1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Erkan Baş ve Barış Atay HDP'den ayrılacak mı?
Erkan Baş ve Barış Atay HDP'den ayrılacak mı?

Erkan Baş ve Barış Atay HDP'den ayrılacak mı?

HDP milletvekilleri Oya Ersoy, Barış Atay ve Erkan Baş, HDP siyasetiyle ilişkilerinin milletvekilliğinden ibaret olmadığının altını çiziyor.

A+A-

HDP sistematik olarak yalnızlaştırılmaya çalışılırken, partinin iki sosyalist milletvekili olan Barış Atay ve Erkan Baş’ın kuruluş çalışmaları süren TİP’e geçmek üzere HDP’den istifa edeceklerine dair haberler yayınlandı. Bu meselenin aslı astarı nedir? HDP’ye yönelik büyük kuşatmaya karşı TBMM’de siyaset yürütmenin herhangi bir karşılığı var mı? HDP ve müttefiki olan sosyalistler, başta Kürt sorunu olmak üzere temel meselelerin çözümü konusunda nasıl bir hat izlemeli?

Söyleşimiz için bir araya gelen HDP İstanbul milletvekilleri Oya Ersoy, Barış Atay ve Erkan Baş, ekim ayında açılacak olan TBMM’de nasıl bir tarzda siyaset yürüteceklerini, HDP’yle ittifak ilişkilerinin geleceğini, işlevsizleştirilen Meclis’te milletvekilliği pozisyonunu nasıl işlevselleştirebileceklerini ve sol, sosyalist siyasetin izlemesi gereken hattı değerlendirdi…

Oya Ersoy, Erkan Baş, Barış Atay (Fotoğraflar: Kenan Akbaba)

Geçtiğimiz günlerde Barış Atay’la birlikte HDP’den ayrılıp kuruluş çalışmalarını sürdürdüğünüz Türkiye İşçi Partisi’ne geçeceğiniz iddia edildi. TİP’i meclise taşımak üzere orta veya uzun vadede HDP’den ayrılmak gibi bir hazırlığınız var mı?

Erkan Baş: Meselemiz TİP’i Meclis’e taşımaya odaklı değil. Seçimlerden çok önce TİP’in kurulması gerektiğine ilişkin bir çağrımız olmuş ve mart ayından itibaren bu yöndeki çalışmalarımız başlamıştı. O zamandan beri çeşitli il ve ilçelerde TİP’in kuruluş çalışmaları devam etti. Bu arada sürpriz bir erken seçim gündemi ortaya çıktı. Parti henüz fiilen kurulamadığı için bu seçimi pas mı geçelim yoksa gücümüz ve birikimimiz ölçüsünde mevcut siyasi sahada bulunalım mı diye kendi aramızda tartıştık. Neticede HDP ve Demirtaş için oy isteme ve onlara oy verme kararı aldık. Bizim bu kararımızdan sonra HDP, 24 Haziran’da daha geniş bir ittifak ilişkisi kurmak istediğini söyleyerek bize bir teklif getirdi. HDP Türkiye’deki diğer siyasi partilerden farklı olarak, kendi içinde birçok bileşen, yapı, grup barındırırken, bunun dışında da ittifaklar kuran bir parti. Biz de HDP’nin bir bileşeni değil, müttefikiyiz. Buna karşın, Siyasi Partiler Yasası aynı anda iki farklı siyasi parti üyeliğine izin vermediği için yasal olarak TİP’e üye olmamız halinde HDP üyesi olamıyoruz. Bu nedenle HDP’li arkadaşlara, yasal zorunluluk söz konusu olduğu zaman TİP’e üye olacağımızı söylemiştik.

Ne zaman söylediniz bunu?

Barış Atay: Daha seçim öncesinde bunu söyledik.

Erkan Baş: Seçimden sonra da HDP’li arkadaşlarla bu değerlendirmeyi yaptık.

Şu anda resmi olarak HDP üyesi misiniz?

Erkan Baş: Tabii. Ama resmi olarak HDP üyeliğinden istifa edip TİP üyesi olduğumuzda, HDP’yle ittifak ilişkimiz devam edecek. Tabii bu, TBMM’de çeşitli teknik sorunlara neden olabilir. Örneğin Meclis grubunun resmi üyesi olamayacağız, grup adına yapılacak konuşmalarda söz alamayabiliriz. Fakat biz, ittifak ilişkisini biraz daha geniş düşünmek gerektiği kanaatindeyiz. İttifakların çeşitli biçimleri olabilir ve en uygunu hangisiyse, ona karar veririz. Mutlaka şöyle bir ittifak biçimi kuracağız gibi kesin bir çizgimiz yok. Ama kesin olan şu ki, Türkiye sosyalist hareketinin geleceği açısından TİP’in kuruluşunu önemsiyoruz. Dolayısıyla TİP’in kuruluşu konusundaki görevlerimizi yerine getireceğiz. Zaten şu an fiilen ben de Barış (Atay) da çeşitli bölgelerde TİP’in kuruluş çalışmalarına katılıyoruz. Keza HDP grubunda da üzerimize ne görev düşüyorsa yerine getirmeye çalışıyoruz.

HDP’de olmayıp da TİP’te yaratmaya çalışacağınız şey ne?

Barış Atay

Barış Atay: Bunun HDP’deki herhangi bir eksiklikle ilgisi yok. Haziran Hareketi’nin kuruluş çalışmaları sırasında da konuştuğumuz üzere Türkiye solu açısından bir boşluk ve bunu doldurmak üzere alternatif yaratma arayışı vardı. Erkan’ın (Baş) da söylediği gibi TİP’in kuruluş çalışması seçim gündemi söz konusu değilken başlamıştı ve ben de çağrıcılardan biriyim. Sonrasında HDP’den gelen ittifak teklifi ve bunun kabulü, HDP’nin yaptığıyla TİP’in yapacağının aynı olduğu anlamına gelmiyor. Bu ittifak çalışması, tıpkı diğer ittifaklarda olduğu gibi bir güç birleştirme çabasıdır. Reel konjonktüre baktığımızda birçok siyasi hareketin belli alanlarda güçlü olurken bazı alanlara giremediğini görüyoruz. Eğer alternatif arayışların olduğu yerlerdeki boşluğu doldurmak istiyorsak, o bölgeleri de kapsayacak bir hareket kurmalıyız. Ne yazık ki Türkiye’de siyaseten çok ciddi önyargıların olduğu, kanaatler aynı olsa bile parti ismi zikredildiğinde, onunla yan yana durmak istemeyen bir toplam da var. Bu engeli aşmanın bir yolu olarak da TİP’in güçlenmesini önemsiyoruz. Öte yandan mevcut ittifakın nasıl yürüyeceğine dair kararın HDP MYK’sı ile TİP’in Merkez Komitesi nezdinde alacağı kararlara bağlı şekilleneceğini defaatle söyledik. Bizim açımızdan ayrılmak veya birleşmek kişisel birer tercih değil. Ayrılmak da HDP’yle ittifakın sonlanması anlamına gelmeyecek. Kaldı ki buna ilişkin çıkan haberler de bizim herhangi bir açıklamamıza dayanmayan, suni bir tartışma. Şu an hem HDP hem TİP üst kurulları, milletvekilleri, yönetimleri yapılması gerekenleri biliyor ve ona göre hareket ediyor.

‘BİR SÜRE SONRA TİP’İN RESMİ ÜYELERİ OLARAK YOLA DEVAM EDECEĞİZ’

Erkan Baş

Peki ayrılacağınıza ilişkin haberler neye dayanıyor?

Erkan Baş: Bizim HDP’den ayrılacağımıza ilişkin haberi yapan gazetecileri kastederek söylemiyorum ama bu tartışmanın, HDP’yi yalnızlaştırma çabasının bir sonucu olarak köpürtüldüğünün de farkındayız. AKP’nin seçimlerden elde edemediği tek başarı HDP’yi baraj altında bırakmak. 24 Haziran sonrası düzen muhalefetinde dağılma yaşanırken, HDP’de böyle bir sorun yaşanmadı. Aksine, diğerlerine göre çok daha diri bir parlamento içi muhalefet yürüttük. İktidar cephesi, CHP’den İYİ Parti’sine kadar düzen muhalefeti içinde tartışma varken, bir şekilde HDP’de de bu tartışmaları ve dağınıklığı yaşatmak istiyor. Ama biz buna müsaade etmedik, etmeyeceğiz.

Peki orta veya uzun vadede HDP’den ayrılıp TİP’e geçecek misiniz?

Barış Atay: Orta veya uzun vadede olup olmayacağını şu anda kestiremiyoruz ama belli bir süre sonra elbette TİP’in resmi üyeleri olarak yolumuza devam edeceğiz.

Ayrılma takvimini kestirememenizin nedeni ne?

Barış Atay: Sonuçta TİP’in oluşum sürecinin tamamlanması, kongresinin yapılması vs. gerekiyor. O yüzden “ne zaman ayrılacaksınız” sorusunun yanıtı çok farazi.

Erkan Baş: Biz zaten şu anda resmi üyesi olamamakla birlikte TİP’liyiz, TİP adına konuşuyoruz, insanları TİP’e davet ediyoruz. Sadece yasa gereği HDP üyesiyken TİP’e üye olamıyoruz, bu kadar.

Barış Atay: Yani siyasi parti değil de Türkiye İşçi Hareketi olsaydık, ortada böyle bir tartışma olmayacaktı zaten.

Halkevleri de HDP’nin bir bileşeni değil. Sizin açınızdan böyle bir gündem var mı peki?

Oya Ersoy: Halkevleri 2015 yılına kadar hiçbir zaman seçimler için bir partiyi işaret etmemişti. Fakat biz 7 Haziran’da HDP’ye oy verme çağrısı yaptık. 24 Haziran öncesinde de benzer bir çağrımız olduğunda milletvekili adaylığım söz konusu değildi. Milletvekilliği adaylığını ise HDP’yle aramızdaki bu ittifak ilişkisini güçlendirme, AKP’nin Meclis çoğunluğunu engelleme ve Kürt siyasal temsiliyetinin TBMM’de sağlanması için batıdaki desteği artırma hedefiyle kararlaştırdık. Kürt halkıyla Türk halkı ve CHP tabanıyla HDP tabanı arasındaki ilişkiyi kuvvetlendirme hedefimizin de bunda etkisi oldu. Bizim açımızdan bundan sonra da bu pozisyonu sürdürmek önemli. HDP zaten çok sayıda bileşeni olan bir parti ama biz başından itibaren ne Halkların Demokratik Kongresi’ne ne de HDP’ye dahil olduk.

‘KÜRT SORUNUNU GÜNDEMİNE ALMAYAN BİR SOSYALİST HAREKET MÜMKÜN DEĞİL’

Oya Ersoy

Bunun sebebi neydi?

Oya Ersoy: Kürt halkının bir siyasal programı ve siyasi partisi olduğu gibi batıda da bir siyasal program ve hareket ihtiyacı var. Türkiye sosyalistlerinin batıdaki bu ihtiyacı karşılama görevi olduğunu düşündüğümüz için HDP ve HDK içinde yer almadık. Fakat 24 Haziran sürecinde HDP, önceki seçimlerden farklı olarak solla bir ittifak politikası geliştirdi. Bunu da sadece seçim odaklı değil, neoliberal, faşist bir rejime karşı mücadele ittifakı olarak görüyoruz.

Peki Halkevleri olarak HDP’yle ilişkinizin boyutu, önceki dönemlere nazaran nasıl bir farklılık oluşturuyor?

Oya Ersoy: Seçim odaklı ittifakı daha da ileriye taşımak, mücadele ittifakı gerektiriyor. HDP’nin yüzünü sola dönmesi, faşizme karşı mücadelede önemli bir adımdır. Bundan sonrasının nasıl gelişeceği, ihtiyaçların neler olduğu ayrı bir tartışma konusudur.

Bu tartışmaya şimdi girelim mi?

Oya Ersoy: Tabii, hatta asıl olarak bunu tartışalım. Diktatörlüğe karşı mücadelenin nasıl yürütüleceği, sosyalistlere ne tür görevler düştüğü tartışması bizim açımızdan önceliklidir zaten. Bize göre 21’inci yüzyıl Türkiye’sinde Kürt sorununa yüzünü dönmeyen, bunu gündemine almayan bir sosyalist hareket mümkün değil. Halkevleri her zaman için Kürt sorununun çözümüne ilişkin mücadelenin sadece destekçisi değil aynı zamanda müttefikidir.

İttifakın veya mücadelenin yöntemine ilişkin nasıl bir perspektifiniz var peki?

Oya Ersoy: Mücadele konusunda HDP’yle ortaklaştığımız programlar da ortaklaşmadığımız hususlar da var. Ortadoğu politikaları HDP’nin programında belirleyici. Ama bu program, aramızdaki ilişkiyi, faşizme karşı ortak mücadeleyi olumsuz yönde etkilemiyor. Öte yandan Türkiye sosyalistlerinin faşizme karşı ortak bir mücadele programı ortaya çıkarması lazım. Erdoğan’ın başkanlık dayatması neticesinde Türkiye siyaseti yelpazesinde de değişiklik oldu. CHP yüzünü tamamen sağa dönerek o yönde bir ittifak oluşturduğu için sol açısından önemli bir boş alan kaldı. CHP şu ana kadar o alanı işgal ediyordu ama artık laikliği bile savunamaz noktaya geldi. Dolayısıyla o tarafta, siyasi temsiliyette koca bir sol boşluk var. Toplumsal muhalefete baktığınız zaman da Haziran isyanında sokağa çıkan, 7 Haziran’da HDP’ye oy veren, 16 Nisan’da HAYIR seferberliği yapan ve 24 Haziran’da da HDP’ye oy veren batıdan geniş bir kesim var. Kaldı ki söz konusu olan sadece oy vermek, sandık tavrı göstermek değil, siyasi bir tavırdır. Eşitlik, özgürlük, barış, laiklik isteyen, kendi yaşam tarzıyla kardeşçe yaşamak isteyen geniş bir yekûn var. HDP’nin özellikle batıdan aldığı oy, bu isteklerin siyasal karşılığı olarak okunmalı.

‘GEZİ İSYANINDA ORTAYA ÇIKAN EMPATİ VE İLİŞKİNİN ETKİSİ SÜRÜYOR’

KONDA’nın araştırmasına göre 24 Haziran’da HDP esas olarak yine kendi seçmeni olan kesimlerden oy aldı…

Oya Ersoy: KONDA’nın araştırması kesinlikle doğru değil. HDP, örneğin sadece Artvin’deki oylarını 7 Haziran’a nazaran iki katına çıkarttı. Çukurova’dan Ege’ye, Eskişehir’den İstanbul’a kadar HDP’ye ciddi bir sol oy geldi. Sadece solcular değil, sol duyarlılıkları olan seçmenden de oy alındı. Yıllarca CHP’ye oy vermiş ciddi bir kitlede de tercih değişikliği oldu. Halkevleri’nin 80 şubesi var. Bulunduğumuz her yerde aldığımız izlenimler de birer veridir. Kürt hareketine ciddi mesafesi olan kesimlerden bile HDP’ye oy geldi. CHP’nin bıraktığı boşlukla birlikte Gezi isyanından itibaren ortaya çıkan karşılıklı empati ve ilişkinin etkisi hâlâ sürüyor. Bakın, benim memleketim Balıkesir, 1990’lardaki savaş döneminde anti-Kürt bir tavır sergileyenlerin yoğun olduğu bir yer. 24 Haziran seçimlerinde HDP orada yüzde 8 bin oy artışı kaydetti. Balıkesir bir istisna değil. AKP’nin geriletilmesi arzusuyla birlikte “Kürtlerin Meclis’e girmemesinin sonucu ne olur” kaygısıyla hareket edenlerin de bu desteğe katkısı olduğunu unutmamalıyız. Bu önemli bir siyasi bilinçtir.

Erkan Baş: Çeşitli nedenlerle daha önce CHP’ye oy veren ama aslında CHP’nin ilerisinde bir zemin arayan unsurların, Gezi’de politize olan gençlerin HDP’ye oy verdiğini düşünüyorum. 7 Haziran’da HDP’nin Türkiye ortalaması yüzde 12,8 iken İstanbul ortalaması yüzde 10’du. Şimdi HDP’nin Türkiye genelindeki oyu yüzde 11’in biraz üstündeyken, İstanbul’da yüzde 12, hatta yer yer yüzde 14-15. Adalarda bu oran yüzde 20’ye kadar çıkıyor.

‘HDP İLK DEFA YÜZÜNÜ TÜM SOL, SOSYALİST GÜÇLERE DÖNMÜŞ DURUMDA’

Bunlar “emanet oy” mu peki?

Barış Atay: “Emanet oy” kavramını doğru bulmuyorum. Hiçbir oy, hiçbir partinin daimi tapulu malı değil. Partiler seçim programı ortaya koyar, seçmen de buna göre pozisyon alır. Bu pozisyon her seçimde değişebilir. Bu seçimde CHP’ye, MHP’ye, AKP’ye veya HDP’ye oy veren seçmen, yarın başka bir partiye oy verebilir. Öyle baktığınızda her oya “emanet” diyebilirsiniz. HDP, 24 Haziran’da 7 Haziran’daki orana yakın bir oy aldı. Buna mukabil Kürt illerinden ciddi bir oy kaybı yaşadı. Demek ki Kürt illerindeki oy kaybını Türkiye’nin batısında telafi eden bir unsur var. Sol değerlere sahip ama HDP’li olmayan insanların yüzünü HDP’ye döndüğü bir gerçek. Mesela HDP, benim seçim bölgem olan Hatay’da yüzde 6,75’ten yüzde 11,50’ye çıktı. Samandağ’da yüzde 32,5, Defne’de yüzde 27,5 oy aldık. Bir önceki seçimde Samandağ’da yüzde 17, Defne’de yüzde 13’tü. Bu büyük bir artış. Antalya, İzmir, Aydın, Muğla gibi bölgelerde de benzer bir artış var.

Erkan Baş: Bu tespit, “HDP bu sefer Kürtlerden değil Türklerden oy aldı” gibi saçma bir tartışmaya kapı aralamasın ama. Devletin Kürt illerindeki baskıları, sandık birleştirmeler, boşaltılmış bölgelerdeki insanların oy kullanamaması, hileler vs, hesaba katılmak durumunda.

Barış Atay: Ben zaten bu gerçeklerin bilindiği kabulüyle konuşuyorum. Suruç’ta ortalıkta dolaşan silahlı adamlar, yok edilen bir aile ve genel baskılar zaten biliniyor. Öte yandan HDP, ilk defa bu kadar sol değerlere sahip bir meclisin oluşması için yüzünü tüm sol, sosyalist hareket ve partilere dönmüş durumda. Bu da HDP’li olmayan sosyal demokratların, sosyalistlerin rahatlıkla oyunu HDP’ye vermesinin yolunu açtı. Bize kalan da bunun siyasi karşılığını vermek, ittifakımızı bunun üzerinden sürdürmek.

Oya Ersoy: Biz sosyalistlerin bu potansiyeli güçlendirme görevi var. Mevcut rejimin sürekliliğini engellemenin yolu, sözüne ettiğimiz bu potansiyeli güçlendirmekten geçiyor.

‘BİLDİĞİMİZ ANLAMDA SEÇİM DÖNEMLERİ BİTTİ’

Bunu önümüzdeki seçimler açısından mı söylüyorsunuz?

Oya Ersoy: Türkiye’de bildiğimiz anlamda seçim dönemleri bitti. Önümüzdeki yerel seçimleri hariç tutarsak, artık seçim üzerinden tartışma yapmamak ve halka da oy veren seçmen gözüyle bakmamak gerekir.

Barış Atay: Zaten bize oy verenlerin beklentisi de bu.

24 Haziran’dan hemen sonra önce İçişleri Bakanı, ardından da iktidarın diğer yetkilileri HDP’ye destek, oy veren kesimleri hedef aldı. Cumhurbaşkanı da geçen gün, HDP’yi kastederek “Parlamentoya girsinler diye onlara destek verenler de bunun hesabını verecekler” dedi. Sizce iktidar bu üslupla neyi hedefliyor?

Barış Atay: Bizim kadar politize olmamış ama belli bir oy davranışı içinde olan insanları tehdit ederek, korkutmaya çalışarak bundan sonra HDP’ye veya sola destek vermemeye zorluyorlar. 7 Haziran’dan beri var bu üslup. Fakat her şeye rağmen HDP’yi son üç seçimdir baraj altında bırakamıyorlar. Dahası, HDP bu süreçlerin tümünden, yeni ittifaklar da kurup güçlenerek çıkıyor.

‘AKP, SÖYLEDİĞİ SÖZ KADAR GÜÇLÜ DURUMDA DEĞİL’

Peki iktidardan HDP’ye destek veren kesimlere karşı nasıl bir yönelim bekliyorsunuz?

Barış Atay: Şu ana kadar gördüklerimiz üzerinden bakınca, bu iktidardan her türlü hamle beklenebilir. Ama AKP, söylediği söz kadar güçlü durumda değil. Karşısındaki direncin çok güçlü olduğunun farkında olan ve bu yüzden sürekli vites artırarak bastırmaya çalışan bir iktidar var. Fakat karşısındaki güç, oy vereni de oy alanı da dâhil, her türlü baskıya zaten maruz kalmış ama geri adım atmamış, sözünden vazgeçmemiş, hatta mücadeleyi daha da artıran insanlardan oluşuyor.

Erkan Baş: İktidarın bu tehditleri, temel hedeflerinden biri olan HDP’yi baraj altında bırakmaktaki başarısızlığının öfkesinden kaynaklanıyor. İkincisi, AKP’nin temel yöntemlerinden biri, tehdit olarak gördüğü kuvvetin etrafını boşaltmak ve onu çıplak bir hedef haline getirmek. Üçüncüsü de, kendisine teslim olmayan herkesi düşman olarak görüyorlar. Bunu ben artık psikolojik bir vaka olarak görüyorum. Kendisinde öylesine bir güç görüyor ki, “sen kimsin de bana teslim olmuyorsun” diyor. Tabii bugün tek canlı muhalefet HDP’de temsiliyet buluyor. Dolayısıyla HDP’nin hedef olması beklenmedik değil. Az önce “nasıl bir yönelim bekliyorsunuz” diye sordunuz. Zaten yapabileceklerini yapıyorlar. Daha ilk gün, milletvekilliği yemin töreninde Barış Atay’ın yuhalanmasının TBMM tarihinde benzeri yok. Ahmet Şık, yeni dönem parlamentosunun ilk yasasının ilk konuşması sırasında saldırıya uğradı. Parlamento içindeki her konuşmamızda tacizlerle karşılaşıyoruz. Sokakta da her eyleme dönük polisiye müdahale yapılıyor. Somalı madenci ailelerine, cemevine yönelik saldırının protestosuna saldırılıyor. Dolayısıyla iktidarın bundan sonra ne yapacağı değil, bu yaptıklarını ne kadar sürdürebileceği tartışılabilir.

Barış Atay: 2013’teki Gezi isyanı sırasında Erdoğan, “yüzde 50’yi evde zor tutuyorum” demişti. Aradan beş yıl geçti, sayısız baskıyla karşılaştık ama hâlâ karşısında yüzde 50 duruyor. Karşımızda 16 yıllık bir iktidar ve açık bir faşizm ortamı var. Dünyada çok sayıda diktatörlüğün kısa süre içinde herkesi susturduğunu biliyoruz ama burada her şeye rağmen yüzde 50 hâlâ direniyor. Bu, böylesi bir iktidar açısından kâbustur. Sert söylemlerinin sebebi bu kâbusun kendisidir.

Oya Ersoy: Baskılarla hedeflediği sonucu almak için siyasal İslamcı söylem yetmeyince, yanına bir de milliyetçiliği ilave ettiler. İktidar, halka vaat edebileceği hiçbir şey kalmadığı için, varlığını ancak baskıyla, sindirmeyle sürdürmeye çalışıyor.

‘YÜZDE 50’NİN İKTİDARI DESTEKLEMESİ DEĞİL,YÜZDE 50’NİN DİRENMESİ ŞAŞIRTICI’

İktidarın halka vaat edebileceği hiçbir şey kalmadığını söylüyorsunuz ama Erdoğan hâlâ yüzde 50’nin desteğini alıyor. Bu yüzde 50’yi nasıl izah ediyorsunuz?

Erkan Baş: Bu yüzde 50, milyonlarca kişinin sosyal yardımlara, sadakaya mecbur bırakıldığı bir ülkede şaşırtıcı değil. Öte yandan tüm medya ve iletişim olanaklarını elinde bulunduran, muhalefetin sözünün topluma ulaşmasını engelleyen bir iktidardan söz ediyoruz. Bakın, Meclis’in ilk günü grubumuz toplandı ve arada teknik bir aksaklık olunca eş başkanlarımız Genel Kurul Salonu’na birkaç dakika geç girdi. Geceleyin annem arayıp “oğlum niye İstiklâl Marşı okumadınız” diye sordu. Olaydan haberim bile yoktu! Biz teknik bir aksaklık dolayısıyla yaşanan bu olayın farkında bile değilken, gece tüm Türkiye’nin gündemi haline getirilmişti. Peki bunun sonucunda ne oldu? Tren kazasından sonra gittiğimiz Çorlu’da “bunlar İstiklâl Marşı bile okumadılar” denilerek saldırmaya çalışanlar oldu. Tüm bunlara rağmen şaşırtıcı olan, yüzde 50’nin iktidarı desteklemesi değil, diğer yüzde 50’nin teslim olmaması, direnmesidir.

Oya Ersoy: Kendilerini destekleyen yüzde 50’yi sabitleme kaygısıyla kutuplaştırma siyasetini derinleştiriyorlar.

İktidarın, geniş kitleleri etkisi altına alabileceği bunca olanağı varken, bu olanaklardan yoksun olan muhalefetin yapabileceklerinin sınırı ne?

Oya Ersoy: Kutuplaştırma siyasetinin sonucu olarak sesimizi duyuramadığımız bir kesim var. Bu bir üslup veya tarz sorunundan kaynaklanmıyor. CHP’nin yaptığı gibi sol değerlerden vazgeçerek de bu sorun aşılamaz. Ekonomik kriz, Suriye savaşı, Kürt sorunu gibi noktalara müdahale edebilecek, geniş kitleleri bu sorunlara karşı etkileyecek bir yol ve bu yolu yürüyecek bir sol söylem ve harekete ihtiyacımız var. Keza Türk sağı emperyalizme eklemliyken, solun emperyalizme karşı kendi söylemini yayabilmesi lazım. Çıkış, Haziran isyanından beri direnen yüzde 50’nin ortak hareket etmesini sağlayabilecek bir sol hareketin yaratılmasıyla mümkün. Diğer yüzde 50’ye de hitap etmenin, onu etkilemenin yolu, ortak değerler ve ortak sorunlar üzerinden bir dayanışma ağı yaratmaktan geçiyor. Bunu sağlayabilecek tek şey de sol değerlerdir.

İkiye yarılmış bir toplumun ortak değerleri neler?

Oya Ersoy: Eşitlik, özgürlük, laiklik, barış herkesin ortak ihtiyacı.

‘TOPLUM SAVAŞI ONAYLADIĞI İÇİN DEĞİL, BASKILARA GÖĞÜS GEREMEDİĞİ İÇİN SESSİZ’

Bir AKP’liyle bir HDP’linin veya CHP’linin eşitlik, özgürlük, laiklik, barış kavramlarından aynı şeyi anladığını düşünüyor musunuz?

Oya Ersoy: Bu kutuplaşmanın üstesinden ancak demokratik bir laiklikle, barışla, özgürlükle gelinebilir. Bakın, 7 Haziran-1 Kasım tarihleri arasında toplum çatışma karşıtıydı ve AKP’liler şehit cenazelerine gittiklerinde protesto ediliyordu. Bunları unutmamamız lazım. Toplum artık savaşın sonuçlarını yaşamak istemiyor. Eğer insanlar buna karşı harekete geçmiyorsa, sessiz kalıyorsa, bu savaşı onayladıkları için değil, baskılara göğüs geremedikleri içindir.

Erkan Baş: İktidar bir yandan militarizmi yaygınlaştırmaya çalışıyor ama düne kadar “reis bizi Afrin’e gönder” diyenler, bugün banka kuyruklarında bedelli için kredi almanın yollarını arıyor. Marx, “görünenle gerçek aynı olsaydı, bilime gerek olmazdı” diyor. Türkiye’ye baktığınızda ilk gördüğünüz ile gerçek olan aynı değil. Belli dönemlerde toplum gerçek olmayana inandırılabilir, ikna da edilebilir ama uzun vadede gerçek, kendisini dayatır. 12 saat çalışıp asgari ücret alan birinin, bıçak kemiğe dayandığında hâlâ iktidardakilere “bizden” diyemeyecek noktaya geleceğini düşünüyorum.

Bu farkındalık kendiliğinden mi olacak sizce?

Erkan Baş: Hayır, bana kalırsa Türkiye sosyalist hareketinin en büyük eksikliklerinden biri, kendisini işçi hareketi olarak örgütleyememiş olması. Dayanışma sol bir değerdir. Bizim zaaflarımızdan biri de dayanışma ağlarını yaratamamış olmamızdır. Yoksullar arası dayanışmayı, örgütlülüğü büyütmemiz lazım. Kutuplaşma nedeniyle ulaşamadığımız kesimleri de bunun üzerinden solla buluşturabiliriz.

‘MECLİS, İKTİDARLA KAVGANIN DAHA GÖRÜNÜR OLDUĞU BİR ZEMİN’

Yeni rejimle birlikte TBMM’nin büyük ölçüde işlevsizleştiği, sembolik hale geldiği görülüyor. Milletvekilliğinizin herhangi bir hükmü olduğunu düşünüyor musunuz?

Barış Atay: Yemin töreni esnasında yuhalanmam bile bu pozisyonun etkisiz olmadığını gösteriyor aslında. Sokağın iradesinin Meclis’e, Meclis’teki konuşmaların da sokağa yansıması gerektiğini her defasında söylüyoruz. Meclis’in gücü bundan önceki dönemde de şimdikinden çok farklı değildi. Önceki dönemde de AKP salt çoğunluğu sağlayıp istediği yasayı geçirebiliyordu. Mesele, burada ne kadar direnç oluşturduğunuz ve bu direncin sizden beklentisi olan insanlarda ne kadar enerji yarattığıdır. İnsanlar “şu yolu yapacağım, şu yasayı geçireceğiz” gibi bir vaatte bulunacak noktada olmadığımızı biliyor zaten. Ama “geçirmeye çalıştıkları yasaya tüm direncimle karşı çıkacağım” diyebilir ve bu karşı çıkışı, dışarıya enerji olarak yansıtabiliriz.

Erkan Baş: İktidar, Meclis’i işlevsizleştirmek istiyor. Dolayısıyla bizim buradaki varlığımızı anlamlandırmamız lazım. Bunun yolu da, orada birer temsilci değil, bizzat halk olarak görünür olmak. Öte yandan iktidarın “yap” dediğini yapmayan, “yapma” dediğini yapan bir iradenin olması ve bu iradenin yaygınlaştırılması bizim açımızdan hayati önemde. Bizler zaten az veya çok, olduğu kadarıyla parlamento olanaklarıyla kuşanmış devrimciler olarak bu hedefle mücadelemizi sürdüreceğiz. Burjuva rejimlerinde parlamento uzlaşma zeminidir ama biz parlamentoya bu gözle bakmıyoruz. Meclis bizim için uzlaşma değil, mücadele zeminlerinden bir tanesi. Biz orada ne kadar etkili bir direnç oluşturursak, dışarıdaki dirence o kadar katkı sağlarız.

Barış Atay: Meclis her şeye rağmen hâlâ iktidarla kavganın daha görünür olduğu bir zemin.

HDP’yle siyaset yapma konusunda herhangi bir sorun yaşıyor musunuz?

Oya Ersoy: HDP’yle ittifak siyasetini, milletvekili olarak Meclis’teki gruba dahil olunca başlatmış değiliz. Biz bu ittifak siyasetini yıllardır sokaklarda, çeşitli mücadele alanlarında yapıyoruz. Farklı programlara karşın birbirini bilen, anlayan siyasetler olduğumuz için de ne şimdi herhangi bir sorun yaşıyoruz, ne de ileride yaşayacağımızı düşünüyoruz.

Erkan Baş: Tabii HDP ve geleneğinin 2007 yılından beri parlamentoda biriktirdiği kıymetli ve kurumsallaşmış bir deneyim de var. Bu deneyimin bizim açımızdan çok faydalı, öğretici olduğunu söyleyebilirim.

Barış Atay: Daha öğrencilik yıllarımdan beri, HDP çizgisindeki siyasetle belli bir ittifak ilişkisi, deneyimleri yaşıyorduk zaten. O zamandan beri sokakta, sahada, mücadele birlikteliği veya omuzdaşlığı yaratma konusunda ayrı düştüğümüz zamanlar olsa da, bu ilişkimiz bir şekilde hep sürdü. Bu açıdan HDP’yle Meclis’te birlikte siyaset yapmanın açtığı yeni bir kapı yok. Ama sokakta yapabileceğini düşündüğün birçok şeyin Meclis’te İç Tüzük’e takıldığını söyleyebilirim.

‘PARLAMENTER SİSTEMDEN MEDET UMAN HAREKETLERDEN GELMİYORUZ’

Ne gibi?

Barış Atay: Slogan atmak gibi (Gülüyor). Şaka bir yana, Meclis’te siyaset yapmanın farklı bir dili var. Biz doğal olarak o dile uzağız. HDP’li arkadaşlar bize bu konuda yardımcı oluyor. Öte yandan farklı partilerin milletvekilleriyle Genel Kurul salonunda kavga edip kulislerde tokalaşmak, sohbet etmek gibi bir davranış bizim açımızdan söz konusu değil. Bu konudaki radikal tavrımızın gerekli olduğunu düşünüyoruz.

Oya Ersoy: Parlamenter sistemden medet uman hareketlerden gelmiyoruz biz. Üstelik rejim değiştiğine göre biz de mücadele hattımızı pekâlâ değiştirebiliriz. Eski kodlara göre milletvekilliği yapmak zorunda değiliz. Sosyalist milletvekilleri olarak uyumun değil direnişin siyasetini yapacağız. Kadın hareketinin, kent-doğa hareketlerinin sesini, diktatörlüğe direnen herkesin sesini oraya taşımakla yetinmeyip, hayatın her alanındaki direnişleri büyütmeye de çalışacağız.

Barış Atay: Türkiye toplumunda hâlen seçimlerden demokrasi çıkacağını düşünen insanlar da var. Onlara, başka türlü bir siyasetin mümkün olduğunu göstermemiz açısından da Meclis bir performans kürsüsü.

‘MÜCADELEYİ MÜZAKERENİN ARACI YAPMAK YANLIŞTIR’

Uyumun değil direnişin siyasetini yapacağınızı söylüyorsunuz ama belli bir seçmen kitlesinin de özellikle Kürt sorununun çözümü konusunda iktidarla diyalog ve giderek müzakere kanallarının zorlanması yönünde talepkâr olduğunu biliyoruz. Sizce bunun imkânları var mı ve HDP bu yönde bir çaba sergilerse, sizin tutumunuz ne olur?

Barış Atay: Halkın belli bir kesiminin böylesi bir beklenti içinde olması son derece doğal. Çok uzun soluklu bir zulüm döneminin sonunda insanlar rahatlamak isteyebilir. Fakat diyalog, ancak bunu isteyen, buna açık yapılar veya kurumlarla mümkündür. AKP’nin ilk döneminin sonunda Kürt hareketini, Kürt halkını, Kürt seçmenin tamamını böyle bir sürece inandırdığını biliyoruz. Biz o dönemin kamuya açık bir biçimde tartışılmamasına, Oslo’daki gibi gizli kapaklı yapılmasına yönelik eleştirilerimizi zamanında da yapmıştık. Sizi çözüm sürecinin kapısını açtığına ikna edip 7 Haziran sonrasında tekrar savaş başlatan, büyük bir yıkım yaratan, binlerce siyasetçinizi tutuklatan bir iktidara nasıl güveneceksiniz? İçişleri Bakanı’nın seçimin ertesi günü eş genel başkanınızı tehdit ettiği, cumhurbaşkanının “hepinizden hesap soracağız” dediği bir iktidar, size bir barış teklifiyle bile gelse, buna nasıl inanacaksınız? Ben kendi adıma böyle bir sürecin parçası da olmam, böylesi bir teklifin bir kelimesine bile inanmam. Ama HDP’nin üst kurullarının, kendi tabanının talepleri doğrultusunda alacağı herhangi bir karar, kendi iç işidir. Biz de öylesi bir ihtimalde fikrimizi beyan ederiz. Elbette siyasal yeni bir düzenin işaretleri verilir, demokratik bir sisteme geçişin zemini güçlendirilir, demokratik tartışma ortamı oluşturulur, diğer partilerin de dahil olacağı, herkese açık bir süreç işletilirse, ayrı mesele. Sonuçta elbette Kürt sorunu çözülmek, barış inşa edilmek zorunda. Ama bunun bir tarafının Erdoğan ve AKP olması söz konusu değil. Artık “Kürt kardeşlerim” lafları bile insanda garip bir ifade uyandırıyor.

Oya Ersoy: Yeni rejimin kodları çok net: Türk, Sünni ve erkek! Diplomasi yürütülecek değil, direnilecek bir rejim var karşımızda.

Erkan Baş: Mücadeleyle elde edilmiş kazanımların bir parçası müzakere olabilir. Siyasetin merkezine mücadeleyi alıp, oradan elde ettiğin kazanımları müzakereyle bağıtlayabilirsin. Ama müzakere için mücadeleyi araç olarak kullanmak yanlıştır. Halkın bize yüklediği görev mücadele etmektir. Bunun bir sonucu olarak müzakere kanalları açılırsa, bunu da halkın çıkarları doğrultusunda değerlendirme görevimiz var.

‘FAŞİZMLE MÜZAKERE DEĞİL, MÜCADELE EDİLİR’

Barış Atay: İktidarda her kim varsa, seçimlere veya siyasete malzeme olarak kullanmak için değil, gerçekten barışmak için karşınıza oturmak zorunda hissetmeli. Faşizmle müzakere edilmez, mücadele edilir.

Ekonomideki gidişata, başta ABD’yle yaşanan kriz olmak üzere uluslararası diplomaside yaşanan tıkanıklıklara ve içerideki sorunların derinleşmesine bakarak mevcut iktidarın kendiliğinden sonlanacağına ilişkin beklentiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erkan Baş: Tam da bu beklentilere kapılıp mücadele edilmediği için bu iktidar 16 yıldır var. Rejim değişikliğiyle birlikte sermaye açısından “yeni normal” oluştu. Bu iktidar yoksullar, emekçiler, ezilenler tarafından değiştirilmeden aydınlık bir geleceğe, barışa ulaşamayız. Bu günleri kazasız belasız atlatmak için kafamızı gömelim, ortam oluşunca mücadeleye girişiriz anlayışı, teslimiyettir.

Barış Atay: Buna tiyatro, sinema sektöründeki insanlar üzerinden de örnek verebiliriz. Burada çalışan insanların kahir ekseriyeti, sonuçta sanatla uğraştıkları için asgari düzeyde de olsa sol, sosyal demokrat değerlere sahip. Fakat televizyoncusundan müzisyenine, heykeltıraşından ressamına kadar, hepsinde müthiş bir sessizlik var. “Nasıl olsa geçer” diye düşünüyorlar. Her seçim öncesinde suya sabuna dokunmayan video mesajlarla “git oy kullan” deyip duruyorlar. Ama referandumda “hayır de” demiyorlar. “Oyunu iktidara değil, şu partiye ver” demiyorlar. Sokağa, şu hakka sahip çıkmaya davet, yok. Peki bu korkaklık bizi nereye getirdi? Televizyon dizilerinde iş, “karakterler karı-koca değillerse öpüşme sahnesi olmasın” noktasına kadar geldi. Hatta bir diziye “oyuncular karı-kocayı oynuyor ama gerçek hayatta evli değiller, o yüzden öpüşmesinler” uyarısı bile geldi!

‘BASKILAR KİMSEYİ TEĞET GEÇMEYECEK’

Hangi dizide oldu bu?

Barış Atay: Önemli değil ama yukarıdan yapımcıya, yapımcıdan da sete geldi bu uyarı. Şimdi bu uyarıyı yapanların nasıl bir dünya hayal ettiğini düşünebiliyor musunuz? Sonuçta tüm pop kültür içeriklerinin militarist, muhafazakâr, İslamcı olduğu, hiçbir özgün üretimin yapılmadığı bir ortama kadar geldik. Bunun üzerine bu camiadaki insanlar “neyse ki internet var, orada nefes alırız” diye düşündü. Fakat tak diye bir düzenleme yapıp oradaki dizileri de RTÜK’e bağladılar. Bir yapımcı, daha önce çektiği diziyi kendi eliyle sansürledi.

Yani sanat alanındaki “nasıl olsa bu günler geçer” beklentisini topluma da genellemek mümkün mü?

Barış Atay: Tabii, tam da bunu söylemek için bu örneği verdim. Bu baskılar, bu süreç kimseyi teğet geçmeyecek. Brecht’in tespiti net: “Faşizme karşı birleşmeyenler, faşizmin zindanlarında buluşur.”

Oya Ersoy: Bu konuda kadınların ayrı bir noktada olduğunu belirtmek lazım. Nasıl giyineceğinden tutun da nerede oturup nerede kalkacağına kadar, hayatın her alanında ciddi bir yaşamsal tehdit söz konusu. Sadece 8 Mart’larda İstiklâl’e çıkmıyor kadınlar. Kendilerine yönelik tehditlere karşı yaşamın her alanında direniyorlar. Bu rejimin sonunu kadın direngenliğinin getireceğini söylemek abartılı olmaz.

Barış Atay: Umarım bu sözün erkekleri, “nasıl olsa kadınlar bu rejimin sonunu getirecek” beklentisine sokup kenara çekilmeye teşvik etmez. (Kahkahalar).

(Gazete Duvar - İrfan Aktan)

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum