Kılıçdaroğlu CHP'yi nasıl yönetiyor?

Kılıçdaroğlu, çok zorlanmasına ve tüm eksiklerine rağmen CHP gemisini yürütüyor. Yani, böyle karmaşık bir dönemde, gemiyi 'idare' edebiliyor.

ORAL ÇALIŞLAR / RADİKAL

"Türkiye’nin muhalefet sorunu var, iktidar değil' cümlesi; klişe görünse de birçok gelişme ve tahlil, bu klişeye güncellik kazandırabiliyor. Şurası bir gerçek: CHP, 'anamuhalefet'te, bir büyüme ivmesi veya vizyon açısından bir ivme ortaya koyamadı. 12 yıllık bir iktidar yıpranmasına karşın, oylarda anlamlı bir hareketten söz etmek zor. 

"Bunların sorumlusu; partinin yönetimi mi, Kılıçdaroğlu mu" sorusu karşısında, değişik değerlendirmeler yapılabilir. Ancak, fotoğrafa birkaç farklı açıdan bakmak gerekiyor. 

CHP'nin oyu, şu an; yüzde 28 civarında bir seviyede. CHP’nin ve merkez solun; geçmişteki (özellikle 1990’lara kadar) geleneksel oy tabanı, ortalama yüzde 33-35 civarındaydı. Güneydoğu’dan, Kürtlerden son yıllarda hiç oy gelmediğini hesaplarsak; bu yüzde 28’in, 'eski fotoğraf'ı yansıttığını söyleyebiliriz. Orta Anadolu’dan kıyılara kayan MHP’nin, CHP oylarını tırtıklamasını da hesaba katınca; toplamda bir 'düşüş'ün söz konusu olmadığı, netlik kazanıyor. 

Güneydoğu’daki, geçmişte CHP’ye oy veren Kürtler; günümüzde, hemen aynı oranda BDP/HDP’ye oy veriyor. CHP’deki belki en temel değişim, Kürtlerin oyunu almadan siyaset yapmaya başlamış olması. 

Peki, 'Kürtlerin kaybedilmesinden', ne oranda, bugünkü CHP yönetimi sorumlu tutulabilir? Bir detay olarak şunu belirtelim: 2011 seçimlerinde, CHP’nin hazırladığı Kürt sorununa ilişkin program; partinin genel milliyetçi çizgisiyle karşılaştırıldığında, 'nispeten iyi' bir programdı. 

 CHP, çözüm sürecine değişik itirazlarda bulunsa da asıl olarak, 'engelleyici' bir rol oynadığını söylemek zor. Tabii, özellikle bu alanda; hâlâ 'ikili bir dil'le karşı karşıyayız. Sanki 'iki parti' var da bazen birisi, bazen diğeri konuşuyor. 


Kılıçdaroğlu; CHP içindeki 'iki parti' arasında, bir denge kurmayı başarmış görünüyor. Bir arada durmaları hiç mümkün değilmiş gibi görünen iki kanat; Kılıçdaroğlu’nun dengeleyici yaklaşımlarıyla 'kardeş kardeş' bir arada yaşamayı başarabiliyor. 

Bu 'denge' siyaseti; partinin tabanından ve çevreden gelen, milliyetçi, devletçi dalgayla zorlanıyor. Kıyıların her geçen gün daha çok MHP’ye doğru eğilim göstermesi; Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarını kara kara düşündürüyor olsa gerek. 

Kürtlerle ilişkiyi koparan CHP yönetimi; bu kez 'Kürt karşıtlığı' çemberinin içine sıkışıyor ve burada da MHP tarafından kemiriliyor. 

İkili sıkıştırma 

CHP’nin 'ikili sıkıştırmaya' rağmen, ayakta kalabilmesi; merkez sağ kökenli seçmenin bir kesimiyle buluşabilmesinden kaynaklanıyor. ANAP, DYP geleneğinin 'seküler' veya 'elit' kanadı; artık, önemli bir oranda, CHP’li olmuş durumda. CHP, Baykal döneminde; belki daha 'homojen', daha 'derli toplu' bir görüntü veriyordu ama seçmen kitlesi açısından daha dar bir profile sahipti. 

Kılıçdaroğlu dönemi, heterojenliğin avantaj ve dezavantajlarının damga vurduğu bir dönem. Böylesine karmaşık tabloyu bir arada tutabilmek, siyaset üretebilmek, seçmen kitlesine hitap edebilmek; elbette çok zor. Kılıçdaroğlu’nun başarı-başarısızlığını ölçerken; 'ulusalcı' diye tanımlayabileceğimiz kesimlerin genel ruh halindeki (Kürt meselesi, bu bağlamda, sembolik bir konuma sahip) 'karmaşık psikoloji'yi, hesaba dahil etmek gerekiyor. 

'İki parti' 

Kılıçdaroğlu, 'ikili sarkaç'ın içinde, modern şehir insanının her geçen gün karmaşıklaşan psikolojik dünyası içinde; bir orta yol bulmaya çalışıyor. Mesela, Sezgin Tanrıkulu’nu genel başkan yardımcılığında tutarken, parti sözcülüğünü de Haluk Koç’a vererek; arabayı yürütmeye gayret ediyor. Şunu da ekleyelim: "Kılıçdaroğlu gidici" tahlillerinin, eskisi kadar yoğun olmadığı bir süreçteyiz. 

Peki, parti içindeki ve dışındaki bütün kanatları bir arada tutan temelin, 'Başbakan Erdoğan’a yönelik öfke' olduğunu söyleyebilir miyiz? Eğer durum buysa; Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması durumunda nasıl bir psikolojik dönüşüm gerçekleşebilir? Soruları çoğaltmak mümk 
ün. 

Sonuç olarak şöyle bir fotoğrafa ulaşıyoruz: Kılıçdaroğlu, çok zorlanmasına ve tüm eksiklerine rağmen; CHP gemisini yürütüyor. Yani, böyle karmaşık bir dönemde, gemiyi 'idare edebiliyor.'