Mehmet Altan: Başbakanın fetvacısı

Mehmet Altan: AKP ve Başbakan, ilk yıllarda parti programını 'fetva' kabul ederek yol aldı ve çok önemli başarılar elde etti...

MAHMET ALTAN

Dün bir vesileyle AKP’nin ‘parti programına’ yeniden göz attım ve şaşırdım.

Başbakan ara sıra miting alanlarında soruyor ya ‘nereden nereye’ diye, AKP programına yeniden göz atınca, bu kez aynı soruyu ben kendi kendime sordum:

AKP ve Tayyip Erdoğan nereden nereye?

*****

Programda ne vaatler var, ne vaatler...

‘‘Herkes özgür olmadıkça kimse özgür değildir’ özdeyişi, partimizin temel ilkelerindendir.

Partimiz, bireyi bütün politikaların merkezine alarak demokratikleşmenin sağlanmasını, temel insan hak ve özgürlüklerini temin etmeyi ve korumayı en önemli ödevleri arasında sayar.

Partimiz, Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve bütünlüğünün, laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin, sivilleşmenin, demokratikleşmenin, inanç özgürlüğünün ve fırsat eşitliğinin esas kabul edildiği bir zemindir.

Toplumları ve devletleri tahrip eden yozlaşma, yolsuzluk, usulsüzlük, çıkarcılık, iltimas, hukuk önünde ve fırsat açısından eşitsizlik, ırkçılık, partizanlık, despotluk gibi olumsuzluklar partimizin en yoğun mücadele alanlarıdır.’

****

Birkaç cümlelik örnek daha vereyim de bugün ne yapıyorlar ise dün tam tersini söz verdiklerini birlikte daha iyi görelim:

‘Siyaset ve siyasetçiye güvenin ve itibarın yeniden tesis edilmesi şarttır. Bu amaçla:

* Siyasi Partiler Kanunu değiştirilerek çağdaş demokratik anlayışın gereklerine uyumlu hale getirilecektir,

* Parti içi demokrasi, bireyin ve azınlık görüş sahiplerinin hukuku ve demokratik yarışma hakları sağlanarak geliştirilecektir,

* Seçim Kanunu değiştirilecektir,

* Vatandaşların ve partili üyelerin özgürce seçme ve seçilme hakları tüm unsurlarıyla gerçekleştirilecektir,

* Daraltılmış bölgeli ve tercihli seçim sistemi getirilecektir,

* Parti adaylarının tespitinde tüm üyelerin katılımıyla yapılacak ön seçim sistemi esas alınacaktır,

* Siyaset bir rant aracı görüntüsünden kurtarılacaktır,

* Milletvekili ve bakanların yargılanmaları önündeki anayasal engeller kaldırılacak; dokunulmazlık, tüm kamu görevlilerinin yargılanabilmeleri önündeki engeller ve ayrıcalıklarla birlikte ele alınacak ve milletvekillerinin meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerine inhisar ettirilecektir,

* Siyaset alanının daraltılmasına ve saygınlığının gölgelenmesine dönük tüm teşebbüslere karşı kararlı bir politika izlenecektir.

Öncelikle, demokrasinin çekirdek kurumlarından olan partilerin kendi iç yapılarını demokratikleştirmeleri ve şeffaflaştırmaları, sistemin sağlıklı işlemesi açısından zorunludur.

AK PARTİ olarak parti içi demokrasinin ve şeffaflığın yerleşmesi için;

* Milletvekili aday yoklamalarında, bütün üyelerin katılımı ile ön seçim yapılması önceliğimizdir.

* Parti içi demokratik yarış, serbest rekabet ortamında yapılacaktır.

* Partili üyelerin tüzük ve program dâhilinde düşüncelerini özgürce ifade etmeleri sağlanacaktır.

* Parti gruplarında, bağlayıcı grup kararları tüzükte sayılı istisnai hallerde alınacaktır.

* İnteraktif siyaset hayata geçirilecektir.

* Partimizin iktidarında, başta bakanlar olmak üzere tüm atamalarda, ehliyet ve liyakat esas alınacaktır.’

Uzatmayayım ama başta başbakan hiçbir AKP’li mahcup olmadan bu parti programını okuyamaz.

Tabii hala ‘mahcup olmak’ gibi bir duyguya sahiplerse.

****

AKP ve Başbakan, ilk yıllarda parti programını ‘fetva’ kabul ederek yol aldı ve çok önemli başarılar elde etti…

Hedef AB standartlarında bir Türkiye, demokratik bir cumhuriyetti…

Zaman içinde teklemeye başladılar, 2011 seçiminden sonra ise tamamıyla stop ettiler.

****

Hat değiştirmeleri ve asıllarına rücu etmeleri ise Suriye iç savaşı ile birlikte başladı.

Demokrat-Müslüman kimliği, AB standartlarında bir Türkiye yaratma ideali, ‘dünya nüfusunun dörtte birini oluşturan ama dünya toplam üretiminin ancak yüzde 11’ini gerçekleştirebilen 57 Müslüman ülkeye örnek olma’ hedefi suya düştü.

Bunların yerini Müslüman Kardeşler üzerinden siyasal İslamcılık, Halifelik, Şark Sultanlığı, Sünni-Müslümanlık üzerinden diktatörlük, padişahlık ve patolojik bir narsisizm eşliğinde yoldan çıkmış ustalık dönemi aldı.

Önce dış politika duvara çarptı, ardından siyasal İslamcılık içerde yüksek tansiyon kanamalarına, ürkütücü bir kamplaşmaya neden oldu ve nefreti tetikledi.

Başbakan ve AKP kadroları kendi parti programlarına ihanet etmekle kalmadılar, kutsal kitabı kendi meşrebine göre okuyup ‘cinayete, hırsızlığa, din faşizmine’ fetva veren kılavuzların peşinden karanlık bir yolculuğa çıktılar. Dinin ve dindarlığın her türlü ahlaksızlığa ve yozlaşmaya cevaz verdiğine inanan Şeyhülislamlarının fetvalarıyla ağır suçlar işlediler.

AKP’yi destekleyen herkesi ahlaksızlığı da desteklemek zorunda bıraktılar.

Bu süreçte siyasal İslamcılık, ‘din ve ahlak işlerinin bir birinden ayrılması’ haline dönüştü.

Deniz Feneri ile başlayan kirlenme yatak odasındaki para kasalarına, ayakkabı kutularına, para sayma makinelerine, kupon arazilere, on milyon doları ‘eksik rüşvet’ bulma boyutuna tırmandı.

Mahkemeden kaçma, yargıya hükümet darbesi, bu süreci korkunç bir hale dönüştürdü.

****

Hukuktan korktukça şiddetten medet umar hale geldiler.

Gezi’de sopalarla gençleri linç etmek, Soma’da göz göre göre insanları öldürmek, adam tekmelemek, işçi tokatlamak, ‘İsrail dölü’ diye küfür etmek, polisin günahsız insanları vurduğu gün ‘polis nasıl sabrediyor, şaşıyorum’ demek…

Attıkları her adımda, gittikleri her yerde, dokundukları her işte şiddet ve ölüm çıkıyor artık karşımıza.

****

Ülkeyi yönetemediği için psikolojik savaş yöntemleriyle ‘algı’ yönetimi peşinde koşan Başbakan’ın toplumda yaratmak istediği şartlanma, dünkü seçim sonuçlarına bakıldığında ‘geri tepmiş’ gözüküyor.

Son yerel seçimlerde 2,5 milyona yakın oy kaybeden ve 6,5 puan gerileyen AKP, seçmen çoğunluğunu yitirdi...

Algı operasyonlarıyla bu gerçeği saklamaya çalışsalar da dünkü seçimler gerilemenin sürdüğünü gösterdi.

Bütün devlet imkânlarına, Goebbelsvari propaganda tekniklerine, havuz medyasına, baskılara rağmen Ağrı’yı da Yalova’yı da alamadılar.

1 Haziran seçimleri sadece iktidara değil, yılgınlığa yatkın duran muhalefete de cumhurbaşkanlığı seçimlerinin AKP için çantada keklik olmadığını hatırlattı.

****

AB’den Siyasal İslam’a…

Demokratik bir parti programından ahlak dışı bir fetvacılık çizgisine…

Müslüman-demokratlıktan faşist tek adamlığa…

Bu dehşet verici gidişin çıkışı yok.

Şiddete, yalana, baskıya, dini ahlaksızlık olarak sunan sahte fetvalara, algı operasyonlarına rağmen inişe geçtiler.

Türkiye, sahte fetvalarla, cinayetlerle, hırsızlıklarla yönetilecek bir ülke olmadığını bu insanlara gösterecek.

Fetvalarını da alıp gidecekler

Bu yazı gazete360.com'dan alımıştır...