HESOB Başkanı Sarı:Yüksekova esnafı siyasi karmaşanın içinde yok oldu

HESOB Başkanı İrfan Sarı, çatışmalı süreç ile beraber Yüksekova esnafının iflasın eşiğine geldiğini vurguladı.

Hakkari Odalar Birliği Başkanı (HESOB) İrfan Sarı, Yüksekova'daki gelişmeleri Yüksekova Haber editörlerine değerlendirdi.

* Sokağa çıkma yasakları başlamadan önce neler oldu? Yüksekova o süreçte ekonomik olarak nasıl etkilendi?

İrfan Sarı: Yüksekova, Hakkari ilinin ekonomi lokomotifiydi. İran ve Irak Bölgesel Kürdistan federasyonun komşusu olması münasebetiyle ticari bir cazibeye sahipti. İstenilen seviyede olmasa da şehrin ekonomik dengesini sağlayabiliyordu. Ancak on yıllara dayanan çatışmalı ortam bu cazibeye bir baraj oluyordu ki hala aynı durum söz konusudur. Siyaseten gelişmeler 2013 yılı Nevrozu ile yeni bir mecraya dönse de beklenen normalleşmeyi kucaklayamadı. 7 Haziran 2015 genel seçimleri öncesi ve sonrasındaki tüm gelişmeler Yüksekova'daki zeminin ayak seslerini hazırladı. Malum, ekonomi güvenli alanları tercih eder. Fakat savaş dönemi fırsatçısı bir ekonomiden de söz etmek mümkündür. Ama genel olarak küçük esnafın bu gibi ortamlardan istifade etmesi mümkün olmaz. Daha çok bu kesim yok olur. Filler ve çimen meselesinde olduğu gibi. Ülkenin siyaseten tansiyon hastası olmasıyla birlikte Yüksekova'da barikatlar ve bir yandan da askeri ve polisiye yığınaklar çoğaldı. Yeni yılla birlikte taciz ateşleri, sokak çatışmaları, çarşı merkezimize inen molotoflu ve gaz bombalı durumları karşımıza çıkardı. İtirazlarımız karşılık bulmadı hiçbir şekilde. Sonrası sokağa çıkma yasakları, geceler boyu süren patlama ve ateşli silah sesleri devam etti. Ölümler yaşandı. Ve yoğunca dedikodular başladı. Kimi zaman tarihler verilmek suretiyle, kimi zaman kara propagandalar şeklinde süren bu söylentiler 13 Mart 2016 yılında başlayan ve halen süren sokağa çıkma yasağıyla gelişme gösterdi. Doğal olarak bu uzun dönemde tüm işletmelerimiz, dükkanlarımız, ticari araçlarımız ve ticaret erbabımız siftah edemedi, iş yerini açamadı, ödemelerini erteledi, maalesef o korkunç sonla karşı karşıya kaldı. Yani iflas. Sermayeleri eridi, borç batağına girildi. Bu borç durumu giderek de katlanmaya devem etmektedir. Mecburi olarak başlayan şehri terk etme durumu da bu dönemin hazırlığından doğdu. Çünkü öz yönetim ilanları ve buna karşı da başlatılan güvenlikçi politikler vardı.

*Sivil inisiyatif olarak sürece cevap olacak girişimler gerçekleştirebildiniz mi? Yoksa izlemekle mi yetindiniz?

İrfan Sarı: Kabul etmeliyiz ki bu mesele sadece Yüksekova meselesi değil daha büyük bir fotoğrafın lokal görüntüsüdür. Uluslararası boyutları vardır. Yani siyaseten kozların ortaya konulduğu büyük bir çarpışmadan söz edebiliriz. Yasak öncesi elimizden geldiğince Yüksekova özelinde sağduyunun sağlanması için girişimlere ortak olduk. Girişimlerde bulunduk. Yetki mercileriyle diyalog yollarını araladık. Ama anladık ki; yerelde tüm girişimler daha tepelere dayanan çözüm bekliyordu. Açıkçası bu konuda da geri durmadık. Daha tepedeki kilit noktalara giden diyalog kanallarını da araladık, görüştük. İlçemizdeki gelişmeleri yalın bir dille anlaşılır bir mantıkla sunduk. Fakat oklar yaydan çıkmıştı. İşte böylesi ortamlarda, siz ekonominin darmadağın olacağını vazifeniz itibarıyla istediğiniz kadar bağırın, etki yaratmanız mümkün olamıyor. Çünkü ortada daha büyük bir vaka vardır o da insanların hayatını kaybettiği gerçeğidir. Kusursuz değiliz. Olumsuz gelişmeleri doğru bir alana dönüştürme gücümüzün olmadığını da  itiraf etmeliyim. Türkiye'de meslek örgütlerinin sadece bir kuruluş olduğu doğrusunu da bilmekte fayda var. Sesiniz ne kadar güçlü çıkarsa çıksın erk duvarına takılıp kalıyor. Ellerin tetikten çekilmesi için defalarca açıklamalarda bulunduk ki doğu ve güneydoğudaki toplamda 742 STK ile ortak açıklamalarda var bunların arasında. Ne yazık ki gelişmelere etki yaratacak pozisyon yaratamadı. Ankara ayağında Başbakanlık düzeyinde toplantılara iştirak ederek sorunları dile getirdiğimizi de basın kaynaklarında okumak mümkündür. Bakanlar ile yapılan görüşmeler basın kaynaklarımızdan takip edilebilir. Yine bağlı bulunduğumuz TESK'e (Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu) durumları her ay düzenli olarak izah eden raporlarda sunduk ve bu konuda konfederasyonumuz kayıtsız kalmamış üst düzeyde çözüm aramaya gayret etmiştir. Olup bitenin önüne geçememiş bile olsa bu türden girişimler, yazışmalar kayıtlarımıza vardır.

*Tam olarak Esnaf ve Sanatkarınız için hangi çalışmalar yürüttüğünüzü izah edebilir misiniz? Sonuç aldığınız girişimleriniz var mıdır?

İrfan Sarı: Lokal düzeyde kurslar düzenledik. Büro yönetimi olarak hemen her talep karşılanıyor. Tasarladığımız projeler yazık ki bölgedeki çatışmalı ortama bağlı olarak hayata geçemiyor. Ekonomik gelişmeyi sağlayacak yatırım hizmetlerini izledik ve gereği yüksek getiri sağlayacak çalışmaları rapor ettik yetki mercilerine sunduk. Kabul etmeliyiz ki ticari kaynakların gelişmeleri hususunda kamuya bağlılığımız var. Kamu yatırımlarından öte bir ticari aktivite neredeyse yok. Çünkü reel sektör yatırım için güvenli alanları tercih eder. Sınır ticareti, ithalat ihracat, tarım ve hayvancılık, turizm, sanayi gelişmedikçe temsili yetini yaptığımız kesim ekonomik bir büyüme elde edemez. Yani nihai tüketici alım gücüne kavuşmadıkça biz esnaf ve sanatkarlar kısır döngüde kalırız. Nihai tüketicinin alım gücü de maalesef son 30 yılın çatışmalı sürecine dair gelişme göstermemiştir. Göstereceğine dair bir gelişme de görülmemektedir. Genel anlamda kayıt ücretleri ve aidatların arttırılmaması hususunda bir stabil durum sağlandı. Dördüncü Esnaf Şurası'nda Türkiye geneli kesimizle ilgili sorunları ve çözüm önerilerin rapor ettik, Bakanlığa sunduk. Emekliye ayrılmış ancak hala çalışmaya devam eden esnaf ve sanatkarımızdan kesilen % 10 sosyal destek kesintisinin kaldırılmasını sağladık. Esnafa sağlanan kredilerin kooperatiflerimizde faiz oranlarını neredeyse en dibe çekilmesi için hükümet nezdinde çalışmaları aksatmadan yürüttük, sonuç ortadadır. Bugün Türkiye'de en düşük faiz oranları kesimimiz için uygulanıyor. Kefalet konusunda çalışmalarımız hükümetin ajandasında duruyor ve takip ediyoruz. Bağ-kur primi olarak bildiğimiz SGK aylık primlerinden 100 TL’nin indirimini sağladık.

Özel olarak son bir yılın biz esnaf ve sanatkara bıraktığı yük taşınacak gibi değil. Ve bizim çözebileceğimiz nitelikte de değil. Keza ülke meselesi olarak ortada duruyor. Ancak kredilerin yeniden yapılandırılması ve ertelenmesi hususunda çalışmalarımızın karşılık bulmasını bekliyoruz önümüzdeki zamanlarda. İşletmelerimizin döner sermayesi niteliğindeki çekler için de çalışma yürüttük. En azından ödenmemiş ve işlem gören çeklerden ötürü esnaf sicilimizin bozulmaması için Üst kuruluşumuz düzeyinde takip ediliyor.

Dönüş süreci için ne düşünüyorsunuz?

İrfan Sarı: Gerçekçi olalım. Şu an esnaf ve sanatkarının olmadığı belki tek yerdir Yüksekova. Bakın iflas demiyorum, zayıfladı demiyorum, tamamen bittik. Siyasi karmaşanın içinde yok olan kesimiz. Halk olarak da normal koşullara dönecek zorlu bir dönem bekliyor bizi. Yıkılan ve yakılan ev ve işyerlerimizin yerini dolduracak hiçbir birikimimiz yok. Bu durumda devletin zararlarımızı tanzim etme mesuliyeti vardır. Konunun uzmanlarına zararlarımızı tespit etmesi konusunda yardım taleplerimiz sürüyor. Bilgi edinmeye çalışıyoruz. Cizre, Sur, Silopi gibi kentlerdeki mesai arkadaşlarımızı arıyoruz, uygulamalar ne türdür öğrenmeye çalışıyoruz. Elimizde donelerin olması hususunda tüm girişimlerimizi kayda alıyoruz. Daha önce başımıza gelen türden bir durum değil daha büyük çaplı bir tahribat var. Kimimiz dönmeyecektir. Bulunduğu kentlere göçüp iş yeri açmış ve iş bulmuş arkadaşlarımız geri dönmeyebilir. Dönüş yapanların karşısındaki tablo üstesinden gelinecek gibi durmayacaktır. Ancak her şeye rağmen sahiplenmeli ve önümüze bakmalıyız. Zarar ziyanların kısa vadeli çözümleri neler olacaktır düşünüyoruz. Barınma öncelikli görülüyor. Bu konuda çadır ve konteynır elzem olacaktır. Nerden ve nasıl temin edeceğimizi araştırıyoruz. İlgili makamlarla görüşme gerçekleştiriyoruz. Hukuki sürecin işlemesi için başta Hakkâri Barosu olmak üzere tüm bölge barolarından yardım talep edeceğiz. Ki barolarımızın duyarlılık yaratacaklarına inanıyoruz. İş yerlerimizin yasak ve yasaktan önceki tüm zararlarının bilirkişilerce tespiti için de destek isteyeceğiz. Psikolojik desteklerin özellikle çocuklarımız için sağlanması kaçınılmazdır. Sıcak aş merkezleri kurulmalı bu konuda zorlanabilecek bütün kapılar aralanmalıdır. Eğitim ve öğretim kadar hayati bir mesele de var ortada.

Şehrin, dokusu yani yapısal, fiziksel durumu tamamen olmasa bile büyük çapta tahrip edilmiş görülüyor. Basına yansıyan fotoğraf ve görüntülerden gördüklerimiz bu. Eski fiziksel yapısına sadık kalınarak restore edilmesi olabilecek mi yoksa daha farklı bir inisiyatif mi gerçekleşecek? Bu konuda paylaşılmış bir bilgi yok. Bu konuda nasıl müdahil olacağımız da bilinmemektedir. Yüksekova belki bir masal kenti değildi ama orada yaşayan insanların yaşamları duruyor her biriket, her sokakta. Bunlara kayıtsız kalınamaz. Dokusuna uygun yeni bir yapılanma gereklidir. Bu konuda çabalarımızı sergileyeceğiz. Dayanışmayı sağlayıp güçlendirmeliyiz.

Geleceği yeniden kurma ihtimali var mı sizce? Geleceğin istikrarlı kuruluşu için neler yapılmalıdır?

İrfan Sarı: Kolay olmayacak hiçbir şey. Fakat şu gerçekten kayıtsız düşünülmemeli. Kürt meselesi demokratik politikalarla kalıcı düzeyde çözüm bulmalı. Aksi halde gelecek tam manasıyla kurulamaz. Silahlar olduğu sürece hayat riskten başka bir şey içermeyecektir.

Eğer kalıcı çözüm oluşursa ana başlıklarla güçlü bir geleceği şu şekilde sıralayabiliriz.

*Evrensel ve bilimsel bir eğitim modeli ile 7'den 77'ye bir seferberlik hali kaçınılmaz olacaktır.

*Sağlıkta donanımlı hastaneler ile kuşatılmış sağlık çalışanları gerekiyor. Artık yerelde yapılamayacak ameliyat kalmamalı ve her türlü tıbbı test yerinde yapılmalı.

*Ulaşımda alternatif geçişler, çevre yolları hayata geçirilmeli.

*Fiziki olarak kurulacak kentin alt yapısı, yani kanalizasyon, su, elektrik, telefon, yağmur ve kar sularına hitap eden bir değişim şart.

*Kentin içinden geçen derenin atıklardan arındırılması da özel olarak görülmelidir.

*Gümrük kapıları kesintisiz hizmete açılmalı ve ülkeler arası ithalat ve ihracat bağlantıları ticaret erbabının imkanlarına göre dizayn edilmelidir. Angarya prosedürlerden vazgeçilmelidir.

*Yayla turizmi, kar turizmi projelendirilmeli.

*Tarım alanları yapılaşmaya kapatılmalı ve tarım ile hayvancılık desteklenmeli buna yönelik modern ilkeler doğrultusunda eğitimler düzenlenmelidir.

*Arıcılık, küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık coğrafik duruma göre dağıtılmalı kent et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri yine bal üretimine elverişli pazarlara kavuşturulmalıdır. Adeta et, süt ve bal ürünlerinin deposu haline getirilmelidir.

*Bitki florasına göre hem tıbbı hem de kozmetik sanayisi oluşturulmalıdır.

Buna mukabil ekonomik olarak güçlenmiş nihai tüketiciyle küçük esnaf ve sanatkarın gelişimi de kendiliğinden sağlanacaktır. Aynı zamanda vizyonu olan bir şehir olma koşulları yükselmiş ve kendine yeter duruma gelmiş olacaktır.

Türkiye'de siyasi tansiyon nereye gidiyor? Siz iş dünyası olarak bu tansiyondan nasıl etkileniyorsunuz?

İrfan Sarı: Parlamenter sistem adı altında aslında bir monarşi yönetim var Türkiye’de. Tüm partiler iktidara gelirken saltanat havasına giriyor. Ancak bu dönem daha farklı bir dayatmayla karşı karşıya Türkiye halkları. Dünyanın tüm ülkelerinde sistemin değişimini halk ister ama Türkiye'de siyaset kurumu istiyor. Nadir karşılanan bir durum. Sancılı bir politik iklim var ve savaş tüm hızıyla devam ediyor. Ki savaşın daha da acımasız bir hale gelmesi beklenebilir. Keza “Başkanlık” talepleri sadece başkanlık talebi olarak algılanmamalı çünkü Türkiye'de yaşayan tüm canlıların tek kişi tarafından yönetilmesine, esen rüzgarın, doğan güneşin, büyüyen ağacın, ormanın, dağların, ovaların bile hakimiyetinin bir kişi tarafından belirlenmesinden söz ediyoruz. Böylesi bir durumda kesimimize de fayda görmek düşünülemez. Zaten AVM'ler ile kayıt dışıyla, yüksek vergilerle, astronomik kiralarla can çekişiyoruz. Türkiye'de tüm esnaf ve sanatkâr aynı ızdırap ve ekonomik çöküş içindedir. Tek kişi iktidarında sonuç daha vahim olacaktır.

Son olarak Yüksekovalılara neler söylemek istersiniz?

İrfan Sarı: Yüksekova zorlu bir geçmişten geldi. Hakikaten faili meçhullerin, zorbalığın hüküm sürdüğü günlerden gelindi. Bugün daha katlanmış bir zorlukla karşı karşıyayız. Kentin ana dokusu kendiliğinden plansız bir şekilde örüldü. Ancak her şeye rağmen bizim anılarımızın olduğu yerdir. Cenazelerimiz ve mutluluklarımız burada gömülü hala. Kentin alt yapısı yok, sosyal ve kültürel alanlar da. Hem devlete yakın partilerin hem de demokratik siyasetin yerel yöneticiliği maalesef şehre hiçbir şey katmadı. Gelmiş geçmiş tüm belediye yönetimleri hizmet yaptıklarını sanıyorlar, oysa hiçbir hizmet temeli yok. Siyasal olarak aşırı boyutta politize olduk halk olarak. Ama bu da devletin 90'lı yıllarda başlattığı köy boşaltma politikaları sonucudur. Halkın bir entelektüel altyapısı mevcuttur aslında. Kentimizin de modern bir havası var. Onun için bu kentin yıkılışı karşısında yıkılmamayı öğrenmeliyiz. Sonuçta yaşadığımız kentin tüm dokusundaki bize ait yaşamdır. Ona gücümüz müspetinde sahiplenme zamanıdır. Şehre dönerken size ait her şey yerinde olmayabilir. Ama siz orada olduğunuz sürece kaybettiklerinizi yaşatma gücü taşıyor olmalısınız.

Esnaf ve sanatkarımız İşinin başına dönerken, geçmişe dair zarar cetvelini hazırlasın. Bizde bu konu da destek sunacağız. Dava açmak üzere hazırlıklarını yapsın. Kanuni haklarımızın hepsini sonuna kadar kullanmalıyız. Başımıza gelen bu yıkımı unutmadan işlerimize hiçbir şey olmamış gibi sarılmalıyız. Toplumun büyük kesimi bizim moral ve motivasyonumuza bağlı olarak ayakta duracaktır. Biz rol model olacağız halkımıza, ailelerimize, çocuklarımıza. Bizi büyük sorumluluklar bekliyor. Hesabımızı soracaksak kanuni zeminde ve sandıklarda yapmalıyız. İkili tartışmalardan kaçınıp kargaşaya mahal vermemeliyiz. Birbirimize dayanışma içinde, ekonomik destekle arka çıkıp içinde bulunduğumuz atmosferden başarılı bir çıkış bulmalıyız. Ayrıca suçlama psikolojisi bize bir şey kazandırmayacaktır. Unutmamalıyız ki Yüksekova’ya uygulanan bu yıkım ve ölüm politikası karşısında kimsenin yapabilecek bir şeyi yoktu. Şimdi birbirimize düşürülmek istenecektir bu yıkımı bahane ederek bazı odaklar. Bizler, kanaat önderleri, STK'lar, muhtarlar, basın-meslek örgütleri, esnaf-sanatkar, tüccar v.s. tüm kesimler dayanışma içine girmedikçe bu yıkımın ve ölümün acısını üstümüzden atamayacağız. Bu minvalde birbirimizi destekler ve korursak çıkmaz yolu aydınlığa kavuşturabiliriz.