Demirtaş Sur çağrısını yineledi

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş: 'Cizre’de yaratılan kırılmanın geri dönüşü yok, Sur’da benzer bir şey olursa artık gerçekten sözün bittiği, siyasetin tümden bittiği noktalara gelmiş oluruz. Herkes bunu düşünsün diye biz uğraşıyoruz.'

Demirtaş: Sur Cizre olursa sözün, siyasetin bittiği noktaya geliriz

Diyarbakırlılar yarın kentin her noktasından, sokağa çıkma yasağının 92 gündür devam ettiği Sur’a yürüyecek. Pazartesi günü yaptığı açıklamayla, kentte yaşayan herkese, ablukanın kaldırılması için yürüyüşe katılma çağrısı yapan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la sokağa çıkma yasaklarını, çağrısını yaptığı yürüyüşü ve hükümetin tutumunu konuştuk.

ABLUKA KALKARSA SİVİLLER DE SİLAHLI OLANLAR DA ORADAN ÇIKAR

Pazartesi yaptığınız açıklamada Sur’da abluka kalkarsa hendek ve barikatların da olmayacağını söylediniz? Nasıl olacak bu?

Bugüne kadar tam sayıyı bilmiyoruz ama yüzlerce insan öldü bu çatışmalar ve ablukalarda. En nihayetinde burada bir öz yönetim talebi vardı ve buna siyasi yaklaşmak yerine askeri yaklaşıldığı için bu direniş gerçekleşti; İşte barikatlar, hendekler. Bunun karşılığında da ordunun devreye girdiği, ağır bir savaş konsepti hayata geçirildi. Sadece insanlara dönük bir operasyonla da kalmadı. Bütün şehri harabeye çevirecek bir yıkım başladı. Ve son abluka 92 gündür devam ediyor. Bunun böyle gitmeyeceğini başından beri herkes biliyor fakat hükümet halkın sert bir tepki ortaya koymamasından da cesaret alarak pervasızca bu operasyonları sürdürüyor. Bu saatten sonra kaç ay, kaç hafta daha devam eder ve yıkım ne kadar olur kestiremediğimiz için bir çözüm formülü üretmeye çalıştık. Arkadaşlarımız oradaki sivil insanlarla bir telefon trafiği kurdular ve en nihayetinde şöyle bir noktaya ulaşıldı; Abluka ve yasak tümden kalkarsa, yani oradaki insanlar, silahlı olanlar da bulundukları yeri terk ederler, siviller de çıkarlar. Fakat bunun bir teslim olma ya da infaz edilme şartına bağlanmaması lazım, yasağın tümden kaldırılması lazım ki oradaki insanlar çıkabilsin.

Hükümetin buna yaklaşımı ne oldu?

Hükümet bunu kabul etmiyor, bu yaklaşımı tümüyle reddediyor. Ya hepsi teslim olacak sivil, silahlı kim varsa ya da biz hepsini operasyonla katledeceğiz yaklaşımı içinde. Biz de bu konuda halkın güçlü bir şekilde devreye girmesi gerektiğini belirttik ve bir çağrı yaptık. Diyarbakır halkı çarşamba günü saat 16.00’dan itibaren kesintisiz bir şekilde, sonuç alıncaya kadar kararlı bir protesto ortaya koyarsa hükümet mevcut durumu gözden geçirebilir. Hükümet bunu yapmasa bile Diyarbakır halkının tercihini herkese göstermesi açısından bunun çok önemi var. Her gün Diyarbakır’da yürüyüşler oluyor, ama o yürüyüşlere müdahaleler gerçekleşiyor ve çok görünür hale gelmiyor bu tepkiler. Ama bugün için yaptığımız çağrı eğer güçlü bir karşılık bulursa öyle Davutoğlu’nun ve Erdoğan’ın dediği gibi ‘Bu askeri operasyonları Kürtler, Diyarbakır halkı destekliyor’, işte ‘Sur’u yakıp yıkarken Diyarbakır halkının desteğiyle bunu yapıyoruz’ şeklindeki argümanları da boşa çıkmış olacak. Bu Diyarbakır halkı açısından çok onurlu bir duruş, Diyarbakır’a yakışır bir duruş olacaktır. Bu nedenle herkes bulunduğu yerden, bulunduğu mahalleden Sur’a doğru kararlı, geri adım atmadan ısrarlı bir yürüyüş gerçekleştirmeli. Müdahale edilse bile geri adım atılmamalıdır. Kesintisiz duruş ve direniş şeklinde insanlar tepkilerini ortaya koymalıdır, çağrımız budur

Ne kadardır görüşmeleriniz sürüyor bu kapsamda…
Bir hafta on gündür bu konudaki görüşmeler, girişimler sürüyor.

“Herkes bulunduğu yerden, bulunduğu mahalleden Sur’a doğru kararlı, geri adım atmadan, ısrarlı bir yürüyüş gerçekleştirmeli, müdahale edilse bile geri adım atılmamalıdır”

CİZRE’DE YARATILAN KIRILMANIN GERİ DÖNÜŞÜ YOK

Görüşmelerinizi kiminle sürdürüyorsunuz, yani doğrudan hükümet yetkilileri ile mi yoksa kentteki mülki amirlerle mi? Ne yanıt aldınız, alıyorsunuz?

Arkadaşlarımız Ankara’da hükümet yetkilileri ile de burada valilikle de görüşmeler yaptı. Ama inisiyatif Ankara’da. Fakat Ankara’dakiler de şu anda uyguladıkları operasyon yönteminden geri adım atmıyor. Yani ‘Ya hepsi, sivil, kadın, çoluk çocuk kim varsa teslim olma formatında dışarı çıkacaklar ya da hepsini öldüreceğiz’ gibi yaklaşıyorlar. Oysa bizim bulduğumuz bir ara formül. Derdimiz ölümleri durdurmak. Eğer Cizre’deki gibi toplu bir katliamla sonuçlandırmak istiyorlarsa, burada kaybeden orada katledilen insanlar, aileleri ya da Kürtler olmaz sadece. Cizre’de yaratılan kırılmanın geri dönüşü yok, Sur’da benzer bir şey olursa artık gerçekten de sözün bittiği, siyasetin tümden bittiği noktalara gelmiş oluruz. Herkes bunu düşünsün diye uğraşıyoruz. Yoksa biz gerçekten savaş, şiddet yanlısı olsak mevcut duruma sessiz kalmamız şiddeti zaten büyütüyor, oysa biz buna sessiz kalmak istemiyoruz. Mutlaka alternatif bir siyasi çözüm, bir diyalog kanalı yaratmak için uğraşıyoruz.

Kobanê direnişi sırasında sizin bir çağrınız olmuştu ve hâlâ hükümet tarafından bu kullanılıyor. Şimdiki çağrınız için de benzer eleştiriler geldi…

Kobanê direnişi sürecinde de yaptığımız çağrı asla bir şiddet çağrısı değildi. Provokatörlerin eylemleri sonucunda durum o noktaya geldi. Evet halk sokağa, meydana iner. Bu demokratik haktır ama provokasyonlara karşı herkesin dikkatli olması lazım. Biz çağrımızda tek bir kişinin canına-malına zarar vermeyecek disiplinle bu eylemlerin yapılması gerektiğini ısrarla belirttik, belirtmeye devam ediyoruz.

ÖLÜMLERİ DURDURACAK BİR FORMÜL ÜRETTİK

Sizin pazartesi günü yaptığınız açıklama bazı gazeteler tarafından öz yönetimden vazgeçtiler şeklinde okundu, vazgeçtiniz mi?

Bunu ben söylesem bile Kürt halkı adına bunu ifade etmeye yetkimiz, hakkımız yok. Öz yönetim halkın ilan ettiği bir şeydir. Onu halkın elinden bir siyasetçi çıkıp alamaz. Biz sadece buradaki ölümleri durduracak bir ara formül üretmeye çalışıyoruz. Deniyor ki abluka kalkarsa efendim çok daha fazla silahlı insan gelir ve barikat-hendek sayısı artar, operasyonlar başa döner. Biz de buna karşı diyoruz ki; Hayır, ablukayı kaldırırsanız Sur’daki hendek ve barikat biter, bu insanlar dışarı çıkar. Bunu kabul ediyorlar. Yani bunun ötesinde işte öz yönetim biter, talepler biter, siyaset biter, mücadele biter demiyoruz. Sur için çatışma ve ölümleri bitirecek bir formül ürettik, durum budur.

BU YIL BÜTÜN EZİLENLERİN DİRENİŞ NEWROZ’U OLMALI

Bahar geldi, çatışmaların yoğunlaşacağından endişe ediliyor. Önümüz Newroz… Ne bekliyor Türkiye’yi?

Yani PKK’den ve hükümetten yapılan açıklamalar gösteriyor ki evet savaşın daha da derinleşme ve yaygınlaşma ihtimali var. Bu tabii ki herkes gibi bizde de bir kaygı uyandırıyor. Bunu durdurabilmek ne kadar mümkün, imkanlarımız ne kadar biz de tartışıyoruz. Elimizden gelen bütün çabayı ortaya koyuyoruz. Bu Newroz her zamanki gibi biz coşkuyla ve bütün bu hükümetin savaş politikalarına karşı bir özgülük hamlesi olarak ele alınmalı ve bir direniş Newroz’u olmalıdır. Kesinlikle bir siyasi-iradi duruşu ortaya koymalı ve hükümet politikalarına karşı bütün ezilenlerin ortak Newroz’u haline gelip bütün dünyaya da güçlü, kitlesel bir mesaja dönüşmeli. Bu konuda çalışmalarımız sürüyor, netleştikçe halkla, kamuoyuyla paylaşılacak. Zannedersem bir haftaya kadar da netleşmiş olacak.

ORTAK MÜCADELE İÇİN BİR ARAYA GELECEĞİZ

Mevcut durumdan çıkış için demokrasi cephesi ne yapmalı?
8 Mart ve Newroz çok önemli fırsatlar. Sahada, alanda eylem birliği, beraberinde siyasette üst birlikler, demokrasi veya barış blokları ne derseniz deyin onları daha da imkan dahiline sokar. Bu yönlü önümüzdeki günlerde Ankara’da hem HDP bileşenleri hem de HDP bileşeni olmayan dost partiler ve kurumlarla, devrimci hareketlerle ortak toplantılar da yapacağız. Ortak mücadele imkanlarını tartışıp, değerlendireceğiz. Örneğin 5 Mart’ta Ankara’da bu yönlü 20’den fazla kurumun katılacağı ortak toplantı yapacağız, Türkiye’deki bütün belli başlı sol-devrimci hareketler bu toplantıya katılacaklar ve beraber değerlendireceğiz. Eminim bazı ortak planlamalar ve ortak tartışmalar sonunda biraz daha toplumsal muhalefetin sesini yükselteceği şeyler yapacağımızı düşünüyorum.

BU KOMİSYONDAN YENİ ANAYASA ÇIKMAZ, BİLİYORUZ

Bütün bu savaş, saldırılar en çok yeni anayasa-başkanlık meselesi ile ilişkilendiriliyor. Partinize de Anayasa Uzlaşma Komisyonunda yer aldığı için çeşitli eleştiriler yapıldı. Ne diyeceksiniz? Bu Meclisten yeni bir anayasa çıkar mı sizce?

Bu parlamentonun yeni anayasa yapma şansı yok. Çünkü böyle bir iradesi yok. AKP grubu kesinlikle sivil-özgürlükçü bir anayasadan yana tavır koyacak iradeye sahip değil. Cumhurbaşkanının hegemonyası var AKP gurubu üzerinde. Fakat anayasa masasında biz en azından nasıl bir anayasa yapılması gerekliğini göstermek ve Erdoğan’ın parlamentoyu devre dışı bırakma girişimini de engellemek istiyoruz. Çünkü Erdoğan ‘Parlamento gereksizdir, parlamenter sistem işlemiyor bir an önce başkanlığa geçmemiz gerekir’ şeklinde toplumda bir algı yaratmak istiyor. Biz bu nedenle Anayasa Uzlaşma Komisyonunda bulunma kararı aldık. Yoksa oradan bir anayasa çıkmayacağını biz de biliyoruz. Bunlar taktik hamlelerdir, koşullar uygun olursa özgürlükçü, sivil, demokratik bir anayasayı en çok bizler isteriz ve destekleriz ama bunun koşulu yok. Bir de Erdoğan’ın kafasındaki diktatoryal sisteme Türkiye’nin sürüklenmemesi için inisiyatifli olmamız lazım, parlamento içerisinde genel kurulda, komisyonlarda, uzlaşma komisyonu dahil her yerde inisiyatifli olmamız ve alanı onlara terk etmememiz lazım. Bu mücadele bir müddet devam edecek.

“Erdoğan tümüyle parlamentoya, hükümete el koymuş durumda, darbe yapmış durumda. Erdoğan’a rağmen sürecin yeniden başlama ihtimali yok.”

ERDOĞAN PARLAMENTOYA, HÜKÜMETE EL KOYMUŞ DURUMDA

Sürecin yeniden başlaması ya da en azından ablukaların kaldırılması için Başbakan Ahmet Davutoğlu ile hiç görüşme talebiniz oldu mu?

Biliyorsunuz Başbakan grupları ziyaret edecekti, biz de randevu verdik, kendisi iptal etti. Onun dışında bir temasımız da arayışımız da olmadı. Biz de ihtiyaç duymadık. Yani gerçekten konuşulabilecek bir zemin olmalı ki bir araya gelinebilsin. Hükümet bu konularda kapalı. Daha doğrusu hükümetin inisiyatifi yok, Erdoğan’ın karşısında başbakan dahil hiçbir bakanın ‘Efendim süreç yeniden başlasın ya da bunu değerlendirelim’ deme şansı yok. Erdoğan tümüyle parlamentoya, hükümete el koymuş durumda, darbe yapmış durumda. Erdoğan’a rağmen sürecin yeniden başlama ihtimali yok. Hükümet biraz iradeli, inisiyatifli olsa belki bu konular görüşülebilir ama böyle bir yaklaşım yok. Bir de savaş tüm barbarlığıyla devam ederken, vahşet uygulamaları gerçekleşirken sağlıklı olmayan bir diyalog ve müzakere sürecinde ısrar etmenin bir anlamı yok. Olacaksa gerçekten tarafların karşılıklı tahkim edilmiş bir ateşkes ilan ettiği, gözlemci üçüncü bir gücün devreye girdiği, İmralı’da Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılarak çalışma koşullarının düzeltildiği bir müzakere sürecine dönülürse ancak anlamlı olur. Yoksa HDP ile AKP’nin Ankara’da yapacağı herhangi bir görüşme müzakere değildir. Oradan bir barış süreci de çıkmaz. Fakat biz iğne ucu kadar bir imkan ve ihtimal görsek ona değer veriyor ve onu büyütmeye çalışıyoruz ama şu anda öyle bir durum yok.

MGK’DE KARARLAŞTIRILMIŞ BİR SAVAŞ KONSEPTİYLE SÜREÇ BİTİRİLDİ

‘Çözüm süreci’nin bitmesinin gerekçesi olarak hendekler-barikatlar gösterildi, ‘bizi kandırdılar’ denildi. Peki, gerçekte ne oldu da süreç bitti?

Tek bir nedeni yok, ama en nihayetinde Kürtlerin Ortadoğu genelinde, Kürdistan’da yükselen bir güce dönüşüyor olması, Suriye’deki gelişmeler… Türkiye’de Kürtlerin siyasette bir aktör, siyaseti belirleyen temel bir güç haline gelmesi ve aynı zamanda Türkiye’nin batısıyla ezilen emekçi kesimlerle kurduğu stratejik ittifakın Türkiye’de bir alternatif iktidara gitme ihtimali… Bütün bunlar Türk klasik devlet yapısını ve AKP’yi ürküttü. Statükocularla AKP de aynı gelişmeyi ortak düşman olarak tanımladılar ve ‘Bu süreç böyle devam ederse gericiler kaybedecek, demokrasiden yana güçler hem Türkiye’de hem Suriye’de öncü güç haline gelecekler. Bunu engellemenin, bu gidişatı durdurmanın yolu süreci bitirmektir’ diye düşündüler. Aniden verilmiş bir karardan çok, sonrası iyi planlanmış, Milli Güvenlik Kurulunda tartışılmış, kararlaştırılmış bir yeni savaş konseptiyle birlikte süreç bitirildi. Zaten 7 Haziran öncesi ve özellikle sonrası gelişmeler de onu gösterdi, işte çökertme planı hazırlanmış; kapsamlı bir kısa, orta, uzun vadeli hamleler planlanmış buna göre hareket edilmiştir. O yüzden aniden birinin aklına geldi de masayı devirdi, çözüm sürecini devirdi gibi fevri, bir öfke sırasında alınmış bir karar değil, devletin bir sistematik içinde gerçekleştirdiği toplantılar ve değerlendirmeler neticesinde aldığı stratejik bir karardır, savaş kararı.

Doğrudan Suriye’deki gelişmelerle ilişkilendiriliyor savaş kararı. Sizce de böyle mi?
Tabii onunla da bağlantılı…

Suriye’de gelişmeler böyle ilerlemeseydi, YPG bu denli güçlenmeseydi Türkiye’de çözüm süreci bu noktaya gelir miydi?

Suriye’de bu gelişmeler olmasaydı, süreç nasıl etkilenirdi diye baktığımızda tabii ki tarihsel olguları birbirinden kopuk, ayrı değerlendirmek çok kolay bir iş değil. Ama herhalde kısa sürede bu noktaya gelmezdi. Yani AKP hükümetini veya Erdoğan’ı asıl zorlayan, kırmızı çizgi olarak belirledikleri bir husustur Rojava’daki gelişmeler. Yani içerdeki çözüm sürecinin genelde Kürtlere yaradığını, Kürtleri güçlendirdiğini düşünüyorlar. Bu nedenle ‘Suriye’de Kürtleri de düşman kabul edecek bir politikaya dönersek ancak Kürtleri durdurabiliriz’ düşüncesi hakim olduğu için süreç bitirildi. Evet, Rojava’daki gelişmeler ve buna yapılan düşmanlık olmasaydı süreç belki tümüyle bir demokrasi ile sonuçlanmasa bile kesilmeyebilirdi.

HDP, AKP’YE TESLİM OLMADI

Cumhurbaşkanı, başbakan, hükümet yetkilileri süreçle ilgili sizi, partinizi sorumlu tutuyor, suçluyor… Siz ‘Şunu şöyle yapmasaydık sonuç başka olurdu’ diyor musunuz?
Eksiklerimiz, yetmezliklerimiz mutlaka olmuştur. Ama vahim bir hata diyebileceğimiz hiçbir şey yapmadık biz. HDP günah keçisi haline getirilmeye çalışılıyor. AKP kendi sorumluluğunu kamuoyundan gizlemek için sürekli HDP’yi suçlayarak kamuoyunun önünde linç ettirerek konuyu çarpıtmaya, kendini gizlemeye çalışıyor. Tabii medya olanakları çok güçlü, kirli propaganda, psikolojik savaş imkanları çok güçlü. Ve bundan etkilenen büyük bir toplumsal kesim de var, bu da bir gerçek. Bütün bunlarla baş etmek kolay bir iş değil. Fakat bu saldırıya karşı dik durmak da geri adım atmamak da önemli bir başarıdır. HDP bu dönem de bütün yapı ve bileşenleriyle dik durmayı başarmıştır, AKP’ye teslim olmamıştır. Belki zorlu bir süreçtir, HDP’nin yara aldığı, hasar gördüğü bir süreçtir ama bunların hiç biri kaybettiğimiz, kaybedeceğimiz anlamına gelmez. AKP’nin bütün bu saldırılarına karşı direnebilmek bile başarı için, zafer için yeterlidir aslında.

‘ERKEN SEÇİM PEK GÖRÜNMÜYOR AMA…’

Selahattin Demirtaş erken seçim ihtimalinin olduğunu düşünmüyor ama yine de temkinli: ‘Erken seçim ihtimali şu anda pek görünmüyor. Fakat hani Türkiye’de her şey her an gelişebilir, Ortadoğu dengeleri birbirini çok çok hızlı etkileyen, yeni sonuçlar doğuran bir sürece gebedir, buna da hazırlıklı olmak lazım, yani olası bir erken seçime de hazırlıklı olmak lazım. Fakat şu anda çok güçlü bir ihtimal olarak önümüzde durmuyor.’Evrensel