermisiyle kafası koparılarak ölüyor. Biliyorsunuz bu cinayeti de üstlenmediler. Ama kesinleşti ki Melek Alpaydın evinin içinde, çocuğuyla kahvaltı sofrasındayken öldürüldü.

“Cinayetlerin sorumluluğunu ona buna havale ederek, bu kanın ortaya çıkardığı sonuçları ortadan kaldıramazsınız. Hafızalara kazınan bu vahşeti silemezsiniz. Çoluğu çocuğuyla, genci yaşlısıyla bu vahşet bilinçlere kazanıyor. Bu kazınmış vahşeti hiçbir biçimde silemezsiniz.

‘425 sivil adı konulmamış savaşta katledildi’

“Bu zulüm iktidarını ayakta tutamazsınız. 182 sivil yaşamını yitirdi. 20 Temmuz’dan bu yana 425 sivil adı konulmamış savaşta katledildi. Biz savaş diyoruz, hala gözümüze baka baka ‘terörle mücadele’ diyorlar. Aymazlık ile gerçeğin sorumluluğunu üzerilerinden atacaklarını zannediyorlar. 425 sivilden bahsediyoruz. Buna çatışma halindeki güçlerin, asker, polis, gerilla kayıplarının sayısı dahil değildir. Bu nedenle şiddet politikasının tastamam halka karşı olduğunu söyledik, söylemeye devam edeceğiz.

“Kendilerine biat etmeyen Kürt halkının varlığını bu coğrafyadan silmeye çalışıyorlar, ama başaramayacaklar.

’16 yaşındaki çocuğu katlettiniz’

“Dört gün boyunca Hüseyin Paksoy naklen katledildi. Televizyon vermedi, gazeteler yazmadı. Yasaklardan kurtulan sosyal medya kanalı üzerinden yayıldı. Aynı çağrı yapıldı, ambülans istendi sosyal medyadan.

“İnsanlar feryat figan, ayağından vurulmuş 16 yaşında bir genç. 16 yaşındaki çocuğu, 4 gün boyunca dünyanın gözü önünde göstere göstere taammüden katlettiniz. Damarından kanı çekilerek öldürüldü. Gözünüz aydın. Bu çocuğun kanından iktidar kuracaklarını sananlar gözünüz aydın. Bir çocuk daha yaşamdan ayrıldı. Milyonlarca çocuk karşınıza çıkacak bunu unutmayın.

‘İki gündür sokakta yaralı olarak bekletiliyor’

“Değerli arkadaşlar, Cizre’de 21 yaşında bir genç iki gündür sokakta yaralı olarak bekletiliyor. Bir yerlere ulaşır diye bilinsin istiyorum. O gencin de Hüseyin gibi katledilmemesi için ses verin, çığlık olun, yaşam için bir irade olun.

“Şırnak vekilimiz dedi ki, ‘artık cenazeleri taşımaktan üstümüze kan kokusu sindi’. İşte gerçek bu. Halkın vekilinin sözleri bu. Gerçek bu. Sen yine rahat ol Faysal vekilim. Kan kokusu yıkanır, arınırsın geçer. Ama bu iktidara bu kanın laneti sindi. İktidar üzerine sinen bu kanın lanetinden kurtulamayacak.

‘Feleknas Uca’yı, Başbakan hedef gösterdi’

“Yine başka vekilimizi Feleknas Uca’yı, Başbakan hedef gösterdi. Halkın mücadelesini Meclise taşıması gereken milletvekillerimiz, her gün dört bir yanda cenaze kaldırmak için morgların önünde. Operasyonların gerçekleştirdiği alanlarda canlı kalkan haline gelmiş durumda. Bir vekilimiz cenaze kaldırmamakla tehdit edildi.

“Başbakanlık düzeyinde yalan söyleniyor. Devletin zirvesi düzeyinde aleni yalan söyleniyor. Vekilimiz orada bile yok. Vekillerimizi morg kapısı önünde bırakmaya mecbur edenler, sizlersiniz. Cenazelere işkence edilmesin diye morg kapısında nöbet tutuyor.

“Bir babaya şunu söylettirdiniz. Baba infaz edildiğini görüyor, savcılık teşhisi için gittiğinde feryadı şu, ‘Oğlum infaz edildiğinde gözleri vardı, şimdi niye yok?’ Cenazeye uygulanan vahşete sesini çıkarmayan iktidar anlayışını bize dayatıyor.

“Günlerdir cenazelere işkence yapılıyor. Sur’da yerde kalan cenazeleri almak için, devlet sözüyle Sur’a girildi ama üzerilerine ateş edildi.  Hala bunu dile getirdiğimiz için bizi hedef alıyorlar. Ama biz bu gerçekleri dile getirmekten asla vazgeçmeyeceğiz.

“Bir Başbakan halkımızı Şırnak’ta cenazeleri mezbahaya koymakla suçlayıp ‘cenazelere hakaret’ suçunu bize yıkmaya çalışıyor. Aynı Başbakan kendi imzaladığı genelgeyle, cenazelerin vekillerimizin bulup getirdiği soğuk hava konteynırlarına konmasına engel olmuş isimdir. Eğer cenaze belediyenin soğuk hava deposuna konulduysa, bu halkın değil sizin utancınızdır, yüz karanızdır.

’20 milyon Kürdü nereye taşıyacaksınız’

“Bu süre içinde halkımıza dönük saldırı siyasetinin yeni aşamaları devreye konuluyor. Cumhurbaşkanı, Başbakan hala çözümden bahsetmiyor, hala şiddet diliyle konuşmaya devam ediyor. Halkın demokratik direnişi karşısında çareyi kentleri taşımakta bulmuşlar.

“Taşımak istedikleri kentlerden biri Şırnak. Şırnak’ı daha önce aynı gerekçeyle il yaptılar. Orduyu, garnizonu, karargahı doldurdunuz. Ama halk gerçekliği, demokrasi mücadelesi ve çözmediğiniz sorunlar bugün geldi önünüze yine çıktı. Allah akıl versin.

“HDP’ye oy veren 6 milyonu nereye taşıyacaksınız. 20 milyon Kürdü nereye taşıyacaksınız. Milyonlarca insan gittiği her yere direnişi, hafızayı götürür bunu unutmayın. Bu mücadele bitmez. Musa Anter ne demişti: ‘Direnmek kalır bize, çünkü yaşamanın bir başka adı da direnmekti.’

Akademisyenlerin bildirisi

“Bu kadar zulmün, gayri ahlaki-siyasi yaklaşımın olduğu bir yerde  halka ‘sözünüzü yutun’ diyorlar, ‘nefes almayın’ diyorlar. Sözümüz bizim nefesimizdir. Barış için Akademisyenler yaşam ve barış için bu sözü söylemişlerdir. Akademisyenler için ‘Siz aydın değilsiniz’ diyenler, önce kendilerine baksınlar.

“Ne zamanki partilerinin adını ‘Ak’ koydular, bütün siyaseti kararttılar. Biz karanlık deyince ilk önce onları hatırlıyoruz. Bizler, Türkiye toplumu akademisyenlerin bilincindeki ışığı gördüğümüz için ‘aydın’ diyoruz. Ama cumhurbaşkanı, akademisyenlerin bilincindeki ışığı gözü karardığı için görmüyor. Görmesin,. Sorun bu zihniyet, bu siyasettir.

“Akademisyenlere, bilim insanlarına, sözünü söyleyen insanlara ‘hendek kazın’, ‘dağa çıkın’ diyenler karşısında asla geri adım atmayacağız. Vicdan sahibi insanların yerini Cumhurbaşkanı belirlemez. Yerimizin neresi olacağını biz karar veririz.

“İktidar için kötü bir şey söyleyeyim. Biz her yerdeyiz, yaşam nabzının attığı her yerde varız. Barış iradesini tehdit ederek, gözdağı vererek bizleri kıramazsınız. Bugün tam da bu iradeye sahip çıkma günüdür. Akademisyenlerin imzalarının çekilmesi için tehdit edilirken, yeni yeni imzalar ekleniyor. Bütün Türkiye ‘bu suça ortak olmayacağız’ demeli. Barış için kadınlar da bu suça ortak olmama çağrısı yaptı. Kadın grubu adına, tüm kadınları geleceğe sahip çıkmaya çağırıyoruz, barışa omuz vermeye çağırıyoruz. Biz savaş ve ölüm düzenine teslim olmayacağız.

‘Biz milyonlarca Ayşe olduğunu biliyoruz’

“Barış, demokrasi, eşitlik, özgürlük için kadınlar olarak, adımız ne olursa olsun, kadının barış çığlığını, çözüm çağrısını kararlı şekilde taşımaya devam edeceğiz. Ayşe öğretmen gibi cesur kadınların sesinin her yerde haykırması için özgürce yürüyeceğiz. Gerçeğin sesini boğamazsınız.

Bazen akademisyenlerin sesinde, bazen bir programda Ayşe öğretmen gibi. Biz milyonlarca Ayşe olduğunu biliyoruz. Biz bu ülkede binlerce Seve, Sakine olduğunu biliyoruz. Sokağına, evine sahip çıkan Selamet, Fatma, Taybet Ana olduğunu biliyoruz. Bu çığlığın ve sesin bileşkesi, bu zulüm ve savaş iradesini değiştirecek, özgürlük ve barışın yolunu açacak. Bizler Türkiye halklarının tek gerçek alternatifi olduğunu biliyoruz. Bu bilinç daha önemli sorumluluk yüklüyor.

‘Yeni anayasanın halk muhatabıyız’

“Bizler yeni anayasanın halk muhatabıyız, bu anayasanın demokratik tarafıyız. Bir anayasa yapılacaksa bizim muhataplığımızla yapılacaktır. Başta kadınlar olmak üzere bütün müdahale tarafların aktif bir şekilde katılacağına inanıyorum.

“Kadın konferansımızda aldığımız kararla birlikte, kadın örgütlerinin merkezinde durduğu, kadınlardan yana bir anayasa yapılması için müdahaleyi daha ileri boyuta taşıyacağız. Kadınların kurtuluşuna hizmet edecek yeni kararlar aldık.”