Diyarbakır'dan Topyekûn Sayıklamalar...

Herkeste bir tedirginlik hali… Suskun, mutsuz, umutsuz… Vasiyet edercesine, hep son kez yapılıyormuş gibi ve sayıklarcasına konuşmalar…

Topyekûn savaş, topyekûn mücadele, topyekûn imha. Hay top değsin bu kelimelerinize. Yaşanan konsantre acıların ardından şimdi de topyekûn depresyon hali. Kentin bir bütününde yaşayanlar tükenmişlik sendromu yaşar mı? Evet, yaşar. Kent sakinleri artık sakin değil maalesef. Akşam işten çıkarken helallik ister gibi sessiz bir uzlaşıyla bakışmalar. Sabah yeniden karşılaşacağınızdan emin değilsiniz. Dur sana bir daha bakayım.

İnternetiniz ve telefonunuz 7/24 açık kalmak zorunda. Hele şarjınızın bitmeye hiç hakkı yok. Aksi takdirde size ulaşamayan yakınlarınız ortalığı ayağa kaldırır. Taciz ettikleri arkadaşlarınız “İyi, sorun yok, şu anda toplantıda olduğu için telefonu kapalı” demesine rağmen yine de karşı tarafı inandırmakta zorlanır. Herkeste bir tedirginlik hali. Suskun, mutsuz, umutsuz. Vasiyet edercesine, hep son kez yapılıyormuş gibi ve sayıklarcasına konuşmalar.

Hava kararmadan eve git…

Eve vardın mı? Tek parçayım, sağ salim geldim.

Karşıdan karşıya geçtikten sonra bir polis aracı geldi, arkamda bıraktığım beyaz bir çöp poşeti şüpheli paketmiş meğer. Geçivermişim yanından iyi mi?  (gülüşmeler) Bugünü de atlattık…

Çok ses var mı bu akşam? Uyuyamadım yine dün gece. Camlar fena sarsıldı sesten.

Çocuklar duymasın diye müzik açıyoruz…

Bizim çocuklar sesleri tanıyor artık. Hangi sesin hangi silahtan çıktığına ilişkin iddiaya bile giriyorlar. Yeni oyunları bu artık.

Biz savaş tatbikatı yaptırıyoruz. Şevin üç yaşında ama bomba sesi duyunca masa altına nasıl saklanacağını eğlenerek gösteriyor. Gülüyoruz biz de ona. Anlamadım, ağlamamız mı gerekiyordu? Sahi ya! Üç yaşındaydı değil mi?

Barışalım mı? Boşuna üzdük birbirimizi. Niye küstüğümüzü bile hatırlamıyorum. Yaşadıklarımızın yanında çer-çöp kalıyormuş meğer.  Gel sarılalım, hiçbir güç ayırmasın. Yarın ne olacağımız belli değil…

Haftasonu görüşecek miyiz? Umarım… Bilmiyorum.

Telefon etmeden kapıyı çalma. Korkuyorum.

Sinemaya mı gitsek? Emin misin? Hayır, değilim.  

Yedek anahtarım sende kalsın.

Kötü bir his var içimde. Neden acaba? Komiksin. İyi bir his mi kaldı?

Burnum yanmaya başladı, gaz mı atmışlar yine? Seninle de iyi ava çıkılır.

Dip boyan mı gelmiş senin? Kendininkini görmüyorsun sanırım. Aynaya baktığım mı var? Kuaförler sinek avlıyormuş bu aralar.

Sigarayı bırakmamış mıydın sen? Güldürme, sağlıklı yaşam için mi?

Öldüğümde beni başkaları değil, yakınlarım yıkasın…  Bedenin yıkanacak bütünlükte olur umarım.

Beni köyüme gömün, Lice’de. Aile mezarlığımız orada.

Mardinkapı Mezarlığı’nda yer kalmamış diyorlar. Benim dedemin mezarı orada. Çok yıl geçti üzerinden aynı yere gömülebilirim. E iyi ya, desene yer bulmuşsun kendine.

Beni Dersim’e götürün, köyüme, askerdeyken intihar ettiği söylenen ve sızısı hala yüreğimde taze olan kardeşimin yanına. Belki o zaman diner bu yaranın acısı.

Mümkünse beni yakın, istemem mezar falan. Saçmalama krematoryum mu var Diyarbakır’da? Haa ama bir bodrumda kalırsan şansın vardır belki. Elleri değmişken vasiyetin de yerine gelmiş olur. 

Kimse ağlamasın arkamdan.

Valla benim için ağlayın. Ne o öyle ağlamamak falan, benden önce ölseniz çok ağlarım. Hem de öyle böyle değil, saçımı başımı yolarak, ağıtlar yakarak. İyi bilirim ben, nenemden bellemiştim.

Cenaze törenim görkemli olsun. Hepiniz katılın ha, mazeret istemem.

Yok, ben istemem, onca insan gitti, ne töreni, kimin umurundayız ki?  Bir noktayız zaten şu koca evrende.

Acaba çocuk yapmasa mıydık?

Çocuklarıma babaannesi baksın…

Ben teyzesine emanet ettim…

Çocuk Esirgeme Kurumu almasın da.

Bilgisayarımdaki şu klasör çok özel.  Şşşşşt! mümkünse başkalarına okutmayın, aramızda kalsın.

Öykülerim yarım kalacak diye korkuyorum. Kitap basılmadan gitmesem bari.

Evi daha güvenli bir yere taşıyayım dedim, vazgeçtim. Kolum kanadım tutmuyor. Kim güvende ki? Güvenli yer mi kaldı?

Banyo yapacaktım bu sabah, ondan da vazgeçtim,

Ben adamı boşayacaktım erteledim. Çok yıprandı bu ortamda. Bir de bu eklenmesin şimdi.

Ağzımızın tadı yok, özel ve meşakkatli yemekler yapmıyorum artık.

Tatilde nereye gitsek? Hangi tatilde? Yaz tatili geliyor ya işte, haa tamam, sustum.

Çok seviyorum seni. Daha önce söylemiş miydim? Son 4 aydır neredeyse her gün. Tamam, anladık.

Havalar ısınmaya başladı, bu yıl bahar erken gelecek sanki. Nee? Bahar mı dedin? Tamam, korkma, yok bir şey, sakin ol.

Evi tahliye ettik. Çocukları köye gönderdim. Ben bakarım başımın çaresine.

Neden çıldırmıyoruz sanki? Delirdiğinin farkında değilsin sanırım.

Çocuğun sınavı bile umurumda değil artık.

Çocuğun sınavı çok önemli, üç büyük şehirden birini tutturursa gideceğiz buralardan. Dicle’yi yazmayacak zaten. Yaşanmaz artık bu şehirde.

Gidince de değişmiyor ki, yine aklım hep burada. Hatta daha kötü oluyorum. İyi gelmiyor velhasıl.

Gitmem ben buralardan, bu şehir başımıza yıkılsa da gitmem, nefes alamam başka yerde, nereye gidersem gideyim zaten hep gelmeyecek mi peşimden.

Ve bir şehirden topyekûn sayıklamalar…

Bircan Değirmenci / Bianet