1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. İMC: Geri adım atmayacağız
İMC: Geri adım atmayacağız

İMC: Geri adım atmayacağız

İMC TV'nin savcının talimatıyla TÜRK-SAT tarafından karartılmasını değerlendiren İMC Haber Koordinatörü Faruk Eren, "Geri adım atmayacağız" dedi.

A+A-

İMC TV, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın talimatıyla ekranı karartıldı. Savcılığın talebi doğrultusunda TÜRK-SAT tarafından İMC TV'nin yayınlarının kesilmesini İMC Haber Koordinatörü Faruk Eren ve haber editörlerinden Ali Topuz değerlendirdi. 

Eren: Geri adım atmayacağız

Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) Can Dündar ve Erdem Gül için çok önemli bir karar verdiğini kaydeden Eren, bu karara vurgu yaparak, "Bu karar bizim için umut vericiydi. İki gazeteci serbest bırakıldı ama aynı gün İMC'ye yönelik bir soruşturma olduğunu öğrendik. Savcılık, 155'e gelen bir ihbar sonucu bizim uydudan çıkarılmamızı istedi. Daha öncede birçok televizyon uydudan çıkarıldı" dedi. Bu kararın ifade ve basın özgürlüğü açısında daha önce yaşanılan örneklerden biri olduğunu dile getiren Eren, "İMC olarak bizde karartılma tehdidi altında geri adım atmayacağız" dedi. 

'Sesini duyuramayanların sesini duyurduk'

5 yıldır yayında olduklarını belirten Eren, "Abluka altındaki ilçelerden, doğa eylemlerinden işçi haklarına, kadın cinayetlerine kadar bu ülkede birçok kesimin, yaygın medyada sesini duyuramayan insanların sesi olmaya çalıştık. Onlara alanlar açtık. Örneğin Çerkesler gelir bir gün burada program yapar, Ermeniler veya diğer kesimlerin programları vardır. Belki ülkede en önemli konularından biri de bölgedeki sokağa çıkma yasakları. Bunları aktarmaya çalıştık" diye konuştu. 

'Ablukadaki ilçelerde neler olduğu öğrenilmesin!'

Eren, "İMC'yi karartarak abluka altındaki ilçelerde neler olduğunun öğrenilmemesini istiyorlar. Artvin'de, Cerattepe'de neler olduğunu öğrenilmemesini, neler olduğunu bilinmemesini istiyorlar. Her gün cinayetlere uğrayan kadınların sesinin çıkmaması, tüm kesimlerin sesinin kesilmesi isteniyor" dedi. Eren, bu karartmanın yayın çizgilerine yönelik olduğunu vurgulayarak, "Ülkedeki basın ve ifade özgürlüğünün ne kadar sefil bir durumda olduğunu ortaya koydu" diye konuştu. 

Topuz: Hukuksuzluk ilan edilmiştir

TV'nin editörlerinden Ali Topuz ise, savcılığın soruşturmanın ihbar üzerine başlatıldığını iddia etmesine ise, "İhbar özellikle 2007den beri bu hükümetin siyasi işlerde hukuku kullanma yöntemlerinden bir tanesidir. Gizli tanık gibi yeni yeni şeyler icat edilmiş ve hukuka uygun işletilmesi kolay olmayan neredeyse imkansız olan mekanizmalardan bir tanesidir. Savcılığın yazısına bakıldığında hukuksuzluğun tamamı ilan edilmiştir. En önemli noktalarından bir tanesi bilirkişiye 'yayında terör propagandası ya da işte KCK/PKK dolayımında yayın yapılıp yapılmadığına' dair soru sorulup, cevap alınması. Hukuksuzluk şu; Türkiye'de zaten televizyon yayınları resmi lisans yayınları alınarak yapılıyor ve buda RTÜK'ün denetimi altında yapılıyor. Bu konuda kanunun tanımladığı tek bilirkişi kurumu odur. Onun üstünde bir bilirkişi raporu alınamaz kanuna aykırıdır" dedi. 

'Penguen yayıncılığının tek alternatif yayın olarak kalması amaçlanıyor'

Savcının talebini RTÜK'e götürme gereği bile duymadığını dile getiren Topuz, "Bunun sebebi ise RTÜK'ün çeşitli politik gelenekten gelenlerden oluşması ve orada bu konunun tartışılabilir olması. Savcı tartıştırmak dahi istememiş ve bunu da olduğu gibi yazmış. Oraya yine şirketlere bu türden talimat gönderme yetkisi yoktur. Bu türden bir işlem yapılacak olsa bile asgariden mahkeme kararı mecburiyeti vardır. Bu yolların hiç biri seçilmemiş ve dolayısıyla savcının o talebi hukuk normları içerisinde yer almamaktadır. Bütün hukuk normları dışında alınmış bir karardır bu. İstenilen şey Türkiye'den resmi ekrandan tek bir sesin yayılması, oda iktidarın resmi sesi ve diğer istenilen şey ise Gezi süreciyle ortaya çıkan 'penguen yayıncılığı'nın tek alternatif yayın olarak kalması. Bun uygun olmayan her şeyi ve herkesi susturmak istiyorlar" diye konuştu.

'Başarılı olamayacaklar'

Topuz, konuşmasının devamında şunları söyledi: "90'larda bu türden alternatif yayın oluşturan kurumlara yönelik fiziki saldırıların hukuki plandaki devamıdır bu. Yapılmak istenen şey gürültü koparmadan hukuku hiçe sayarak, ama sanki hukukiymiş görüntüsü vererek yeniden temin etmek. Elbette bu yöntemlerle başarılı olamayacaklar. 90'larda dönemin hükümeti, muhalif medyaya özellikle Kürt medyasına yoğun saldırısı vardı. Dağıtımcı gençleri ensesine sıktıkları tek kurşunla öldürdüler. Gazetelerin havaya uçurulması gibi uç yöntemler denendi. Fakat bu ne Kürt medyasının oluşumuna engel oldu ne de diğer sol sosyalist hatta çeşitli İslamcı alternatif yayıncılığa engel olmadı. O dönemdeki baskılar bile engel olamadıysa şu anda özelliklede iletişim aktarmanın yolu bu kadar artmışken şimdi başarılabilmesi mümkün değil."

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.