Çiller döneminde köyünü şimdi evlatlarını kaybetti

Tansu Çiller’in başbakan olduğu dönemde köyü yakılan Çıkmaz ailesi, göç ettiği Cizre’de son sokağa çıkma yasağı döneminde iki evladını kaybetti.

Sokağa çıkma yasağının kalkmasının ardından Cizre’den ilk yansıyan karelerde, ilçenin savaşın büyük yıkımını yaşayan herhangi bir Suriye kentinden farkı olmadığı görülmüştü. Şimdi ise, bir yandan bu büyük yıkıma direnerek bir biçimde ayakta kalmayı başarmış evlerin duvarlarındaki kurşun deliklerinin sıvası yapılmaya çalışılırken, bir yandan da ‘güvenlik’ adı altında sürdürülen ablukanın baskısı hükmünü icra ediyor.

AMERİKAN FİLMLERİNDEN FIRLAMIŞ GİBİ

Cizre’nin merkezinde zırhlı araçların yakınında, ya da markete girerken dikkatimizi çeken özel harekat polislerinin halleri, Afganistan ve Irak’ın işgalinin ardından Amerikan sinemasına yansıyan ABD askerlerinin bu ülkelerdeki görüntülerini hatırlatıyor.Yani dışarıdan geldiği bir coğrafyada hükmünü göz korkutarak göstermeye çalışan bir silahlı gövde gösterisi... Ellerinde uzun namlulu çeşitli türden silahlar ve bacaklarındaki kılıflarda tabanca ve kasatura... Kendisini süzen gözlere devletin gücüne itaat etmelerini vaaz eden bir güç gösterisi... Adeta ‘gösteri zamanı’ denilerek ortaya salınmış olmanın öz güveni ile dolaşıyorlar. Konuştuğumuz Cizreliler ise böylesi bir güç gösterisini bir hakaret olarak algıladıklarını da ifade ediyorlar.

BİR EVDE İKİ ACI BİRDEN

Bu görüntülerin yanında Cizre’de hâlâ kaybettiği yakınlarının cenazesini bulamamış olanlar var. Ve mahalleleri dolaştığınızda duvarı sağlam duran evlerin içinde de yıkılan ocaklar buluyorsunuz. Henüz 15 yaşındayken Cizre’de devletin operasyonları sonucu bodrumlarda yaşamını yitirmiş olan Yasemin Çıkmaz’ın evi de onlardan biri.

Önce Cudi Mahallesi’ndeki taziye evinde Yasemin Çıkmaz’ın babası Abdullah Çıkmaz’ı ziyaret ediyoruz. Acılı baba 27 Şubat günü 15 yaşındaki kızı Yasemin’i, birkaç gün önce de İdil’deki direnişte 22 yaşındaki oğlu Vahap’ın öldüğü haberini almış. İki acı da çok taze. Kendisiyle konuştuğumuzda evlatları elinden alınmış bir babanın bütün acısını hissediyoruz halinden. Cümleleri kurarken bile zorlanıyor.

KELİMELERİ ADETA SÜRÜKLEYEN BİR BABA

Baba Abdullah Çıkmaz, ağır ağır, adeta kelimeleri sürükleyerek konuşuyor: “Sokağa çıkma yasağının başladığı tarihten 22 gün sonra evden ayrıldık. Şah Mahallesi’ne geçtik. Sonra kızımızın elbisesi evde kalmış. Elbisesini alabilmek için eve döndü. Birkaç eşya için. Sonra ismini yaralılar arasında duyduk. Biz 155’i aradık, dediler 112’yi arayın. Biz 112’yi aradık, geldiler. Dörtyol’da durdular. Sonra ‘Yaralılar gelmiyor’ dediler. Bu ‘İnsanlar yaralıdır, nasıl gelecek?’ dedik, onlar da ‘Çatışma vardır, biz oraya giremiyoruz’ dediler.”

Ondan sonrası artık Cizre’de insanların bodrumlarda öldürüldüğünün haberlerinin gündeme gelmeye başladığı süreçtir. Sonrasını yine Abdullah Çıkmaz’dan dinleyelim: “Ondan bir hafta sonra cenazeleri teşhis için bir hafta Silopi’de kaldık. Çocuğumuzu teşhis edemedik. Mardin’e gittik, kan verdik. Kan verdikten 10-12 gün sonra kızımız Cizre’de bulundu. Biz 27 Şubat’ta Cizre’de cenazemizi aldık. Teşhis edemedik. Kızımızın elbisesini bodrumdan aldık. Elbisesine bir şey olmamıştı, ama kızım yanmıştı. Vahşet bir şeydi. Kızımızın daha acısı bitmeden oğlumuzun İdil’den cenazesi geldi. 7 çocuğum var. 2’si vefat etti.”

Baba Çıkmaz, davacı olduklarını belirterek devam ediyor, “Avukatımız Ramazan Demir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine de başvurdu. Tedbir kararı aldırdı, ama Şırnak Valisi reddetti. Yine dava açtık. Bu davanın peşini bırakmayacağız.”

ÖNCE KÖYÜ YAKILMIŞ, ŞİMDİ DE...

Abdullah Çıkmaz’a “Doğma büyüme Cizreli misiniz?” diye sorduğumuzda ise, kuşaklar boyu süren bir baskının gerçeği ile yüz yüze kalıyoruz: “Şırnak’ın Alkemer köyündeniz. Köyümüz Tansu Çiller’in başbakan olduğu 1993’de yakıldı. Ailecek Cizre’ye geldik. Sadece insanları kurtarabildik, eşyalar, havyanlar hepsi köyde kaldı. Canımızı kurtarmak için buraya geldik. Bir ara buraları da korucular bastılar. Yafes Mahallesi’ne geçtik, bir süre orada kaldık. Tekrar yine bu mahalleye döndük.” Yani baba Çıkmaz, köyünü, evini, hayvanlarını Çiller döneminde bırakarak geldiği Cizre’de bu kez de canı gibi sevdiği evladını kaybetmiş olmanın acısını yaşıyor. “Kayıp olan bu çocukların hepsi sivildir. Hepsi bu halkın çocuklarıdır. Hiçbirinde silah yoktur. Hepsi öğrencidir. Bir silah yakalamadılar” diyor Abdullah Çıkmaz ve titreyen sesiyle devam ediyor: “Onlar beyaz bayrakla da gelse, Türk bayrağıyla da gelse onları bırakmayacaklardı. Bir tane insan oradan sağ çıkmadı. Göz göre göre bu çocukları öldürdüler. Vekillerimiz; bakanları, her yeri aradılar ‘Bu insanları kurtarın’ diye, ama kurtarmadılar.”

Abdullah Çıkmaz’a evlerinin durumunu da soruyoruz, verdiği yanıt da Cizre’nin gerçekliğini bir başka açıdan özetliyor: “Kapılarımız, camlarımız kırık, bir cephede kurşun izleri vardır. Çok fazla kurşun isabet etti. Gerisi normaldir. Diğer evlerin hepsi yakılmış, yıkılmış.”

‘VİCDANI OLAN BUNU YAPAR MI?’

Ardından kadınların taziye için toplandığı kendi evlerinde Yasemin Çıkmaz’ın annesi Esmer Çıkmaz’ı görmeye gidiyoruz. Yasemin Çıkmaz’ı anlatıyor: “Kızımın elbiseleri benzin kokuyordu. Bu insanları kimyasal ile öldürmüşler. Beden yanmış elbiseler yanmamış. Cenazeler çıkarıldıktan 20 gün sonra kızımın cenazesini bulduk. Cenazemizi kaldırırken bile polisler akrabalarımızın tabuta yaklaşmasına, taşımasına izin vermediler. Amcalarının cenazeye katılmasını dahi yasakladılar. Önde ve arkada 2 akrep ile takip ettiler. Cenazemizi gömerken mezar başında bile ellerinde silahlarıyla beklediler. Hiç kimse cenazesine katılmadı. 3-4 belediye işçisiyle cenazemizi gömdük. Vicdanı olan bunu yapar mı?”

Çatışmalarda en büyük yıkımın yaşandığı mahalle olan Cudi’de konuştuğumuz bir başka kişi de, Muhammed Erdoğan. Onunla da evinin bahçesinde konuşuyoruz. Biz konuşurken bahçe duvarlarını birilerinin sıvayarak onarmaya çalıştığını görüyoruz. Yakınları Muhammed Erdoğan’a yardım ederek, yaralarını biraz olsun sarmaya çalışıyorlar. Söz Muhammed Erdoğan’ın: “Oğlumu kaybettim. 22 yaşındaydı. Biz 21 gün burada kaldık. Bir gün öyle bir çatışma oldu ki, ben bu tarafa kaçtım, oğlum da şu tarafa kaçtı. Dört oğlum da kaçtı. En küçük oğlum Mahsum kaldı sadece. Telefonlar çekmediği için onunla uzun süre konuşamadık. 25-30 gün görüşemedik. Sonra televizyondan, Med Nuçe’den bodrumda öldüğünü işittik. 2. bodrumda. Sonra Habur’a gittik teşhis için kan verdik. Mardin’e gittik kan verdik. Sonra Habur’a gittik, Habur’daydı. Yanmış. Ben tanımadım. Annesi tanıdı. Oradan aldık, Şırnak’a getirip defnettik.” Muhammed Erdoğan, dava açacaklarını belirterek, “Ölümüne kadar davadan vazgeçmeyeceğiz” diyor.

Sokakta denk geldiğimiz 60’lı yaşlardaki Kasım Uslu ile de konuşmak istiyoruz. Cudi’de oturduğunu söylüyor. Sokağa çıkma yasağı sırasında burada değillermiş. Can güvenliği endişesiyle birçokları gibi ilçe merkezine gitmişler. Yakınlarından kayıp yokmuş. Ama bir yandan da sanki bütün yakınlarını kaybetmiş gibi konuşuyor; “Allah bunları yapanın cezasını verecek, kim olursa olsun.”

Yaraları henüz çok sıcak olan Cizre’de kime dokunsanız benzer sözleri duyabiliyorsunuz.

BODRUMDA BİR KADIN: BU YAPILAN İNSANLIK MI?

Cudi Mahallesi’nde ilk bodrumun önüne geldiğimizde, Cizreli bir grup da önümüzden geçerek bodruma girdi. Ardından biz de girdik. Altmışlı yaşlarda gösteren kadın bodrumda gezerken bir yandan da Kürtçe söyleniyordu: “Allah bunu yapanlara bırakmasın!” Yanına gidip, yaşananlarla ilgili görüşünü almak istiyoruz, “Neye uğradığımızı şaşırdık. Tank ve top atışları yüzünden evimizi terk ettik. Bu bodrumda öldürüldüler. Bu yapılan insanlık mı? Ne diyeyim?” İçeride, yünleri dışarıya sarkmış yorganlar yanmamış olarak dururken etrafta da simsiyah bir yanık görüntüsü var. İnsanlar bu bodrumdan teşhis edilemeyecek ölçüde yanmış bir biçimde çıkarıldılar. Burada yaşayan insanlar benzin ya benzer bir sıvı dökülerek yakıldığını düşünüyorlar. İşin bu kısmı, konunun uzmanlarının ancak doğru yanıtlar verebileceği bir alanı oluşturuyor. (Fatih Polat/ Fırat Topal- Evrensel)