Lice direniyor Türkler nerede?

Memleketin batısında olan olaylarda, ¨… direniyor Kürtler nerede?¨ , memleketin doğusunda olan olaylarda ise, ¨ … direniyor Türkler nerede?¨ polemiği uzun süredir sürüyor.

Memleketin batısında olan olaylarda, ¨… direniyor Kürtler nerede?¨ , memleketin doğusunda olan olaylarda ise, ¨ … direniyor Türkler nerede?¨ polemiği uzun süredir sürüyor. Kürdistan’da olanları Kürt olmayanların görmediği, Türkiye’de olanları ise Kürtlerin görmediği iddia ediliyor. Memleketin en uzun süren polemiği ile karşı karşıyayız sanırım. Son olarak Lice’de yaşanan katliamda tartışma tekrar alevlendi.

Aslında tartışma Gezi Direnişi’yle başladı diyebiliriz. Gezi Direnişi başladığı zaman, direnişin ulusalcı bir eğilim taşıdığı düşünülerek Kürt Özgürlük Hareketi tarafından direnişe destek verilmemişti. Her ne kadar özellikle İstanbul’daki Kürt gençliği direnişe katılsa da hareket direnişe örgütlü olarak katılmamıştı. Direniş esnasında bazı BDP’li vekillerin yaptıkları açıklamalar ise epeyce tartışılmıştı.

Direniş esnasında Sırrı Süreyya Önder’in olumlu tutumuna ilişkin Özgür Gündem gazetesinde Delil Karakoçan’ın 23 Haziran tarihli, ¨Sırrı Süreyya Önder haklıdır¨ adlı yazısı, özeleştirel tutumun başlangıcı sayılabilir. 2013’ün Ağustos ayında Cemil Bayık Gezi Direnişi’ne ilişkin katılımda tereddüt yaşandığını belirterek, ¨Demokratik siyasetin önünü açan bir eylemdir. Dolayısıyla bu, çözüm sürecine de hizmet eden bir eylemdir. Ona katılmama, tereddütler yaşama yanlıştır¨ demişti.Gezi’nin yıl dönümündeyse PKK’nin yayın organı Serxwebun’un twitter sayfasında Gezi Direnişi şöyle değerlendiriliyordu,¨Gezi direnişine Kürt hareketi başta tereddütlü yaklaşarak Kürt halkının bu sürece etkin katılması konusundaki rolünü oynayamamıştır. İlk bir iki gün yaşadığı tereddüdü atlatıp direnişi desteklese de baştaki tereddütlü duruş Kürt halkının sürece etkili girmesini önlemiştir.¨ Kürt Özgürlük Hareketi’nin sürecin ardından Gezi’ye ilişkin kapsamlı bir tartışma yürütmüş olduğu ve özeleştirel bir tutum içerisinde olduğu açık.

Ancak Kürt tabanın hissiyatının böyle olmadığı söylenebilir. Bu durumu Bianet’teki yazısında Burcu Karakaş şöyle özetlemişti,  ¨(…) Siz görmediniz, o yürüyüşe katılanlar arasında beyaz tülbentli kadınlar da vardı. Yaşlı başlı adamlar da vardı. Çocuklar da vardı. Görmediniz çünkü siz aslında 30 yıldır her gün penguenleri izliyorsunuz.¨ Burcu Karakaş’ın yazısı iki taraf arasındaki duygusal kopuşa işaret ediyordu. Yazının Bianet’te 2013’ün en çok okunan yazısı olması yazıdaki ruh halinin geniş bir kitle tarafından paylaşılmış olduğunu gösteriyordu. Kürt Özgürlük Hareketi’nin Gezi’ye dair başlangıçta çekinceli olan, ardından olumluya dönen tutumu, tabanda ne kadar değişiklik yarattı bilinmez. Çünkü 30 yılda oluşan duygusal ve politik kopuş öyle kolay telafi edilecek gibi değil.

Kürt halkının yoğun bir devlet baskısı altında özgür ve eşit bir yaşam mücadelesi verirken memleketin her sorununa yetişmesini beklemek de safdillik olur. Kürt halkının öyle bir motivasyonu olmayabilir ve bu da gayet anlaşılır bir durum. Bununla birlikte Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye’deki devrimci ve demokratik güçlerle bir işbirliği örmeye çalıştığı da açık. Hakların Demokratik Kongresi (HDK) ve evveliyatındaki ortak mücadele zeminlerini oluşturma gayreti hep bu çabanın sonucu.

Dün yaşanan Lice katliamından sonra, bölgeden birçok Kürt sosyal medyaya yalnız olduklarını yazdı. Haklılık payları büyük.

Herkes birbirini, sadece kendi sorunuyla ilgilenmekle ve bir diğerinin sorununu görmemekle itham ediyor. Bunu sadece insanların kendi sorunlarıyla ilgilenmeleri olarak da değerlendirmemek gerek, sorunun başka başka bir çok boyutu var. Ortada devletin yıllar yılı topluma dayattığı, yerleştirdiği milliyetçilik gibi bir olgu var. Belki de birbirimize doğru adımlar atarak aşacağız bunları.

Ancak ben durumun her iki taraf açısından da olumlu bir yöne evrildiği kanısındayım. Lice’den sonra Ethem Sarısülük’ün abisi, Mustafa Sarısülük Lice’ye ilişkin sosyal medyada yazdı. Ali İsmail Korkmaz’ın abisi Gürkan Korkmaz, ¨Ya Türkü, Kürdü ile tüm halklar faşizme karşı direnecek ya da sokak ortasında, madende, doğuda ,batıda ölmeye devam edeceğiz.¨ diye yazdı. HDP-HDK içerisinde yer almayan birçok insan da Lice’yle ilgili Lice halkını destekleyen görüşler ifade etti. Yeterli olmadığı açık ama Gezi sonrası durumun değiştiği de muhakkak.

Ortada bir de gerçek faşistler var. Bunların yazdıklarını Gezi Direnişi’ne katılanların bütününe mal etmemek gerek. Gezi Direnişi esnasında Lice’de kalekol yapımına karşı bir eylemde yaşamını yitiren Medeni Yıldırım için, ¨O Gezi’de ölmedi ki¨ diyenlere karşı, ¨Devletin katlettiği insanları ayıramazsınız¨ diyenler kazanmıştı. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in ¨Lice’de Mustafa Kemal’in askerlerinin karakoluna saldırı düzenleyen uyuşturucu baronları¨ söylemini ise ciddiye alan bile olmadı.

Medeni Yıldırım öldürüldükten sonraki Kadıköy ve Taksim yürüyüşlerini kimse unutmadı. Binlerce insan belki de ilk defa bu kadar kitlesel olarak Kürdistan’daki bir olay için eylem yaptı. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Lice için Samsun, Tokat, İzmir, Eskişehir, Denizli, İstanbul ve daha birçok yerde eylemler yapıldı. Birçok insan #LicedeKatliamVar yazarak Lice’deki katliamı duyurmaya çalıştı.

Eşitliğin ve özgürlüğün karşısında duranlar her zaman olacaktır. Ancak bunun dışında kalan olumlu havayı görmezden gelmeyelim. Yeterli değil diyenlere başka bir şeyi de hatırlamak gerekir; batıda hangi mücadele yeteri kadar güçlü ki? Birbirimizi ¨nerede¨ diye aramak yerine yanımızdakilerle omuz omuza yürümeye çalışmak daha makul.

Bir arkadaşımın yazdığı bir cümleyle bitirelim, ¨Ahvalimiz ortada. Sadeleşirsek anlayacağız. Hepimiz aynı yerdeyiz.¨Yazının başlığını da burada değiştirelim: Diren Lice İstanbul seninle!

Ahmet Saymadi / Radikal Blog

meraba
 // alia
Değerli yorumcumuz, tüm görüşlere eşit mesafede durmakla birlikte; küfür, hakaret, aşağılama vb. içeren, toplumsal hassasiyetleri zedeleyici nitelikteki yorumları yayınlayamıyoruz. İlginize teşekkür ederiz. Saygılarımızla!...
09 Haziran 2014 Pazartesi 18:37