Yazar Kaplan, Şilîya'yı Yüksekova Haber'e anlattı: Eksik bıraktığım çok şey var

Yazar Şerif Kaplan, geçtiğimiz günlerde 2'nci baskısı ile tekrar okurları karşısına çıkan 'Şilîya' kitabı hakkında Yüksekova Haber'e konuştu.

Diyarbakırlı yazar Şerif Kaplan'ın yazdığı Şilîya, geçen hafta ikinci baskısı ile tekrar okuru karşısına çıktı. Favori yayınları tarafından okura sununlan kitap dramatik bir aşkı konu alıyor. Sürgün, aşk, insanların sosyal ilişkilerini irdeleyen roman, yaşamın sadece ölümlerden ve savaştan ibaret olmadığını hatırlatmak istiyor.

Kitabın yazarı Şerif Kaplan, Yüksekova Haber'den İrfan Sarı'nın sorularını yanıtladı.

*Şilîya sürgündür, hikayenizin kahramanıdır. Bir daha yazmaya kalkarsanız Şilîya’yı, “eksik” yada unutulmuş dediğiniz bir iz var mıdır?

- "Roman,ülkesinden ve Şilîya'sından ayrılmak zorunda kalan, Hamburg'un ağır kapitalist ve kültürel çatışmaları içinde aşkını bıraktığı toprakların özlemi ile boğulan bir adamı anlatıyor. Farklı insan hikayeleriyle sürgün yaşamının en uç ilişkilerini yansıtırken; yalnızlığı, sucluluğu, siyasi yozlaşmayı ve hayallerini içtenlikle anlatmanın yanında; okuyucuya şiirsel,felsefi ve psikolojik doyum sağlıyor.

Yorgun, yaralı, yanlız yüreğiyle aşktan hasarlı ruhunu avutmaya çalışan bir adamın kendisiyle hesaplaşması ve "ruh intiharı" ile sarsılacaksınız bu kitapla...“ diyor aynı zamanda kendi alanında iyi bir psikolog olan, ikinci baskısında büyük katkıları, emeği geçen Feride Dalgın bence kitabı çok iyi özetlemiş.

Evet Şiliya’da eksik bıraktığım çok şey var. Ama bir daha yazmaya kalkarsam yine aynısını yaparım. Eksik veya unuttuğum bölümleri okuyucunun kendi duygularına göre tamamlamasını istedim. Herkes kendi ‘Şilîya’sını oraya koysun ve ona göre yorumlasın istiyorum. Çünkü Şilîya; Mem û Zin veya Sîyaben û Xecê’nın aşkalarını günümüzün kapitalist toplumun duyguları hiçleştiren mekanik yaşama rağmen, her koşul altında, birbirine sadık, bedenlerini başkasına yasaklayan aşkların da yaşanabileceğinin anlatıyor. Her şeye inat aşkın bir isyan hali olduğunu anlatıyor bize.

Şilîya; aşk adına isyan halidir, zulamızda sakladıklarımızın, gizli yanımızın, yaşamadıklarımızın toplamıdır. Yaşamak için ise savaşmak gerekiyor.

Şilîya’yı bütün dillerdeki Tanrıların yarattığı ortak güzelliğin ifadesi olarak tanımlıyorum. Esasen herkesin bir Şilîya’sı olmalı. O zaman yaşam anlamlı olur. O nedenle sorunuza dönersek, Tanırların ortak güzelliğini ne kadar anlatırsan da o kadar da eksik kalır!"

*Öz yurdundan sürgün bir yaşamın, sürgün bir aşkın sızısı yazarda yurt arar ve bulur yurdunu. O yurdun ruh halini anlatır mısınız?

O yurdu; kimi zaman karşı cinstir, kimi zaman yaşadıkları topraklardır, kimi zaman özgürlüktür, kimi zaman aranan, ulaşılmayan, ulaşılmak istenen, yaşamda sahip olunmak istenilenlerin toplamıdır. Ruh hali; aşk, sevgi, hasret, özlem, özgürlük... Kısacası insani duyguların toplamı ama elinde hiç olmayanıdır. Onlar adına sürgüne giden, o duygular adına, kaptalizmin en dibe vurduğu Hamburg’ta en az kaptalizm kadar dip yapan “depresif” bir ruh halidir, o ruh hali ile Şilîya’sını, ona olan aşkını aramaya devam ediyor.

Bazen, sırf sesi benziyor diye, bazen teninin rengi, bazen vücudunun herhangi bir yeri Şilîya’yı andırdığı için başka kadınlara aşık oluyor Chiko, ama her defasında Şilîya’sı olmadığını anlayınca hayal kırıklığı ile yine iç dünyasına geri dönüyor. İç dünyasına döndüğünda da her defasında biraz daha dip yapıyor.

*Yalnızdır Şiliya, uğruna, sabahlarına yandığı toprakları gözünü kırpmadan terk etmıştır oysa. Aşk bunu hak eder mi?

Aşk; yaşamın temel harcıdır. Aşk olmadan insanların başarılı olma şansları yoktur. İzafi bir duygudur, kişi ve duruma göre değişiyor. Chiko, Şilîya’dan sürgün nedeni ile ayrılmak zorunda kaldığı dönemi tanımlarken “sesimi kayıp ettiğim zaman” diyor.

İnsanlar yaşamda iki şey için, gün batımından güneşin ilk kızıl ışıklarının gökyüzünü aydınlatığı ana kadar, karanlığa bakan herhangi bir pencerede gözlerini hiç kırpmadan içine dalarak kalabilir; özgürlük ve aşk. Aşk her koşul altında kendine bir yol bulur, yaşar. Aşk her şeyi hak ediyor.

i-1-20161004134826.jpg
*Okucuyu ektisi altına alıyor Şiliya. Öyküsü gerçek ama ağırlıklı olarak uzakları andırıyor. Özel olarak “uzak” olmayı arıyorum, anlatır mısınız?

"Bu konuda sözü sevgili dostum İrfan Sarı’ya bırakıyorum, “Uzağı” en güzel o ifade etmiş.

“Ülkesinin uzağı “Şilîya”...

Birbirinden uzak yaşamlar, birbirine yakın ölümlerden beterdi. Bazen, ülkenin kokusunu anımsar, bazen bir dağ yamacını, bazen bir kara aksanlı sohbeti, bazen kaçak çayını… Nereye dönerseniz, bakarsanız, yürürseniz bir özlem olur… Aşk sürgünde, kilometrelerce ötede en çok ölüme benzer. Ve gelir Kırklar Dağı‘na; matemin ana yurdunda yürek yakar. “Şilîya” ne toprağa sığar, ne güneşe, ne aya, ne gökkuşağına… Onun ebedi ikametgahı yürektir. Dolanır dilden dile efsane olur.”

Uzak; ülkeden, yaşadığı topraklardan, Amed’ten, ailesinden ve Şilîya’sından vazgeçmektir yani. Akşamları yatağına girerken, yalnılığıyla üşüyen, sabah uyandığında kocaman boşluklara bir kült gibi düşen yalnızlığında uyanıyor olmasıdır uzak.

*Kürdistan acının pınarı, aşkta, kavgada soluksuz bir acı var hep, nedir bu soluksuz acının sebebi?

Inasanın kendisi olmadı mı, başkası adına bir şeylere katlanmak zorunda kaldı mı, sadece acılar biriktirir. Biz Kürdler diğer halklar gibi, genel anlamı ile bir türlü kendimiz olamadık. Hep başkaları adına var olduk, onlar adına yaşadık, onlar gibi olmak zorunda kaldık. Bir yerde Türk gibi, başka yerde Pers, başka bir yerde ise Arap olduk. Onların istekleri ve düşünceleri gibi yaşamak zorunda kaldık. Oysa insan kendisi olmadı mı, başkası gibi, kendisine yabancı yaşadı mı, dokusu çoğu zaman bu yabancılaşmayı red ediyor. Dolaysıyle vücudun red ettiği bir parçayı bünyeye yerleştiremezsin, zehirlerinsanı. O nedenle tüm Kürdler soluksuz acılar biriktiriyorlar.

Ben de tam bunu yapmaya çalışıyorum. Zulamızda biriktirdiklerimizi, sakladıklarımızı, yaşamadıklarımızı… Şilîya bunların toplamıdır.

Şimdi Şilîya zamanı. Çünkü Şilîya şimdi Feride Dalgı ve İrfan Sarı’nın arka kapak yazıları yorumları ve desteği ile daha güçlü…"