Sultanahmet bombası bize ne bilgi verdi?

Tamamen açık kaynakları kullanarak yazdığım IŞİD'le ilgili yazılarda dikkat çektiğim tehlike, maalesef çok kısa sürede, gerçekleşiyor. 5 Haziran'dan beri durum böyle.

Hayati mevzular, korkunç sosyal düşmanlıklar ve özel olarak icat edilen polemikler arasında eriyip gidiyor.

Bir gazeteci olarak -hayli zor da olsa- bu toz duman arasında ‘asıl meseleye’ dikkat çekmeye çalışıyorum. Yapıyorum, yapamıyorum. Ve fakat buna uğraşıyorum.

İki yıllık müzakere döneminin ardından bugün ülkenin doğusunda yaşanan şiddet ve çatışma ortamına nasıl ve ne için geldiğimizi…

Bu karanlık dönemden çıkmak için yeniden nasıl ‘masaya’ oturulur, dünyadaki kriz çözümleri nasıl başarıya ulaşmış…

Somut örneklerle anlatmaya çalışıyorum. Yapıyorum, yapamıyorum. Ve fakat tek derdim bu.

Aynı şekilde…

Başımızdaki bir büyük belayı vatandaşlar olarak canımızı malımızı korumakla yükümlü devletimize hatırlatmamız gerektiğini düşünüyorum.

O nedenle 2013’ten beri Radikal olarak yakından takip ettiğimiz Türkiye’deki IŞİD yapılanmalarına dair tabloyu gözler önüne serme gayreti içindeyim.

Tamamen açık kaynakları kullanarak yazdığım IŞİD’le ilgili yazılarda dikkat çektiğim tehlike, maalesef çok kısa sürede, gerçekleşiyor. 5 Haziran 2015’te HDP Diyarbakır mitingindeki bombadan beri durum böyle. Yerlerini ve zamanlarını tahmin edemesek de Suruç’ta, Ankara’da ve dün itibariyle Sultanahmet’te yaşananları öngördük.

Benim de dahil olduğum bu öngörü sahiplerinin yaptığı işin bir adı var: Gazetecilik.

Bu işin gazetecilikte de bir adı var: Fikri takip.

Tüm bu bilgilere rağmen, bu felaketleri yaşıyor olmamızın da bir adı var elbette. Buradaki kelime seçiminde siz okurlarımı özgür bırakıyorum.

**

Dün İstanbul’un en turistik yerinde, Sultanahmet’teki Hipodrom meydanında bir canlı bomba saldırısı yaşandı. 10 kişi hayatını kaybetti, 15 kişi yaralandı.

Saldırıyla aynı gün (yani dün) “Tehlike uyarısı: Bu IŞİD’ciler nerede?” başlıklı bir yazı yazmıştım. Ankara katliamından kısa süre önce Emniyet tarafından basına isimleri ve kullandıkları sahte kimlik bilgileri verilen 4 IŞİD üyesinin hala bulunamadığını, Emniyet’in bu kişilerin bir büyük şehirde eylem yapma olasılığından sözettiğini belirtmiştim.

Benim derdim şu idi: Geçtiğimiz haftanın sonunda Ankara katliamının ikinci canlı bomba failinin kimliği açıklanmıştı.O da E.U. adlı bir Suriyeliydi. Bu kişinin yakalanmış olması, meselenin ‘bittiği’ anlamına gelmiyordu. Çünkü aynı dönemde ortaya atılan ve yakalanamayan diğer şüpheliler vardı.

Öğle vakitlerinde Sultanahmet’teki canlı bombanın 1988 doğumlu, Cumhurbaşkanı’nın ifadesiyle Suriye kökenli biri olduğu anlaşıldı. Nabil Fadli adlı bu kişi ülkeye nasıl girdi, kimlerle temas etti türünden bilgilere henüz haiz değiliz.

Fakat şöyle bir özet çıkarabiliriz.

**

Diyarbakır, Suruç ve Ankara katliamlarının failleri IŞİD’in Dokumacılar grubundan Adıyamanlılardı. Hepsi birbirini tanıyordu. Hatta akrabaydı. Aynı hücredendi. Benim dün yazdığım ‘aranan kişiler’ de öyle.

Yalnız Ankara katliamının diğer faili E.U.’nun ve dünkü Sultanahmet saldırısının faili Nabil Fadli’nin Suriye kökenli olması bize başka bir bilgi veriyor:

IŞİD’in Türkiye saldırılarını artık sadece Türkiye’den örgüte kattığı kişilerle sınırlamadığını…

Ve Adıyamanlı gençlerden oluşan ‘kök hücrenin’ yabancı teröristlerle birlikte dallanıp budaklandığını…

Ki bunların hiç biri şaşırtıcı değil.

Evet, kamuya açık bilgileri dikkatli takip edenler için şaşırtıcı değil.

Ama son derece korkutucu. Hele de göz göre göre bu felaketleri yaşıyorken.

EZGİ BAŞARAN / RADİKAL