Yaşar Kemal: Her Savaş İnsanlığımızı, Vicdanımızı Çürütür

"Her savaş, adı ne olursa olsun, bir yıkım, bir ölümdür; insanlığımızı çürütür, vicdanımızı çürütür."

Yaşar Kemal bir yıl önce bugün aramızdan ayrıldı. Ardında kocaman bir boşluk bıraktı. 

Zeynep Miraç, bir süre önce Cumhuriyet gazetesinde yazmıştı Yaşar Kemal'i. Çatışmalı günlere dönüldüğü bu karanlık günlerde yoklu daha da fazla hissedillen üstad için şöyle demişti:

"Yaşar Kemal beyaz atına binip gittiği yerden gelse, Sur’u, Cizre’yi, Silopi’yi görse ne derdi bize? İnanıyorum ki, Sur’un orta yerine sandalyesini koyar, “Haydi” derdi, “Silahınız susana, bu kan durana kadar kalkmıyorum”. Bir tek o diyebilirdi bunu. Ve bir tek o dinletebilirdi sözünü."

Miraç yazıda Yaşar Kemal'in 2008'de aldığı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü' için yaptığı konuşmadan da dem vurmuştu.

4 Aralık 2008 günüydü. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'dü. Saray yoktu o zaman Çankaya Köşkü'ydü Cumhurbaşkanlığı binası.

Yaşar Kemal ağır bir bel rahatsızlığı geçirmişti o günlerde; ayakta duramıyordu; konuşmasını oturarak yapmıştı.

Konuşmasına şöyle başlamıştı: "Kimse merak etmesin kolay kolay ölmeyeceğim". 

Ama ne yazık üstadı 28 Şubat 2015 günü kaybettik. Tam da ona en ihtiyaç duyulan zamanların birinde.

Ödül alırken yaptığı birçok açıdan tarihi bir konuşmaydı. Tekrar tekrar dinlemeli o gün salonda oturan siyasetçiler.

Yaşar Kemal'i anmak için konuşmanın tümünü yayınlıyoruz; ama şu bölümü buraya alarak altını çizmekte fayda görüyoruz:

"Anadolu'da yaşayan her halk, kendi anadilini kullanacak, kendi anadilinde eğitim görecek, kitaplar yazacak, filmler çekecek. Biz çokkültürlü, toprak olduğumuzun farkına varacağız. Çıkarımızın yasakta değil, özgürlükte olduğunu bilincine varacağız."

Ben, bu yaşta, böyle bir ödül almaktan memnunum. Beni bu ödülle onurlandıranlara teşekkür ederim. Bugünü benimle paylaşan dostlarım da sağolun.

haberingoruntuleri.gif
Biliyorum, bir takım düşünceleri her zaman söylemek bıktırıcıdır. Yine de her fırsat buldukça söylediğim, yazdığım düşünceleri tekrarlayacağım.

Biz, Cumhuriyet çağının sanatçıları, romancılar, şairler, ressamlar, kendi kültürümüze, dilimize dönmeyi öğrendik. Tercüme bürosunun çevirdiği dünya klasikleri ile yetiştik. Halkevlerinin, Köy Enstitülerinin kuruluşları bize yardım etti. O Köy Enstitüleri ki, gelecekte dünyamızı gerçek insanlığa kavuşturacak tek eğitim düzenidir.

Bugün Türk romanı, şiiri, resmi artık dünyada yüzümüzü güldürecek duruma gelmiştir. Türkiye'nin sanatçıları soluk alabildiğinde dünya görkemli sanatçılarla karşılaşır.

Batıda gizem ve düş gücünün hızla yok olduğunu, yerlerini akıla ve gerçekçiliğe bıraktıklarını söyleyenler var. Buna inanmam zor. Benim maceram, insanın gizemine varmak içindi. Düş gücüne gelince, o gün de bugün de sonsuz düşler kuruyorum. Düş gücünü yitiren insanın hiç umudu olur mu? Umut, düş gücünün yarattığı ve insanoğlunun sahip olduğu en büyük değerlerden biridir.

Geçirdiğimiz 20. yüzyıl belki de insanlığın en acılı yüzyılıydı. Milyonlarca insan, çoğunluğu da genç, bu yüzyılda öldürüldü. 20. yüzyılda çıkan üç savaşın adı da dünya savaşıydı. Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, üçüncü de Soğuk Savaş adı verilen dünya savaşı.

Her savaş, adı ne olursa olsun, bir yıkım, bir ölümdür; insanlığımızı çürütür, vicdanımızı çürütür.

Hastalıklar, ölümler, çocuk ölümleri... Daha birçok acı...

Bugün milyonlarca insan, açlıktan, bakımsızlıktan ölüyor.

Bugün, insanlar bambaşka, havsalalarımızın alamayacağı kadar değiştiler, başka bir türlü bir insan oldular, bile bile kendilerini öldürüyorlar.

Bugün dünyamız tükeniyor. Birçok hayvanının, birçok ağacın, birçok böceğin, birçok kuşun soyu tükendi.

Bugün küreselleşme süreci hızla tek tip bir dünyaya doğru yönlendiriyor bizi. Küreselleşme rüzgârı önüne katılanlar, her dili, her kültürü yıpratıyor.

Bugün, dünya da ülkemiz de savaşın getirdiği korkudan ve utançtan bezmiştir.

Bugün, dünya da, ülkemiz de barışa susamıştır.

Ne büyük mutluluktur ki, dünyamız hâlâ on binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir.

Her kültürün bir rengi, bir kokusu vardır.

Dünyamızın bir çiçeğinin koparılması, dünyamızdan bir rengin, bir kokunun yok olmasıdır.

Bu, insanlığı insanlıktan çıkaran bir durumdur.

Tek kültürlü bir dünyada insanlığın halini bir göz önüne getirelim: Tek çiçeğe kalmış, tek renge, tek kokuya kalmış bir insanlık ve tek dile kalmış bir dünya...

Böyle olacağına, doğal bir yoldan dünyayı düzeltmenin yolunu seçsek olmaz mı? Bir sonuca varabilmek için doğal yol, yalnız ve yalnız, gerçek bir demokrasiden geçer. Demokrasi de değişkendir.

İnsan hakları bildirgelerine durmadan haklar ekleniyor. Bu eklemeler bile, daha şimdiden yetmiyor. Demokrasi gittikçe değişiyor, genişliyor. Demokrasilerde her şey, gittikçe de saydamlaşacak, yeni anlamlar kazanacak.

Anadolu, coğrafyasından ve çokkültürlü bir toprak olduğundan dolayı dünya kültürüne kaynaklık etmiştir. Anadolu'nun zengin kültür birikimine sırtımızı dayayınca, gene dünya kültürüne katkımız olacak.

Anadolu'da yaşayan her halk, kendi anadilini kullanacak, kendi anadilinde eğitim görecek, kitaplar yazacak, filmler çekecek. Biz çokkültürlü, toprak olduğumuzun farkına varacağız. Çıkarımızın yasakta değil, özgürlükte olduğunu bilincine varacağız.

Ben hiçbir zaman karamsar olmadım. Beni okuyanlar da karamsar olmasınlar.

Haluk Kalafat / Bianet