1. HABERLER

  2. MAKALE

  3. Yasakalrın gölgesinde Kürt Dili ve Edebiyatı -1 dil ve dilsel jenosid
Yasakalrın gölgesinde Kürt Dili ve Edebiyatı -1 dil ve dilsel jenosid

Yasakalrın gölgesinde Kürt Dili ve Edebiyatı -1 dil ve dilsel jenosid

Dört parçaya bölünmüş Kürdistan toprakları üzerinde egemen olan Türkiye, Suriye, İran ve Irak, Kürtleri asimile etmek ve Kürtçe'yi ortadan kaldırmak için çeşitli kısıtlamalara, yasaklamalara, şiddet ve baskı yoluyla engellemelere gitmiştir.

A+A-

Alican Tuncay

Dil, yaşayan bir varlıktır; doğar, gelişir, olgunlaşır. Dünyadaki bütün diller böyle bir yol izler. Dilin yayılması toplumun kendi uğraşılarını bir sonraki nesile aktarmasıyla mümkündür. Ancak bazı diller uygun toplumsal altyapı bulamadığından tarih sayfalarından kaybolup gider (örneğin Sümerce, Hititçe, Latince vb.).1789 Fransız İhtilali’nden sonra yayılan milliyetçilik ve ulusal bilinçlenme akımları sonucu, ulus devlet teorilerinin ortaya çıkmasından sonra bazı toplumlar, kendi dillerinin savunmasının ve propagandasının yapılması için, kendi topraklarında olan diğer ulusları asimile ederek veya onlara şiddet uygulayarak ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. Bu ulusal bilinçlenme teorilerinden sonra o döneme kadar devletin birliğini sağlayan ''kral kimse din odur'' kalıbının yerini ''kral kimse dil odur'' düşüncesi almıştır. Fransızların Cezayirlilere uyguladığı dil politikaları, İngilizlerin Hinduları asimile etmek için yaptıkları çalışmaları örnek gösterilebiliriz. Bazı uluslar da vardır ki yaşadıkları topraklarda kadim dillerini konuştukları için kırımlara ve şiddete maruz kalmışlardır ve kalmaya da devam etmektedirler. Bunun örneği ise egemen güçler tarafından kendi ulus devletini kurması engellenen Kürtlerdir. Kadim Med (Kürdistan) topraklarında yaşamakta olan ama bazı ulus devletlerin emperyalist çıkarları için dört parçaya bölünen Kürt ulusu, kendi kadim dilini geliştirmek isterken birçok zorluk çekti, birçok yasaklamayla karşı karşıya bırakıldı ve her türlü şiddete maruz kaldı. 

Devletsiz bir ulusun dili olan Kürtçe ve Kürtçe Edebiyatın, egemen devletler tarafından Kürtçe üzerindeki baskıları, yürütülen politikaları ve bu dili ortadan kaldırmak veya Kürtçe'nin gelişimini engellemek için yaptıkları çalışmalar üzerinde duracağım.

KÜRTLERİN İNKARI VE KÜRTÇE'NİN DİLSEL JENOSİDİ

Dört parçaya bölünmüş Kürdistan toprakları üzerinde egemen olan Türkiye, Suriye, İran ve Irak, Kürtleri asimile etmek ve Kürtçe'yi ortadan kaldırmak için çeşitli kısıtlamalara, yasaklamalara, şiddet ve baskı yoluyla engellemelere gitmiştir. Suriye, Irak ve İran'da Kürdoloji alanında az da olsa bazı çalışmalar yürütülmüştür; Türkiye'de ise, Osmanlı'da Jön Türklerin başlattığı ulusalcı ve ırkçı politikalar Kürtçenin gelişmesini yavaşlatmıştır. Osmanlı'nın yıkılmasından sonra yerine kurulan Türkiye Devleti'nin Türkçe dışında konuşulan diğer dillere karşı bir imha ve inkar politikası devreye sokulmuştur. Özellikle Kürtçe'nin yayılması ve gelişmesine karşı önlemler alınmış ve 1920’li yıllardan sonra Kürtçe tamamen yasaklanmış ve üzerinde araştırma yapılması engellenmiştir. Türkiye'de geliştirilen asimilasyon yöntemlerinin tek amacı Kürtlerin varlığını ortandan kaldırmak, Kürt ulusal bilincini köreltmek, halkın kimlik duygularını bertaraf ederek Kürtleri fiziki olarak yok etmektir. Bunu da milletin varlığını ve bütünlüğünü sağlayan dilini konuşmasını engelleyerek, edebiyat ve folklor gibi ulusun devamlılığını sağlayan envanterleri yasaklayarak veya ortadan kaldırarak gerçekleştirmeye çalışmıştır.

Özellikle cumhuriyetin kuruluşundan 1960 yılına kadar Kürt halkı üzerinde büyük bir terör, baskı ve zulüm mekanizması oluşturuldu. Bu yıllarda meydana gelen Kürt ayaklanmaları, kan ve şiddetle bastırılmıştır. Bu şiddet ortamında yurtlarını terkeden bir çok aydın Suriye Kürdistan'ına (Kurdistana Rojava) göç etmek mecburiyetinde kaldılar ve buraya göç eden Kürt aydınları Suriye'de doğup, gelişen Kürt kültür ve uyanma hareketine öncülük ettiler. Bu yıllarda ise Türkiye'de Kürtçe ve Kürt Kültür değerleri üzerinde büyük bir asimilasyon politikası izlendi. Türkiye'de bu olan bitenlere karşı büyük bir susukunluk ve durgunluk gözlendi. Kürtlerin varlığını, ulusal değerlerini inkar eden çalışmaların sayısı giitikçe çoğalmaya başladı. 1923 yılından sonra yasak tabu haline getirilen Kürdistan, Kürtler ve Kürtçe sözçüklerini dile almak mümkün olmamıştır. Bu yasaklanmaların etkisi 1960 yıllarından sonra yavaş yavaş kırılımaya çalışıldı ama 1980 yılından sonra darbeci yönetimin başa gelmesinden sonra tekrar 1920'li yılları anımsatan bir politika izlenmiştir. Bu dilsel jenosid devlet tarafından 1924 Anayasasında şöyle vurgulanmıştır: ''madde 88- Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle bağlı olan herkese Türk denir.''* Anayasa'da belirtilen bu maddeyle dillerin jenosidine yasal bir yol verilmiştir. Çıkarılan kanunlarla, yürütülen kampanyalarla Kürtçe'nin ve diğer dillerin kırımını kolaylaştırmak için yasal bir çerçeve hazırlanmıştr. Bu çalışmalara örnek verecek olursak;

14 Eylül 1925'te Çankırı mebusu olan Mustafa Abdülhalik'in**, İsmet İnönü'ye sunduğu, Kuzey Kürdistan'daki (Kurdistana Bakur) “Gaziantep, Urfa, Diyarbakır, Siirt, Bitlis, Van, Muş, Elazığ, Dersim, Ergani, Mardin, Malatya, Siverek, Genç ve Maraş gibi, Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı yerlerde yaptığı incelemeler sonucunda Kürtlerin asimile edilip Türkleştirilmesine ve Kürtçe'nin dilsel jenosidine ortam hazırlayan Tedkik Seyatı adlı Raporu’nun bazı maddelerini şöyle sıralayabiliriz:

1) En mühim menzil hatları üzerindeki köylere Türk yerleştirmek ve yeniden Türk tesis etmek.
2) Türk olup Kürtlüğe mağlup olmaya başlayan vilâyet ve kaza merkezlerinde maarife ehemmiyet vererek vesâi-ti adîde ile Türklere Türklüklerini iyi tanıtmak, Türkçeyi hâkim kılmak.
3) Kürt mıntıkası içinde Arapça konuşan ve erkekleri Kürtçe bilen Siirt, Mardin, Midyat, Savur gibi mahallerde mekteplere ve hassatten kız mekteplerine ehemmiyet vermek ve kızların mektebe rağbet etmesini suver-i adîde ile temin eylemek.
4) İki kazası, merkez vilâyeti ve Ovacık kazasının merkezi ile Türk olan ve taşıdıkları aşiret isimlerindende neslen ahalisi Türk olduğu anlaşılan Dersim vilâyetinde leylî ibtidailere ehemmiyet vermek, Türkçeyi süratle tamîm etmek.
5) Fırat'ın garbındakki vilâyetlerin bir kısmında dağınık surette yerleşmiş olan Kürtleri Türk yapmak.

***

Bu maddelerden de anlaşılacağı gibi Türkiye'de tek ırka dayanan bir devletin oluşması için nelerin yapılması gerektiği ve hangi önlemlerin alınacağı üzerinde durulmuştur. Bunların sistemli bir şekilde işlemesi için, ulus bilincinin yayılmasını sağlayan dilin ortadan kaldırılması ve Türklük bilincinin aşılanarak asimile edilmesi gerektiği belirtmiştir. Mustafa Abdülhalik. Asıl dil kırımı olan, beyaz ölümün başlangıcı sayılan ve ''Türk vatanı içinde bulunanların behemehâl Türk yapmak için'' hazırlanan, Kürtlerin ölüm fermanı olarak nitelendirlen Şark Islahat Planı 1925'te hazırlanır ve yürürlüğe konulur. Kürtçenin Cumhuriyet döneminde ilk kez yasaklanması bu planla gerçekleştirildi.

Planın 41. maddesi şöyle:

Malatya, Elazığ, Diyarbakır, Palu, Çarsancak, Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Hozat, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Çemişgezek, Ovacık, Hısnımansur (Adıyaman), Besni, Arga, Hekimhan, Birecik, Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde, hükümet ve belediye dairelerinde ve kuruluşlarda, okullarda, çarşı ve pazarlarda Türkçeden başka dil kullananlar, hükümet ve belediyenin emrine aykırı davranmakla suçlanacak ve cezalandırılacaktır.

****

Bu plan, hazırlanmasından kısa bir süre sonra harfiyen uygulanmaya başlanmıştır. Günlük yaşamda konuşulan Kürtçeye pranga vurulmuş, kendi ana dilini konuşanlara en ağır cezalar verilmiştir. Bu plandan sonra pazarda, resmi yerlerde hatta evde bile Kürtçe konuşanlara her kelime başına 5 kuruş para cezası verildi. O dönemin utancını gözler önüne seren 1925 Diyarbakır Lice doğumlu, araştırmacı yazar ve eski TİP milletvekili Tarık Ziya Ekinci bir anısında bu yasakalamalara değiniyor.'' ... o dönemde Kürtçe konuşma yasağı çıktı. Bir kelime Kürtçe konuştuğunda, tam 5 kuruş ceza kesilirdi. Zaten bir yük odun da 5 kuruştu. Bu ceza hemen orda alınırdı. Bunların çoğu bizim akrabalarımızdı. Ben de derdimizi anlatacak kadar Türkçe'yi okulda öğrenmiştim. Bunlar eşyalarını satmaya geldikleri zaman, babam hemen beni çağırır 'oğlum bunlarla, onlarla Türkçe yardım et!' derdi. Ben de onlarla gider, pazarlığı yapardım. Her sabah mutlaka kapımız çalınır, beni satışa çağırırlardı. Yaşadığım olay bu! '' Tarık Ziya Ekinci yazısının devamında Türkiye'nin uyguladığı politikanın yanlış ve ikiyüzlü olduğunu şöyle belirtir: “Şunu belirtmeliyim: Bir halkı asimile etmenin yolu, dilini asimile etmektir. Bunun koşulu da o dili kullanılamz hale getirmektir. Bu ikiyüzlülüktür, Riyakâr bir siyasettir. Almanya'daki Türklerin asimile olmasına karşı çıkarken, kendi ülkemizdeki bir halkı asimile ediyoruz. Bugün Türkiye’de riyakâr ve ikiyüzlü bir politika izleniyor. Bu politikadan vazgeçilmesi gerekir. Kendin için ne istiyorsan, başkasına da onu uygun göreceksin.”

*****
Bu yılları, Kürtçe üzerinde tam bir baskı ve şiddet uygulandığı için, Kürtçe'nin Ortaçağ’ını yaşadığı yıllar olarak nitlendirebiliriz. Cumhuriyet Halk Fırkası, 15 Ekim 1927 tarihinde yaptığı büyük kurultayda, en büyük amacının dil birliğini sağlamak olduğunu belirttikten sonra, bilim yuvaları sayılan üniversitelerin yürüttüğü “Vatandaş Türkçe Konuş” gibi ırkçı ve insanların ana dillerini konuşmalarını yasklayan bir kampanyanın başlamasına destek vermiştir. Bu kampanya asimilasyonun ve dilsel jenosidin artık toplum tarafından da yürütülmesine neden olmuştur. “Türkçe konuşturma kampanyası Dâr-ül-fünûn Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti’nin 13 Ocak 1928 tarihinde düzenlediği yıllık kongresinde aldığı bir karar ile başladı.

Talebe Cemiyeti Reisi, İstanbul başta olmak üzere, azınlıkların umumi  yerlerde Türkçe'den başka bir lisan kullanmalarını yasaklamak için girişimde bulunulmasını istedi. Daha sonra Türk Ocakları’nda düzenlenen bir ikinci toplantıda da umumi yerlere Türkçe konuşulmasını tavsiye eden tabela ve flamaların asılmasına, okullarda konferanslar verilmesine karar verildi. Ancak uygulama ateşli ve gerilimli bir şekilde cereyan etti. Yabancı dilde gazete okuyan insanların ellerinden
gazeteler öfkeyle alındı ve yırtıldı. Gençlerin Türkçe konuşmayan kimselere sürekli müdahale etmeleri sonucunda sık sık kavgalar meydana geldi. Umumi yerlere asılan ‘Vatandaş Türkçe Konuş’ flamalarını yırtan azınlıklar gözaltına alındı. İki kişinin kendi aralarında istedikleri bir dilde konuşmaları kendilerine yöneltilen tehdit dolu bakışlar nedeniyle imkânsızlaştı.

******
Devletin, 1920-1960 arsında yürüttüğü bu baskı ve şiddete yönelik çalışmalar 1960 yılından sonra, biraz azalmışsa da, 1980 askeri cuntası'nın darbe yapmasından sonra Kürtçe tamamen yasaklarla karşı karşıya kalmıştır. Böylece Kürtçe çalışmalar artık ya yurt dışında ya da cezaevlerinde sürdürülmüştür. Bu yıllarda, Türkiye'deki Kürtçe çalışmalar tamamen yasklandığından, Kürtçe çalışmaların çoğu yurt dışında özellikle Avrupa'da yürütülmüştür. Kürt Ulusal Mücadelesi’nin 1990'lı yıllarda gelişip büyümesi ve her ilde başkaldırıların oluşmasına bağlı olarak, 12 Eylül askeri darbesinin Kürtçe üzerindeki katı yasağının 1991 yılından sonra kalkmasıyla edebiyat ve yayın alanında birçok dergi, kitap ve gazete yayımlandı. Türkiye'den ayrılan aydınlar, Türkiye'ye dönerek İstanbul merkezli Mezopotamya Kültür Merkezi, Kürt-Kav, Kürt Enstitüsü gibi kurumların temellerini atarak Türkiye'de Kürtçe'nin gelişmesi için birçok çalışma yürüttü ve bu çalışmalar devam etmektedir.

Kürtçenin bu kadar şiddet ve baskı altında yok olmaması, Kürt ulusunun kararlı ve onurlu direnişi sayesinde mümkün olmuştur. Devletsiz bir ulus olan Kürtler kendi dillerine sahip çıkmışlar ve var olmalarını sağlayan dillerini, her zaman ve her türlü baskı ve şiddete karşı korumuş, savunmuşlardır. Çünkü dil Heidegder'in de belirttiği gibi insanın evidir. Bizi koruyan ve devam ettiren dildir.

Ulus devletler içinde yok olmamak için bizim yapmamız gereken, kendi dilimizi her alalanda en iyi şekilde savunmak, edebiyat, eğitim, felsefe ve bilim alanında, çalışmalarımızı Kürtçe yapmak ve özgürlüğümüzün göstergesi olan, anadilde eğitim hakkımızı için mücadele etmektir. 

Dip notlar:

(*)Düstür,T,Cilt 26,s.170
(**) II.-VIII. Yasama dönemlerinde Çankırı milletvekili(1923-1950),V.VII. Yasma dönemlerinde(1935-1946) TBMM başkanı. 115. ve 16. hükümetlerde devlet başkanı
(***)Yıkdırım,Tuğba,KÜRT SORUNU VE DEVLET '' TEDİP VE TENKİL POLİTİKALARI(1925-1947)2011,s.13-19.
(****)Cemal,Hasan,KÜRTLER,2003,s.379
(*****)Tekin,Gül Çiçek,''Dilsel Jenosid ve Türkiye'nin Dil Kırım politikaları'',Şark Islahat planı.
(******)Bali,Rıfat N. ,''AZINLIKLARIN TÜRKÇE KONUŞMALARI MESELESİ.

KAYNAKÇA

(1)Alakom,Rohat,Kürdoloji Bilimini 200 Yıllık Geçmişi (1787-1987),Deng Yıynları,İstanbul,1991.(2)Bayrakdar,Mehmet,Kürtler Türklerin Nesi OLuyor?
(3)Cemal,Hasan,Kürtler, Doğan Kitap,İstanbul,2003.
(4)Günel,Gülçiçek, Dilimiz Varlığımız,Dilimiz Kimliğimizdir
(4)Menteşavili,A.M,Dünden Bugüne Kürtler,Evrensel Basım Yıyınları,kasım 2004.
(5)Vecdi,Erbay,İnatçı Bir Bahar:Kürtçe ve Kürtçe Edebiyat,Ayrıntı Yayınları sanat ve kuram dizisi,İstanbul,2012.
(6)(derleyen)Yıkdırım,Tuğba,Kürt Sorunu ve Devlet'' Tedbib ve Tenkil Politikaları(1925-1947), Tarih Vakfı Yurt Yayınları ,2011.

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.