1. HABERLER

  2. MAKALE

  3. Baoo, bir ayarda sen ver Kürtlere
Baoo, bir ayarda sen ver Kürtlere

Baoo, bir ayarda sen ver Kürtlere

Gerçek, bizi birbirimizden ayıran; darbelerin, katliamların, Soma’ların, fukaralığın getirdiği acıların aramıza girdiği “eskiden yoktu Kürt, Türk, Alevi güzel, güzel yaşıyorduk” dediğin, koca bir hayatın varlığıdır. Daha ne olsun!

A+A-

GÜLSEN FEROĞLU

Bir gün… bir gün bir şey… bir gün bir hayat kaybedersin; bir nefes, bir bakış, bir anı, bir fotoğraf. Senden o gün bir şey gider, sonra çok şey; Ve o kadar çok ki ölümüz. Endişelenme! duydum seni de. Hayır, öyle sandın. Peki, sandımsa, gerçek neydi? Gerçek, seni duyduğum kadar, senin beni duymadığındır.

Sen; “Mustafa Kemalin askeri”, liberalim, cemaatçim, beyaz Türküm; şöyle dürüstsün, böyle şahanesin, sadece gerçeğin peşindesin diye diye dolandın…durdun da...bir kerecik olsun baktın mı yere göğe sığdıramadığın gerçeğe, ne olduğuna.

Gerçek, bizi birbirimizden ayıran; darbelerin, katliamların, Soma’ların, fukaralığın getirdiği acıların aramıza girdiği “eskiden yoktu Kürt, Türk, Alevi güzel, güzel yaşıyorduk” dediğin, koca bir hayatın varlığıdır. Daha ne olsun!

Satre’nın yazdığı “Başkaları, cehennemdir”i yaratmış ulus devlet yönetenlerinin doğuştan fişleyerek ötekileştirdiği o hayatta; çocukluk; Maraş katliamı ertesi evin duvarlarında kırmızı (x) işareti arayan babalı, Ramazanda kapalı perdeler ardındaki sofrada annenin “çabuk yiyin” korku komutlu, şivenizle alay edildiğinden teneffüslerde bir başına oturulan tahta sıralıdır.

Makbulün Türk, Sünni, seküler olduğunu bilmediğinizden “neden, niye”li çocukluğu izleyen; “sakın! Aleviyim deme, hele Kürdüm hiç “ tembihli gençlik; kampüse toplu çıkışlar, Auschwitz’e çevrilmiş Diyarbakır, Mamak cezaevleri. İşkence gören, öldürülen, asılan o güzel, o parlak gözlü yoldaşlar. Çokça da çaresizliğiniz, tek başınalığınızdır.

Dahası devrimcileri, mütedeyyinleri, gayri Müslimleri, …, …, emekçileri de kavurdukları cehennemi daimi yapmaya yeminlilerin; köy meydanında, hapiste “Türksün”, “Türkçe konuş”la döven, “teröristsin“le öldüren tekçiliğine, linçine dayanamayan, dağa vuran Kürtler.

Yıllar önce Yeşilyurt’ta Yüzbaşı köylülere insan dışkısı yedirdiğinde bitmiş insanlığı, “bölücü, hain” Kürtlere hak gördüğünden sana göre elbette; yoktu devlet terörü, yoktu adaletsizlik. Ülkenin gerçek sahibi yapıldığından baskı, zulümle karşılaşmayan bir ırkın mensubu sen; özgür dünyana 500, 1000 km uzaktaki Kürtlere yapılanları önemsiz bulduğundan elbette “güzel, güzel” de yaşıyordun.

Oysa öyle Radikal okuyup, CNBC-E izleyince, Nispet’te “Yine mi güzeliz, yine mi çiçek”i söyleyince, Immanuel Wallerstein okuyunca elit olunsa da; medeni, adaletli, eşitlikçi olunmuyordu be güzelim, yakışıklım; onlarca Guernica çizilir, insan onuru postallarla, TOMA’larla, panzerlerle ezim, ezim ezilirken vatanının Doğusunda, Güney Doğusunda; Kürdistanda.

İşte devletin orman, köy yakıp, tonlarca bombayla dağları devirdiği, bir hiç’i feth etmek üzere savaştırdığı Mehmetçikle, Kürt gençlerinin birbirini öldürdüğü bu minval üzerinde geçen yıllar, sonunda “çözüm” sürecini dayatıvermişti. Süreç dura, kalka ilerlerken 30 Mart 2014’te buyurganlığın en baba sloganı “tatava yapma”nın peşine takılan ama nasılsa biatçı olmayan en aydın, en abi gazeteciler de CHP’ye oy vereceklerini açıklamışlardı.

Kendilerini CHP’yle bağlayınca, otomotikman CHP’yle seçim hezimeti yaşayan Hasan Cemaller, Koray Çalışkanların , …, …, …, Kürtlere negatif hizmet hareketinin, Mart 2014 Fethiye’de, Samsun‘da Kürtleri linçe kalkışmış ırkçıların; görünen tek hedef “Erdoğan karşıtlığı ”üzerindeki ittifakına katılmayan Kürtler, bir anda hezimetin sorumlusu zanıyla kara listeye alınıvermişlerdi.

Hal böyle olunca; çocukça, acınacak “kurudu, kaldı ”lı laf sokuşturmayı, mesnetsiz iddiaları gazetecilik algılayan medyanın yeni sürümü “aman geç kalma, bir ayarda sen ver Kürtlere” piyasayı ele geçirmesin mi. Bolu beylerinden; nefret suçunu bildiğinden düşüncesini direkt yazmayıp bir taksicinin ağzından “ Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kürtler oylarını Erdoğan’a mı verecek?” diye sordum. “Kürtler çok aptal ….” yazan Şahin Alpay, “Batı’da faşizm, doğuda özerklik mi?” yazan Mehmet Altan, “…Dersim, Cizre’deki Soma protestolarına müdahale edilmiyor” tweetli Kadri Gürsel de şahlanmasın mı.

Bu, AKP’nin seçim kazandığı 2002 yılına kadar; dört darbe, birkaç darbe teşebbüsü geçirmiş, Türkiye’de; her şey güllük gülistanlık, faşist diktatörlük hiç yaşanmamış yazılarını okuyan, konuşmalarını duyan insanların da haklı olarak nutku şaşıvermesin mi.

İşin kötüsü, her aklına esenin hoşlanmadığını diktatör ilanı karşısında, ülkede diktatörlük “var mıdır, yok mudur”u tayin etsin diye başvurulacak Standard & Poor’s vari uluslararası bir adreste yoktur.

Acaba, hep örtülü, örtüsüz faşizme maruz kalmış ötekilere, Kürtlere yaptıklarına bakıp; hafif, orta, yüksek, ultra diktatör ayrımına, biz mi tabii tutsak başbakanları. Buna göre iktidarlarında İstiklal, Sıkıyönetim, Devlet Güvenlik, Özel Yetkili mahkemelerle, Takriri Sükûn, 141-142, 163 maddeli TCK, TM kanunlarının yasalaştığı Mustafa Kemal, Okyar, İnönü, Menderes, Demirel, Ecevit, Ulusu, Özal, Yılmaz, Çiller, Erbakan, Erdoğan, hepsi de diktatör müdür?

Ya Faşizm; misal, 650 bin kişinin tutuklandığı, 50 kişinin idam edildiği Evren’li yıllarda mı, Özgür Gündem’in 76 çalışanı dahil 20 bine yakın faili meçhul cinayetin işlendiği, JİTEM’in tavan yaptığı, merkez medyanınsa “sarışın güzel kadınlığına” vurulduğu Tansu Çiller’li yıllarda mı yaşanmıştı.

Yoksa bugünü; darbeden ilk “Hatırla Sevgili” dizisiyle haberdar olmuş, devlet terörüyle “Gezide” karşılaşmış biri diktatörlüğün, ”Asılacak adamsın ulan” kapaklı Türk Solu dergisini gösteren bir diğeri demokrasinin; yasaklı Sason, Xîyan dağlarına, yaylalara çıkma özgürlüğünü tadan 1984 doğumlu bir Kürt de azıcık demokrasinin göstergesi sayabileceğinden. Ortada her kesimin, her insanın karşılaştığı yaptırımlara, baskıya göre bir diktatörlük, faşizm, demokrasi tanımı, algısı ya da algı yönetimi mi vardır.

İyi de insanın algıladığı, sandığı, medyanın, liderin, partinin, örgütün, sendikanın algılattığı, sandırdığı mıdır, gerçek? İnsanların bir gün o yalana inanmalarını umarak; Kürtlerin “batıda faşizme” geçit verdikleri yalanını algılatma projesi gerçeği yansıtır mı?

Bedeli iç savaşta 50 bin kürdün hayatı olan; demokrasi, özgürlük mücadelesinde; zorun savaş değil barış olduğunu günahıyla, sevabıyla kavramış Kürtlerin, herhangi bir yerde faşizmden yanalığını geç yazmayı, akıldan bile geçirmek Vicdansızlığın ta kendisidir. Bu vicdansızlığa cevabı da bırakalım Sabahattin Ali versin; yüzde yüz haklı “ Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer.” sözüyle.

Ayrıca sırf beyaz Türklerin, cemaatin; devletin olanaklarını, kent rantını kırpışmada AKP hükümetince dışlanma kızgınlığını, histerikli nefretlerini “demokrasi, özgürlük”le makyajlama tuzağına düşmediklerinden hedefe koyulan Kürtler, kendilerini kimseye ispatlamak, beğendirmek zorunda da değillerdir.

Yıllarca her yenilgiye, yalana mazeret üretip, suçu hep başkasında arayan, bulan müesses nizamının tekçi Kemalist ideolojisi dimağlara öyle bir zerk edilmiştir ki. Ne kadar özgürlükçü, ne kadar demokrat geçinilirse geçinilsin, her an, herkesin içinden inceltilmiş bir RTE, bir Yusuf Yerkel’in fırlayacağı Türkiye’de; zaten Kürtler de idama giderken incinmesin diye Pir Sultana taş yerine gül atarak daha çok yaralayan yarenliklere alışkındırlar.

İlk taşın hep beklemediğin insandan geldiği bu dünyada; yollarımıza leylaklar dökün de demiyoruz ama eğer bugün eşit yurttaşlık, diktatörlük,…,…, tartışılıyor, W, Q kullanılıyor, Newroz, 1 Mayıs yasağı, andımız kalkmışsa,…, …, bunlarda Kürtlerin asırlık mücadelesinin etkisi, gücü niye yadsınsın.

Şimdi, hazır CNBC-E’deki Game of Thornes bir dakika reklama girmişken nasıl; konuştuğun, sandığın gibi miymiş gerçek. Kavranamamış tek gerçek de, kapanmamış hesaplarla dolu geçmişle, dünle ödeşilemediğinden, bugün özgür, barışçıl bir geleceği, hayatı kuramadığımız olmasın.

Hayat da, entelektüel süslemeli büyük laflara gerek bırakmayacak sadelikte, sadece başımıza gelenlerdir. Her gün, her gece o kadar da çoktur ki ölümüz; değil mi Soma, Ali İsmail Korkmaz, değil mi Uğur Kurt, Ayhan Yılmaz, Hakan Tek,,,,,,

Evet, evet hayat, sadece başımıza gelenlerde değil, başımıza getirilenlerdir. Ve “çocuğum bol bol masal dinle/ henüz inanırken…”

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.