Cumartesi Anneleri: Özgür basın sesimiz, kısamayacaksınız

Cumartesi Anneleri/İnsanları 601. buluşmalarında Ekim 1994’te kaybettirilen Ahmet Şen’in akıbetini sordu, İMC TV’nin de aralarında olduğu televizyon ve radyoların kapatılmasına tepki gösterdi.

Cumartesi Anneleri/İnsanları 601. kez Galatasaray Meydanı’nda buluştu, kayıplarının akıbetini sordu.

Bu haftaki buluşmada, Olağanüstü Hal (OHAL) ilanı ardından yayınlanan 668 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile aralarında İMC TV, Hayatın Sesi, TV 10, Van TV, Jiyan TV, Azadi TV ve Zarok TV’nin de bulunduğu 12 televizyon kanalı ve 11 radyonun kapatılmasına tepki gösterildi.

“Bizim sesimizi kısamayacaksınız”

Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun, seslerini dünyaya duyuran basına yönelik saldırıları kınayarak “Siz bu ülkeyi nereye götürüyorsunuz?” AKP’nin sürekli olarak basın özgürlüğünden dem vurduğunu hatırlatan Tosun, “Ne yaparsanız yapın bizim sesimizi kısamayacaksınız” dedi.

Kenan Bilgin’in kardeşi İrfan Bilgin, iktidarın korkusundan dolayı özgür basına saldırdığını söyledi, basın özgür olmazsa, demokrasinin de olmayacağını belirterek,”Korkuyor musunuz. Çünkü; yalanınızı, dolanınızı, katliamlarınızı ortaya çıkarıyorlar. Ama ne yaparsan yap tek adam diktatörlüğün yıkılacak” dedi.

“Korkmuyoruz, bu karanlığı yırtacağız”

İMC TV çalışanı, Basın-İş Sendikası Genel Başkanı ve gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi olan Faruk Eren, basının tarihinin en karanlık dönemini yaşadığını söyledi: “Radyolarımız kapatılabilir, ekranlarımızı karartılabilir. Biz onların yerine meydanlardan haberlerimizi okuruz, duvarlara haberlerimizi yazarız. Korkmuyoruz, bu karanlığı yırtacağız.”

CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Basına yönelik saldırıları kınayarak, “Toplumun temiz, onurlu insanlarından korkuyorlar. Korkuları sonları olacak” dedi.

“Yaşadık biliyoruz”

Haftanın açıklamasını Evrim Baykondu okudu.

Baykondu şunları söyledi:

“İktidarın sorunlarımızın çözümünü demokratikleşmede, hukuk devletini inşa etmede, hak ve özgürlüklerimizi güvence altına almada değil; evrensel hukuku yok saymada, baskı ve şiddet politikalarında, OHAL ilanında görmesi nedeniyle Galatasaray’dayız.

“Yaşadık biliyoruz; olağanüstü dönemler, bu topraklarda hiçbir zaman ‘normal duruma’ dönmek amacıyla, önlemlerin alındığı geçici bir dönem olmadı. Aksine baskıcı, tektipçi, kendinden olmayanı cezalandıran bir rejimi süreğen kılmanın yöntemine dönüştü.

“OHAL, ilanına neden olarak gösterilen ‘darbecilerle mücadele’ amacından uzaklaştı. Devletin tüm kurumlarından AKP’li olmayanların tasfiye edildiği bir hukuksuzluk sürecine dönüştü.

“Barış ve demokrasi mücadelesi yürütenleri hedef aldı. İçlerinde bizim de sesimizi kamuoyuna taşıyan gazeteler, televizyon ve radyolar kapatıldı. Özetle iktidar olağanüstü hali siyasi bir araç olarak kullanıp kendi rejimini inşa etmek istedi.”

Ahmet Şen’e ne oldu?

Ekim 1994’te namaz kılmak için Güçlükonak’a bağlı Bulmuşlar köyündeki camiye giden Ahmet Şen, camideyken, cami cemaatinden iki kişi ile birlikte korucular ve askerler tarafından gözaltına alınarak Bulmuşlar Köyü Karakolu’na götürüldü.

Birkaç gün sonra iki kişi serbest bırakıldı ama Ahmet Şen “Diyarbakır’dan isteniyor” denilerek karakoldan götürüldü. Ailesinin başvuruları sonuçsuz kaldı, Ahmet Şen’den bir daha haber alınamadı.

Aile son olarak  2009’da Cizre Cumhuriyet Savcılığına  suç duyurusunda bulundu. Bu suç duyurusu sonucunda savcılık tarafından 2009/430 dosya numarasıyla soruşturma başlatıldı; ama  Şen’in akıbetini açığa çıkartmayı ve ceza adaletini sağlamayı hedefleyen etkin bir soruşturma yürütülmedi.

Ahmet Şen’in gözaltında tutulduğu Bulmuşlar Jandarma Karakolu’nda o dönem görevli olanlar, devletin personel kayıtlarında bulunmasına rağmen açığa çıkartılmadılar, yargılanmadılar, cezalandırılmadılar.